Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Kendi hayatının dedektifi Kati




Toplam oy: 1207
Esmahan Akyol
Mephisto Kitaplığı

Türk polisiye edebiyatının yüz akı, biricik kadın dedektifimiz Kati Hirşel, yeni macerasıyla huzurlarımızda: Tango İstanbul. Esmahan Aykol’dan, türün hakkını veren, sağlam kurgulu, hareketli, akıcı, neşeli, bir o kadar gerçekçi ve kesinlikle siyasi bir polisiye okuyacağız demek anlamına geliyor bu.  Kitapçı Dükkanı, Kelepir Ev ve Şüpheli Bir Ölüm'ün ardından eminiz buna ya Esmahan Aykol, bizi yine yanıltmıyor. Ve son dönem Türkiyesinin çetelerden, dinlenme paranoyalarından, cemaatçi yapılanmalarından, içi boşalmış medya patronlarından mürekkep bir hikayenin içine çekiyor. En mühimi de Türkiye’de “yabancılık”, “ötekilik” algısı üzerine düşüyor, düşündürüyor. 

 

 

 

 

 

Kuledibi’nde polisiye kitaplar satmaya, polisiye romanlar okumaya devam ediyor Kati ve burnunun dibine yine şahane bir hikaye geliyor. Bilenler bilirler, Kati yine aynı Kati. Meraklı komşu teyze Mrs. Marple havasında olaya bodoslama dalıveriyor. Tek dayanağı başlangıçta hep olduğu gibi sezgileri, altıncı hissi... Altıncı his demişken hikayemizin bir falcı sahnesiyle açılması da oldukça manidar. Kati ve ev arkadaşı Fofo’nun, Firuzağa’da bir falcıya gidip genç bir kadının öleceğini gören falcının evinden apartopar ayrılmalarının hemen ardından olaylar hızla gelişmeye başlıyor. Falcıdan çıktıktan sonra kitapçıda çalışan Pelin’in arkadaşlarından birinin tuhaf bir şekilde rahatsızlanarak Taksim İlkyardım’a kaldırıldığını öğreniyor kahramanımız. Yoğun bakımdaki bu genç kadının, faldaki genç kadınla aynı insan olabileceği düşüncesiyle, biraz da boşluktan, olayı kurcalamaya başlıyor Kati.

 

 

Birkaç ay önce çalıştığı gazeteden atılmış, kendini romanını bitirmeye adamış yalnız bir genç kadın Nil. Ancak İstanbul’un en lüks yerinde tasarım mobilyalarla ve sanat eserleriyle dolu bir evi var. Kati ister istemez soracak tabii kendine, bu işte bir tuhaflık yok mu diye. Soruyor da ve bu soru etrafında dolanmaya başlıyor. Nil’in ailesi tarafından reddedilmesine yol açan bir roman yazması, bu romanın bilgisayar kayıtlarından şüpheli bir şekilde silinmesi, hikayenin çetrefilleşmesine yol açıyor.   

 

 

 

 

 

Nil’in, Cumhuriyet’in tango gecelerinde tanışıp daha sonra Arjantin’e yerleşen Eleni ile Naci’nin hikayesini yazdığını,  bu birbirine aşık çift üzerinden diaspora insanlarını anlattığını öğreniyoruz. Böyle bir hikaye kimi rahatsız eder ki? Evine sırf Afrikalı  diye hizmetçi almayanların, Hrant Dink’i Ermeni diye öldürenlerin ülkesinde bir Rum’a aşık olmak doğal olarak utanç verici. Bir Alman olarak İstanbul’da yaşayan Kati’in bu yabancılık durumuna kaygısız kalması, bu hikayeyi hakkaniyetle çözmemesi mümkün değil. Öyle de oluyor, geriye kahramanımızın bile ulaşamayacağı cevapların soruları kalıyor tabii.

 

 

Tango İstanbul'u okurken Kati Hirşel’i bize bu kadar sevdirenin ne olduğunu da buldum bu arada… “Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokma” düsturuyla yetişmiş bir toplumun içinde Kati bize kendi kendimizin dedektifi olabileceğimizi, Holmesvari muhteşem analiz tekniklerine ve karizmaya sahip olamasak da sağduyulu bir gözlemle etrafımızda olan bitene dair duyarlık geliştirebileceğimizi, hayatın tıpkı romanlardaki gibi olağanüstü, politik ve aynı zamanda eğlenceli de olduğunu gösteriyor. Daha ne yapsın!?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.