Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


"İntifada Yayınları klasik bir yayınevi olmayacak"


Harun Ö. Turgan ile söyleşi: "İntifada klasik bir yayınevi olmayacak"

 

Gökçe GÜNDÜÇ

 

İntifada Yayınları, "Arap, İran ve Kürdistan coğrafyasının toplumsal, kültürel, tarihsel ve siyasal gelişmelerini" izlemeye ve anlamaya yardımcı olmak üzere bu alanda uzmanlaşan, derinleşen bir yayıncılık için yayın hayatına başladı. Yayınevinin ilk kitabı Leyla Halid: Filistin Kurtuluşunun Simgesi, Ayşe Düzkan'ın çevirisiyle raflardaki yerini çoktan aldı.

 

Bu vesileyle konuştuğumuz Harun Özgür Turgan, kurucularından ve editörlerinden olduğu yayınevi adına sorularımızı yanıtladı. Sadece kitap yayınlayan bir yayınevi olmayacaklarını belirten Turgan, "Parçası olduğumuz toplumsal mücadelenin aktif bir bileşeni olarak bölgedeki toplumsal hareketler arasında bir iletişim kanalı olmayı hedefliyoruz," dedi:

 

"AKP içeride izlediği gerici ve kutuplaştırıcı politikalarını özellikle bölge üzerinden dış politikası ile de desteklemeye çalışıyor. Bunun en tehlikeli yanı ise devletin geleneksel dış politikasında belirgin olmayan mezhepçi tonun AKP ile birlikte hem içeride hem de dışarıda daha çok ön plana çıkması. Suriye'de cihatçı çetelerle girilen işbirliği yarın Türkiye'nin önüne çok daha ağır bir fatura çıkarabilir. Bu gidişattan dolayı bölgeyi tüm yönleriyle aktarabilmek daha da kritik bir önem arz ediyor."

 

"Suriye, Türkiye’nin iç sorunu haline geldi"

 

 

Yayınevini Ortadoğu’daki gelişmeleri izlemek ve anlamak için kurduğunuzu açıkladınız. Fakat internet sitenizde Suriyeli Mülteciler başlığı altında yer verdiğiniz raporlar, bundan çok daha fazlası olduğunuzu, bir insan hakları örgütü ya da bir sivil toplum kuruluşu gibi de çalışacağınızı düşündürüyor. Kendinize böyle bir misyon yüklüyor musunuz sahiden?

 

İntifada Yayınları sadece kitap yayımlayan klasik bir yayınevi olmayacak. Bir insan hakları örgütü ya da STK'dan ziyade bir parçası olduğumuz toplumsal mücadelenin aktif bir bileşeni olarak bölgedeki toplumsal hareketler arasında bir iletişim kanalı olmayı hedefliyoruz. Bu nedenle bölgeyi sadece kitaplarla yansıtmaktansa, bölgedeki toplumsal ve siyasal mücadelelerde taraf olan, bu mücadelelerin özneleri arasında gündemi ortaklaştırmaya da katkıda bulunacak sağlıklı bir enformasyon akışı sağlama işlevine de talip olan, olanaklarını bu yönde geliştirmeyi amaçlayan bir yayınevi olacak İntifada Yayınları.

 

Suriyeli mülteciler meselesine gelirsek. Bu hem doğmasında Türkiye’nin de büyük sorumluluğu olan hem de artık Türkiye'nin aynı zamanda iç sorunu haline gelen bir bölgesel sorun. Yayınevimiz Suriyeli mültecilerin başta onurlu bir yaşam sürme hakkı olmak üzere uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan haklarını savunmak için elinden geleni yapacak. Mülteciler ile ilgili gelişmeleri, yaşadıkları sorunları daha geniş kitlelere ulaştırmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Aynı şekilde başta Filistin olmak üzere bölgedeki toplumsal mücadelelere ve sorunlara Türkiye kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışacağız.

