Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Yazarlar


Mert Tanaydın

1977, İzmit doğumlu. Marmara ve Galatasaray Üniversitelerinde Siyaset Bilimi okudu. 2001'den beri editörlük yapmaktadır. YKY, Merkez Kitaplar ve Sel Yayıncılık'da çalıştı; halen Kırmızı Kedi Yayınevi'nde çalışmaktadır. Çeşitli dergi ve internet mecralarında yazıları yayımlanmaktadır.

Tüm Yazıları

 

Gün güneşliydi ama. Sabah uyandığımda gökyüzünün bir yakasında çekilen bir tsunami dalgası gibi uzaklaşıyordu koyu bulutlar. Soğuk olmasına soğuktu, ama pırıl pırıldı gökyüzü. Bir ölümün ardından bakmakta olduğumuzu tahmin edemezdim.

 

Televizyon evlerimizin içine yerleşmiş en kapsamlı medya makinesi hâlâ. Büyük Birader olarak bizi kontrol altına henüz tamamen almamış olsa da, kitaplarımızın yerleştiği rafların ortasında tüm azametiyle yayın yapmaya devam ediyor. İşin ilginci, o raflara yerleşmiş romanların yazarlarını ekrandaki dizilerin senaristi olarak da görebiliyoruz.

Tatil. Yerleşik hayatımızın, gündemimizin hırgüründen uzaklaştığımız, paranteze aldığımız zaman. Ekseriyetle yaza tekabül ediyor, ama alışılmış olanın dışında da yaratılmış olanları var. Okurlar için tatil fark etmiyor aslında, meraklarını hiç azaltmadan faaliyetlerine devam ediyorlar.

1991’de, gösterişli sex, drugs & rock’n’roll müziklerinden insanın gerçekliğini daha yakalayan, “depresyon hırkalı” alternatif bir müzik anlayışına geçilmişti.  Bunu sağlayan en önemli albüm ise, bugünlerde yenilenmiş baskısı raflara düşecek olan Nirvana’nın Nevermind albümüydü.

Eylül ayında Türkiye’de Alain De Botton’un yeni kitabı, henüz dünyada yayımlanmamışken, kitabevlerine dağıtıldı: Ateistler İçin Din.

Ödüller. Yaptıklarımızın başkaları tarafından onaylanması. Yaptıklarımızın karşılığını almamız. (İngilizcede bir malın ya da hizmetin ederi anlamına gelen price ile ödül anlamına gelen prize ne kadar da yakınlar birbirine.) İçinde bulunduğumuz yolda, muhtemelen doğru istikamette ilerlediğimizi anladığımız anları işaretleyen ödüller.

Nedendir bilinmez, çok küçük yaşlarda peşine düşülür yuvarlak nesnelerin, topların. Babadan oğula geçen genetik bir durum mudur acaba top tepmek?

İnsanoğlu hiç durmadan yayılan bir tür. Tarih öncesinde ve tarih boyunca bulunduğu her yeri kendisine tabi kılma konusunda büyük ısrar göstermiş. Dünyayı ele geçirme, kendine mal etme, içini dışına çıkarma, doğasını kontrol etme, paylaşma mücadelesini hiç durmadan vites artırarak sürdürüyor.

Sakin ya da telaşlı, sürdürdüğümüz hayatlarda genellikle nerede olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi biliriz.

 

Dünya kazanını kaynatan, insanların kaderlerini karıştıran kurumlar ve kurumlara bağlı kişiler. Özellikle devletler, kendi çıkarlarını gözetmek, başkalarının niyetlerini öğrenmek, gerektiğinde olayların gidişatını kendi lehlerine çevirmek adına gizemli, varlığıyla yokluğu birbirine karışan, kolaylıkla sırra kadem basacak kurumlar oluşturmuşlardır: İstihbarat Teşkilatları.

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.