Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yazarları yazdıran tatil okumaları




Toplam oy: 920

Tatil. Yerleşik hayatımızın, gündemimizin hırgüründen uzaklaştığımız, paranteze aldığımız zaman. Ekseriyetle yaza tekabül ediyor, ama alışılmış olanın dışında da yaratılmış olanları var. Okurlar için tatil fark etmiyor aslında, meraklarını hiç azaltmadan faaliyetlerine devam ediyorlar. Ama yine de normal şartlardan ciddi farkları var tatil okurluğunun: Genellikle mekân değiştirildiği, yola çıkıldığı için kısıtlanır kişi, yanına bir, bilemedin iki (oburlar için sayısız) kitap alır, bilinmeyene ya da kanıksanmışa yolculukta eşlik etmek için özenle seçilir. Tatil kitabı hiç beklenmedik bile olabilir: Gençliğimde ailemle gitmek durumunda kaldığım bir tatil köyünde sıkıntıdan yanımda taşıdığım tüm kitapları bitirmiş, gazete bayiinde satılan onlarca kitaptan en kalını diye 600 sayfalık, Türkçeye Kuş Uçuşu diye çevrilmiş, Jeffrey Archer’ın manavlıktan alışveriş merkezi işletmeciliğine yükselen bir aileyi anlattığı As The Crow Flies adlı romanını almış, ilk aile sagamı okumuştum.

 

Yaz başlangıcında medyanın yer ayırmayı sevdiği listeler, yaz okumalarıdır. İşte Haziran ayında The Guardian oldukça kapsamlı ve ilginç bir tatil kitapları dosyası hazırlayarak, sırasını savmış oldu. Ben de, hem listedeki bazı ilginç yazarları, hem de önemli tatil seçimlerini vurgulamak için, bu listeyi ele almaya karar verdim. İngilizce yazan çağdaş yazarların tatil kitabı olarak anlattıklarından hareketle, bir yazarın yazar olmaya başlamadan çok önce, bir okurken nasıl yol aldıklarını anlamak da mümkün olacak. Yirmi yedi yazarlık bu kapsamlı listeden ben birkaç tanesini büyütece alacağım.



Tatilde peşine düşülen Kayıp Zamanın İzinde


Bir zaman diliminde okuyabileceğiniz en kapsamlı yapıtlardan biri, hiç şüphesiz, Marcel Proust’un ömrü boyunca kaleme aldığı, yedi ciltlik Kayıp Zamanın İzinde olacaktır. 1936 doğumlu, Booker ödüllü, Times’ın 1945’den bu yana en iyi elli Britanyalı yazar listesinde gösterdiği, romanları, öykü derlemeleri, Iris Murdoch da dahil olmak üzere çeşitli isimler üzerine biyografileri, edebiyat incelemeleriyle etkili olmuş, ama ne yazık ki ülkemizde sadece baskısı tükenmiş üç yapıtıyla pek bilinmeyen Antonia Susan Drabble, kalem adıyla AS Byatt, 1959 yılında, evlendiği yaz, akademik danışmanının okuduğunu gördüğü Proust’un yapıtının Fransızca orijinalini büyük bir hırsla edinmiş ve başlarda sözlüğün de yardımıyla, ama bir süre sonra Proust’un diline kendini bırakarak, aslında akademisyen değil yazar olduğunu idrak etmiş. Yıllar sonra, Keşmir kökenli olmasına rağmen 1969’da Londra’da doğmuş olan, 2003 yılında Granta dergisi tarafından en iyi genç 20 Britanyalı romancı listesinde yer alan, beş kitabından sadece Somerset Maugham ödüllü The Impressionist’in Gölgenin Gölgesi adıyla dilimize kazandırıldığı, ancak ülkemizdeki edebiyat gaddarlıklarıyla ilgili haberler yapacak kadar ülkemizi takip eden Hari Kunzru, 1997 yılında Meksika’da, Chiapas’a yaptığı bir seyahatte, sabahları ordunun akşam uçakla atılan kokain paketlerini aramaya geldiği ıssız bir plajda yaptığı tatilde bu yapıtı okuyacaktır.