 

Sivil toplum geçmişi olan kişilerle mi çalışıyorsunuz peki? Dışarıdan gelecek katkılara açık olduğunuzu da söylüyorsunuz? Kimlerin size ulaşmasını umuyorsunuz?

 

Yayınevimiz daha çok Filistin ile dayanışma çalışmaları içerisinde yer alan ve Ortadoğu siyaseti ile ilgilenen küçük bir kolektif tarafından kuruldu. Bölgedeki toplumsal hareketler arasında bir iletişim ve diyalog kanalı olmak için yola çıktık, bu nedenle bu alanda çalışan gerek siyasal, gerek akademik gerekse de sanatsal üretimler içerisinde olan kişi, kurum ve kolektiflerle ortak çalışmalar yapmayı arzuluyoruz.

 

İntifada Yayınları'nın İsrail-Filistin çatışmasının yeniden alevlendiği, Suriye'nin istikrarsızlaştığı, Irak'ta IŞİD'in serpildiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tüm bu gelişmeleri iç politikada elini güçlendirecek şekilde yansıttığı bu dönemde kurulmuş olması bir tesadüf olmasa gerek... Böyle bir yayınevinin kuruluşu hangi gelişmelerin sonucu olarak ertelenemez bir ihtiyaç haline geldi?

 

Yaşadığımız coğrafya ile ilgili bir yayıncılık fikri uzun zamandır gündemimizdeydi. Filistin ile ilgili dayanışma çalışmalarına yardımcı olacak ve Filistin mücadelesini sağlıklı bir şekilde Türkiye'ye aktaracak bir yayın faaliyetini acil bir ihtiyaç olarak görüyorduk. Arap dünyasındaki halk ayaklanmaları bölgeye olan ilgiyi hem Türkiye'de hem de dünyada daha da artırdı. Bu ayaklanmalar hem bölge genelinde hem de dünya genelinde devrimci-ilerici güçler için bir moral kaynağı oldu ve yenilenme imkanları sunuyor. Gezi ile birlikte bölgedeki ayaklanmalar zincirinin ülkemize de uzanması bu yeni dönemde bölgedeki toplumsal hareketleri birbirine yakınlaştıracak, ortak mücadele için zemin hazırlayacak çalışmaların önünü açıyor. Yayınevimiz de bu sürecin ihtiyaçlarından doğdu ve hem bugünün hem de geleceğin toplumsal mücadelelerinin bir parçası olarak hayatına devam etmesini arzuluyoruz. Aynı zamanda toplumlar arasındaki etnik, dinsel ve mezhepsel önyargıları kırmak için çalışacağız, bu da bölgenin toplumsal ve kültürel mirasını sahiplenmek ile mümkün. Yayınevimiz, Türkiyeli okura bölgeye dair farklı bir pencere sunacak.

 

Son yıllarda AKP'nin izlediği politikalar, devletin dış politikayı genellikle iç toplumsal gündemden uzak bir uzmanlık ve gizlilik halesi içinde sürdüren çizgisinden farklı bir rota izliyor. AKP, Türk devletinin 2. Dünya savaşından sonra izlediği, bölgede emperyalizm ile işbirliği rolünden özünde ayrılmadı. Fakat özellikle son yıllarda Katar ve Müslüman Kardeşler ile kurduğu ittifak ile ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan'ın yerini alıp oyun kurucu olma hevesiyle hareket ediyor. Bir yandan da Türkiye burjuvazisinin 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte başlayan ihracatçı yönelimi geleneksel pazarı Avrupa'nın dışında yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. AKP'nin Arap halk ayaklanmaları öncesinde izlediği politikalar ile bu yeni pazara açılma konusunda büyük mesafe kat edildi. Ancak Arap halk ayaklanmalarının bölgede yarattığı sarsıcı depremler, AKP'nin Turgut Özal'ın Körfez Savaşı dönemindeki "bir koyup üç alma" benzeri hesapsızlığıyla birleşince Suriye'de bataklığa saplanmasına neden oldu. Üstüne bir de Mısır'da AKP benzeri azgın bir neoliberal-İslamcı iktidar kurmak için zamansız bir atak yapan Müslüman Kardeşler'in bir diğer karşı-devrimci güç Mısır ordusu tarafından gaddarca bastırılması eklendi. En son İsrail'in Gazze'ye karşı açtığı savaşta Filistinli fraksiyonlar hiç hazzetmeseler de Mısır'ın Katar-Türkiye ekseni yerine arabuluculuk yapmasında ısrar ettiler; çünkü bu eksene bir güven duymuyorlar.

