Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Yazarlar


Hikmet Hükümenoğlu

Tüm Yazıları

Dijital iletişim çağında okuma alışkanlıklarımızla ilgili gelişmeler gündemden hiç düşmüyor. E-kitaptan tutun, Twitter gibi sosyal ağların hayatımıza soktuğu 140 karakterlik kısacık metinlere, yayınevlerine gerek duymadan kendi kendimize bastığımız kitaplara, Amazon gibi dev dağıtım ağlarına, bloglara, internet gazetelerine vs uzanan yepyeni bir okuma evreninin içerisinde bulduk kendimizi.

Aksini duymuş olabilirsiniz ama bana soracak olursanız, Nermin Yıldırım'ın yeni kitabı Unutma Dersleri bir "aşk acısı / mutsuz kadın" romanı değil. Kabul ediyorum, o gözle okuyup çok keyif almanız için hiçbir engel yok. Fakat Unutma Dersleri, bir terk edilmiş aşık manifestosundan çok daha fazlasını sunuyor okura. Sağ gösterip sol vuruyor. 

 

Bazı romanlar vardır, insana karlı havada battaniye ve sıcak çikolata keyfi yaşatır. Böyle bir romana doğru zamanda ve doğru yerde rastlamak; dahası, rastladığınızda keyif almaya müsait bir ruh halinde olmak, tamamen tesadüflere bağlıdır. Fakat şansınız yaver giderse, çocukluğunuzun karlı öğleden sonralarından anımsadığınız kıvamda bir okuma heyecanına geri döndüğünüzü hissedersiniz.

Uluorta açıklamam doğru mu bilmiyorum ama bir gazeteci öykü ya da roman yazdığında, gazeteci olmayan yazarlar hafiften burun kıvırır, kimseye belli etmeden gözlerini devirir ve içlerinden "Yine mi?" diye mırıldanırlar. Nezaket icabı dışarıya belli etmezler ama genellikle böyledir. Bunun sebebi, "Memlekette yılda toplam altı adet kitap okunuyor, iki tanesini daha kaptırdık," endişesi olabilir.

Antonio Tabucchi öyle bir yazar ki, yolculuk etmek konusunda hayatı "ah keşke"lerle geçen benim gibi bir okuru, daha kitabının önsözünde avucunun içine alıyor. "Çok yer gezdim ve çok yerde bulundum," diyor Yolculuklar ve Öteki Yolculuklar'ın başında.

Roberto Bolaño'nun benim kitaplığımda çok özel bir yeri var. Tutkuyla sevdiğim yazarlardan birisi, ancak niye bu kadar çok sevdiğim sorulduğunda net bir cevap veremiyorum. Tıpkı herhangi bir romanının konusunu ya da türünü anlatmam istendiğinde cevap veremediğim gibi. Uzun uzun açıklamaya çalıştığımda bile bir şey –çok temel bir şey, Bolaño'yu Bolaño yapan o özellik– hep eksik kalıyor.

Geçenlerde dünyanın en iyi şefleri hakkında bir belgesel seyrediyordum. Bir süre sonra dikkatim mi dağıldı ne oldu bilmiyorum, ekrandaki adam edebiyat hakkında konuşuyormuş hissine kapıldım. Sanki yemek yapmanın inceliklerinden değil de roman yazmaktan bahsediyordu. "Seninki de bir tür mesleki deformasyon," diyeceksiniz, haklısınız.

Gözünüzdeki o muzip pırıltıyı görür gibiyim. Yaratıcı yazarlık dersleri veren birisi olarak bu kitabı tanıtırken malum konu hakkında en ateşli polemik toplarına çıkacağımı sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz, demeyi çok isterdim ama suya sabuna dokunmadan bu yazıyı tamamlamam imkansız. Yine de elimden geldiği kadar kısa tutmaya ve efendi olmaya çalışacağım.

 

Arkadaşlarınızı sizin çok sevdiğiniz bir diziyi seyretmeye ikna etmeniz bazen epey güç oluyor. Bırakın ikna etmeyi, söz konusu diziyi tarif etmek bile başlı başına bir problem halini alabiliyor. Geçenlerde başıma geldi. Kalanlar'ın (The Leftovers) sonlarına yaklaşmıştım ve hayatımda seyrettiğim en güzel dizilerden birisi olduğunu düşünüyordum.

Aylardır apartmanımızın girişindeki panoda bir duyuru asılı. Yöneticimiz, tanımadığımız kişilere dış kapıyı açmamamız gerektiğini, gündüz vakti üç daireye birden hırsız girdiğini hatırlatıyor bize. Haksız da değil. Bir önceki apartmanımda benim dairemi de “ziyaret eden” hırsızların etrafta cirit attığını gayet iyi biliyorum. Sırf ben değil, İstanbul'da yaşayan çoğu insan biliyor.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.