 

Yazarların tatilde okumayı en sevdiği yazar, elimizdeki listeye göre, John Fowles. Ülkemizde de sevilen, hem akademisyen hem de ağırlıklı olarak akademik dünya üzerine yazan bir romancı olan David Lodge, 1971 yazında ailesiyle birlikte bir balıkçı kasabasında geçirdiği tatilinde, Fowles’un yine bir deniz kasabasında Viktorya çağı romanı olarak kurguladığı, ancak anlatısına modern yazarın yaklaşımlarını yedirdiği için önem kazanan Fransız Teğmenin Karısı’nı okumuş mesela. Yakın dönemde daha fazla ismini duymaya başladığımız, günümüz İngiliz hayatını edebiyata en etkili aktaranlardan biri olan Will Self ise, 18 yaşındayken Lizbon’a çıktığı otobüs yolculuğunda yanına aldığı kitabın, bir Yunan adasında öğretmenlik yapmaya başlayan toy bir İngilizin, adadaki zengin ve gizemli armatör tarafından içine dahil edildiği psikolojik oyunların okuru sürüklediği, müthiş bir okuma macerası sunan Büyücü (The Magus) adlı romanı olduğunu söylüyor. Aynı roman Türkçeye de kazandırılmış Viktorya dönemiyle ilgili romanlarıyla ün kazanmış, Galli romancı Sarah Waters tarafından, 1987’deki bir Dubrovnik gezisinde de okunmuş olduğuna bakınca, Fowles’un Akdeniz’in labirent kentlerinde ve verimli coğrafyasında dolaşan yazarların tercihi olduğunu idrak ediyoruz.



Çocukluğun Uzun Tatilinde Bir Gönülçelen

 

Listedeki kitaplardan biri, okuduklarım içinde benim tatil kitabı olarak en çok önereceğim kitap olacaktır: İrlandalı ünlü şarkıcı Sinead O’Connor’un ağabeyi, romanları ülkemizde pek bilinmeyen Joseph O’Connor tarafından 17 yaşında okunduğunda, kahramanı Holden’in okurla arkadaşlık kurduğuna inandığı, J. D. Salinger tarafından yazılmış ve pek çok okur için özel bir yer taşıyan, Catcher in the Rye (Çavdar Tarlasında Çocuklar ya da eski adıyla Gönülçelen). O’Connor’un ifadesiyle bu kitabı okumak, ilk defa Bob Dylan ya da Sex Pistols dinlemek gibiymiş.

 

Tatiller sadece romanlara ayrılmaz tabii. İngiliz kültür eleştirmeni, gezgin ve romancı, son dönemde Jeff in Venice, Death in Veranasi ile adını duyuran, parlak yazar Geoff Dyer, 1986 yazında, henüz Görme Biçimleri çalışmasına atıfla Ways of Telling adlı John Berger incelemesini yazmaktayken, radikal sosyalistlerin işlettiği bir kitapçıdan satın aldığı Theodor Adorno’nun Minima Moralia’sını okumaya başlar. Pek fazla anlamadığını itiraf eden Dyer, yine de kültür eleştirmeni Adorno’dan yeterince etkilenmiş olmalıdır ki, cazdan yogaya, D. H. Lawrence’dan Venedik Bienali’ne çok farklı konuya yer verdiği nitelikli yapıtlarıyla, Alain de Botton’dan bile daha cazip bir yazar haline gelmiştir.

 

Peki ya sevgili okur, siz neyi alacaksınız yanınıza?

 

Sevgililer ve dostlar için kullanılan gündelik bir deyişi bozarak yazıyı sonlandırayım: Okur tatilde ideal yazarını daha iyi tanır. Şimdi tatile çıkan bir genç olsaydım ve çantamda tek bir kitaba yer olsaydı, bunca zamandır okuduklarımdan hareketle, sanırım Haruki Murakami’nin Kafka Sahilde’sini alırdım yanıma. Peki ya sevgili okur, siz neyi alacaksınız yanınıza?



