Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Postmodern şamanizmin ayak sesleri




Toplam oy: 1200
Mihaly Hoppal
Yapı Kredi Yayınları
Avrasya’da Şamanlar, hem yeniden yükselişe geçen bu büyüleyici inanç sistemine dikkat çeken hem de yıllara dayanan gözlemin, zengin görsel malzemenin ve kaynakçasının varlığıyla göz dolduran bir çalışma.

Yaşam ve ölüm arasında dolaşan bir aracı, bir arabulucu, iyileştiren, şifa veren, geçmişi bilen, geleceği gören, öykü anlatıcısı, şair ve şarkıcı; yani şaman… Yani, bir topluluğun hem mistik olarak hem de gündelik hayat içinde ihtiyaç duyabileceği her şey... Türklerin, Moğolların ve genel olarak tüm Avrasya coğrafyasının eski, eskimeyen dini Şamanizm. Daha doğrusu dinden ziyade geniş kapsamlı bir inanç sistemi. Eskimeyen diyoruz çünkü özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren kendini yeniden ciddi biçimde göstermeye başladı. Hal böyle olunca pek çok kültürel araştırmacının da dikkatini çeker oldu. Avrasya’da Şamanlar adlı çalışmanın yazarı Mihaly Hoppal da işte bu araştırmacılardan biri. Avrasya’da Şamanlar, hem yeniden yükselişe geçen bu büyüleyici inanç sistemine dikkat çeken hem de yıllara dayanan gözlemin, zengin görsel malzemenin ve kaynakçasının varlığıyla göz dolduran bir çalışma. Bize başka bir dünyanın, başka bir dünya algısının varlığının mümkün olduğunu anlatıyor.

 

 

 

Mihayl Hoppal, işe öncelikle şamanizmin ne olduğundan, bir insanın nasıl şaman olacağından başlıyor. Nasıl bir dünya algısı binlerce yıldır varlığını sürdüren bu inanç sistemini yapılandırıyor? Hoppal’a göre Şamanizmin esas büyüsü toplulukların gündelik hayatlarına, gündelik ihtiyaçlarına seslenmesi. Söz konusu ihtiyaçlara cevap vermesi için aralarından birinin mistik bir yolla seçilmesi. Avrasya’da ve dünyanın pek çok farklı yerinde şaman olarak seçilmenin şaşırtıcı bir şekilde öylesine benzer hikayeleri var ki, söz konusu hikayeler bizi ister istemez kolektif bilinç dışı kavramına ve bu kolektif bilinçdışından çıkagelen din ve tanrı algısına yöneltiyor.

 

 

 

 

 

 

 

Şamanizmin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri de kuşkusuz adıyla birlikte anılan animistik yanı. Şamanlar, dünya üzerindeki canlı cansız her şeyin bir ruha sahip olduğuna inanıyorlar. Ve bu ruhlar vasıtasıyla yaşamlarımızı sürdürdüğümüze… Bu doğa inancı, bu doğa saygısı, hangi dine mensup olunursa olunsun söz konusu saygıyı yitiren toplumların ne hale geldiklerini bize anımsatması bakımından da dikkat çekici.

 

 

 

 

Ve gelelim postmoden şamanizme… Mihaly Hoppal’a göre, 21. yüzyılda tüm dünyada ruhani olarak yaşanan keskin değişikliklerin bir ürünü olarak baş gösteriyor postmodern şamanizm.  Her çeşit geleneğin reddedildiği ve sistemli bir şekilde tahrip edildiği 20. yüzyılın sonlarından itibaren buna karşı aksi bir yönde başlayagelen bazı yönelimler, postmodern şamanizmin temellerini atıyor.  Modern ve büyük ideolojilerin iflası ve ardı arkası kesilmeyen çevre felaketleri insanlığı yerel topluluklara ve bölgesel çözümlere yönlendiriyor çünkü. Şamanizmin bugüne göre şekillenmesi ve varlığını sürdürmesinin bir diğer nedeni de, adaptasyon yeteneği. Hemen her kültürde, hemen her coğrafyada, en önemlisi de büyük şehirlerde, dünya metropollerinde yaşanabilmesi.  Hoppal’ın yıllar boyu topladığı tüm veriler, yaptığı tüm sıra dışı gözlemler insan ruhunun doğasından geliyor gibi görünen bu inanç sisteminin, Türklerin ve Moğolların bu büyüleyici eski dininin, ilerleyen yıllarda daha çok konuşulacağı, daha çok inceleneceği ve daha çok inanılacağı yönünde. Avrasya’da Şamanlar'a özellikle bu bakımdan dikkat etmek gerek.

 

 

Karşılaştırmalı - zihin açıcı bir okuma için: Mircea Eliade’nin Şamanizm'i ve Jean-Paul Roux’nun Türklerin ve Moğolların Eski Dini adlı çalışması da hararetle önerilir. 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.