Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Tutsak düşlerin müziği




Toplam oy: 1043
Düş Müziği'ni dinliyorum, düşlerin, ölümün ve yaşamın bilincimin sınırlarında kanat çırpışlarını duyuyorum, içimde yine de bir hafiflik duygusu, çizgiromanları işte bu yüzden sevdiğimizi, biliyorum…

6 Haziran 1916, Wych Cross, İngiltere’deyiz. Bir tür kötülükler şatosu, şer yuvası burası... İblis Kral, yani Rodrick Burgess, tarikatının üyeleriyle beraber, 'Ölüm'ü çağırıp hapsetmek niyetindeler. Ayinin sonucunda bir şey gelip tuzaklarına takılıyor ama o 'Ölüm' değil. Ölümsüzlerin işlerine burnunu sokan İblis Kral’ın elindeki varlık 'Ölüm'ün erkek kardeşi 'Düş', yani Morpheus yani Sandman’in ta kendisi… Efsanevi kahramanımızla işte böyle, başta kendisi olmak üzere dünya üzerindeki tüm düşler tutsak edildiğinde tanışıyoruz. Fantastik edebiyattan çok iyi tanıdığımız Neil Gaiman’ın 11 ciltlik çizgi roman serisi Sandman'ı; doksanlı yılların en çok beğenilen, en çok ödül kazanmış ve çizgi edebiyatın efsanelerinden biri haline gelmiş bu destansı anlatı Düş Müziği ile başlıyor…

 

 

 

 

 

 

Dünya üzerindeki düşler iyiden iyiye kabusa dönmüş ve insanlık düşlerinde çıldırmış durumdayken henüz 'Düş' olduğunu bile bilmediğimiz varlık tutsak bir halde bekliyor. Bekliyor ki onu tutsak edenlerin zamanı geçsin, ölüm diyarına geri dönüşü olmayan bir şekilde adım atsınlar. Öyle de oluyor. Yıllar geçiyor, Sandman’in çıkış vakti geliyor. Esaretten kurtulduğu an anlıyor ki, kendi gücünden ve kendi varlığının özünden yarattığı üç eşya sırra kadem basmış. Onlar olmadan Sandman’in gücü yok, onlar olmadan insanlığın düşlerinin düzene girmesi imkansız. Ve tek tek peşine düşüyor Sandman; maskesinin, düş
kesesinin ve güç yakutunun… Maskesini geri almak diğerlerine göre kolay oluyor. Düş kesesi de öyle. Cehennem zebanilerinden biriyle yaptığı düello pek şık, ve onun bir kahraman olarak duruşunu belirginleştiriyor gözlerimizin önünde. Düelloyu, 'umut'la kazanıyor Sandman ve maskesini ele geçiriyor. Ancak yakutu ele geçirmek yine de böylesine kolay olmayacak. Çünkü onu kullanan ölümlü 'Düş'ün varlığına ve gücüne elini uzatmış, ondan bir parça koparmış durumda. Sonla başlangıç arasında zarif bir dans gerçekleşiyor ölümlü ile bu ebedi varlık arasında. Ancak bu okuduğumuz/izlediğimiz, başarıyla taçlanarak mutlu sonla biten bir süperkahraman hikayesi değil. Nihayetinde eski gücüne karışan Sandman’in bundan sonrasıyla ilgili soruları ve sorunları var. Düştüğü bu durumdan onu beklenmedik bir şekilde çıkagelen kızkardeşi 'Ölüm' çıkarıyor.

 

'Ölüm', en az 'Düş' kadar zarif, latif ve eksantrik elbette… Ama aralarında derin bir fark var. 'Ölüm' erkek kardeşine göre kesinlikle daha bilge... Bu bizi hayal kırıklığına uğratmıyor, kahramanımızla aramızı açmıyor, çünkü biliyoruz ki Sandman kızkardeşi 'Ölüm' kadar bilge olsaydı, okunmaya değer bir yolculuğu, bir dizi hikayesi de olamayacaktı.

 

 

 

 

 

 

Başta da dediğim gibi Sandman 11 ciltlik epik bir çizgi anlatı. Neil Gaiman dünya üzerinde kadınlar tarafından en çok okunan çizgi-roman serisi olarak da kabul edilen Sandman'de, her şeyden önce antik mitlerle modern mitleri harmanlayarak onları, insan bilincinin en derinlerinde yatan karanlık fantezilerine dönüştürür. Bir yandan da, çağdaş kurgunun inceliklerinden, tarihi dramadan ve destanlardan yararlanır. Bu çizgi anlatının en önemli özelliklerinden biri (Sam Kieth, Mike Dringerberg ve Malcolm III gibi muhteşem çizerlerinin olmasının yanı sıra) bir yandan son derece akıcı bir şekilde ilerlerken, diğer yandan destansı hikayesinin yavaş yavaş ve merak uyandıracak bir şekilde gelişmesidir. Gaiman epik fantezilerin en başat meselesi olan kahramanın oluşumu, kahramanın yolculuğu meselesi üzerinde de titizlikle durmakta. Okurun gözleri önünde büyüleyici bir çizgikarakter şekillenmekte, kahramanlaşmakta, var olmaktadır.

 

Yazın serinlemeye yüz tutmuş bu son günlerinde, tenhada, belki ağaç altlarında;11 ciltlik bir çizgi-destana kendimi kaptırmak; mitolojinin, fantezinin, bilinçüstü ve bilinçaltının sınırlarında yani rüyalarda gezinmek gerçekten de düş gibi, geliyor. Düş Müziği'ni dinliyorum, düşlerin, ölümün ve yaşamın bilincimin sınırlarında kanat çırpışlarını duyuyorum, içimde yine de bir hafiflik duygusu, çizgiromanları işte bu yüzden sevdiğimizi, biliyorum…

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.