The Guardian’dan yazarların tatil kitapları listesi:


John Banville: Henry James’ten Yürek Burgusu


William Boyd: Barry Spacks’ten The Sophomore


AS Byatt: Marcel Proust’tan Kayıp Zamanın İzinde


Jonathan Coe: Herman Hesse’den Narziss ve Goldmund


Jilly Cooper: A.E. Housmann’ın şiirleri


Margaret Drabble: Angus Wilson’dan Late Call


Geoff Dyer: Theodor Adorno’dan Minima Moralia


Jennifer Egan: Dana Tortt’tan The Secret History


Jonathan Franzen: Halldor Laxness’den Bağımsız İnsanlar


Antonia Fraser: Anthony Powell’dan A Dance to the Music


Michael Frayn: Amos Oz’dan Aşk ve Karanlık


Esther Freud: Tolstoy’dan Anna Karenina


William Gibson: Cormac McCarthy’den Blood Meridian


John Gray: John Cowper Powys’den Wolf Solent


David Hare: Jonathan Franzen’dan The Corrections


Michael Holroyd: Sylvia Townsend Warner’dan Mr. Fortune’s Maggot


Hari Kunzru: Marcel Proust’tan Kayıp Zamanın İzinde


David Lodge: John Fowles’dan Fransız Teğmenin Karısı


Andrew Motion: Homeros’tan Odysseia


Joseph O’Connor: J.D. Salinger’dan Çavdar Tarlasında Çocuklar


Jonathan Raban: Thomas Mann’dan Venedik’te Ölüm


Ian Rankin: Tolstoy’dan Savaş ve Barış


Will Self: John Fowles’dan Büyücü


Tom Stoppard: Edmund Wilson’un yapıtları


Colm Tóibin: Ernest Hemingway’den Güneş de Doğar


Rose Tremain: Patrick White’tan Voss


Sarah Waters: John Fowles’dan Büyücü

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Savaşlar ve felaketler insanlık için büyük yıkımlar getirir. Acı, gözyaşı, sürgünler ve kayıplar bireysel ve toplumsal ölçekte kapanmayan yaralar açar. Yaşamdaki bu nedenli derin acılar, edebi alanda aynı derecede nitelikli eserler doğmasını sağlar.

Atlardan birinin üstüne, denklerin arasına yerleştirmişler beni. Yorgan, kepenek ve kap kacağın içine. Yassı taşlarda yankılanan nal, toynak seslerini, göç kalabalığının birbirine karışmış hengâmesini dinleyerek yol alıyoruz. Şenlik şamata olması gereken yayla yolculuğu cenaze alayını andırıyor.

İnsanın binlerce yıllık yeryüzü tecrübesinin en önemli bakiyesi hiç kuşkusuz hikâyesidir. Mağara duvarlarında, kamp ateşlerinin etrafında, kitap sayfalarında ya da sinema salonlarında aradığımız, anlattığımız hikâyeler belki de ölüme karşı verdiğimiz mütevazı ancak epik bir direnişten ötesi değil. Çünkü anlatıcıları nesilden nesile post değiştirse de hikâye anlatılmaya devam eder.

Andrey Platonov (1899-1951), iki önemli romanı Çevenkur ve Çukur yanında, güçlü atmosfer, derinlikli karakterler ve çarpıcı temalarıyla kısa öykünün de başyapıtlarını kaleme aldı. John Berger’in “günümüzde dünyanın muhtaç olduğu hikâyecilerin öncüsü” dediği Platonov; insanın yaşanan acılar karşısında var olma mücadelesini, sevgi, dostluk, mutluluk arayışını hikâye eder.

Chapman ve Maclain Way kardeşlerin yönettiği Wild Wild Country altı bölümlük belgesel dizi, Hintli guru Bhagwan Shree Rajneesh tarafından 1980’lerde kurulan Rajneeshpuram şehrinin hikâyesini anlatıyor.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.