 

AKP içeride izlediği gerici ve kutuplaştırıcı politikalarını özellikle bölge üzerinden dış politikası ile de desteklemeye çalışıyor. Bunun en tehlikeli yanı ise devletin geleneksel dış politikasında belirgin olmayan mezhepçi tonun AKP ile birlikte hem içeride hem de dışarıda daha çok ön plana çıkması. Suriye'de cihatçı çetelerle girilen işbirliği yarın Türkiye'nin önüne çok daha ağır bir fatura çıkarabilir. Bu gidişattan dolayı bölgeyi tüm yönleriyle aktarabilmek daha da kritik bir önem arz ediyor.

 

"Alternatif bir haber sitesi de planlarımız arasında"

 

Türkiye'de yaşayan insanlar Ortadoğu'da olup bitenlerden gerçekte ne kadar haberdar? Bir misenformasyon havuzunda yüzdüğümüzü söyleyebilir miyiz?

 

Maalesef Türkiye'de Ortadoğu ile ilgili haberler sadece kriz, çatışma ve savaş dönemlerinde gündeme geliyor. Bu da daha çok Batılı haber ajansları üzerinden oluyor. Bölgenin önemli başkentlerinde ve merkezlerinde muhabir bulunduran gazete ve televizyon çok az ülkemizde. Yani bölgeyi mecburen Batılı ana akımın süzgecinden ne ve nasıl geçerse takip edebiliriz Türkiye'nin bugünkü medya ortamında. Son dönemde AKP'nin bir dış politika aracı olarak Anadolu Ajansı bölgede daha aktif bir haberciliğe girişti. Ancak yayın politikası AKP'nin dış politikası ile uyumu gözettiği için IŞİD'in ele geçirdiği Musul'da hayat güllük gülistanlık diye haberler dinliyoruz. Alternatif kaynaklardan beslenen gazeteler ve internet siteleri de bulunuyor Türkiye'de ancak kapsamları maalesef sınırlı.

 

Biz daha çok bölgedeki sol hareketlerin, alternatif medya kanallarının merceğinden bölgeyi takip etmeye çalışıyoruz. İnternet ve sosyal medya bu anlamda önemli imkânlar sunuyor. Bölgeden düzenli haber akışını ana akım medyanın dışındaki kanallardan sağlayan alternatif bir haber sitesi de planlarımız arasında. Gerek yayınlarımızda gerekse diğer çalışmalarımızda bölgeyi sadece siyasal gelişmeleri, çatışmaları ile yansıtma tuzağına düşmemeye gayret edeceğiz. 

 

Bu coğrafyayı anlamak konusunda edebiyatı nasıl bir yere yerleştiriyorsunuz? Bölgede hangi edebiyatçılar öne çıkıyor

 

Edebiyat sadece bu coğrafyayı değil her toplumu anlamak için kritik öneme sahip. Bölgeden ve bölgeye dair edebiyat dışı yayınlarda olan zayıflık kendisini edebiyatta da hissettiriyor. Yayınlarımızda siyasi konular ağırlıklı bir yer tutacak olmasına karşın bölgeye dair yayınlarımızı hayatın her alanını kapsayacak şekilde genişletmeye çalışacağız. Edebiyatın bu kapıyı açacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde edebiyata daha geniş bir yer vermeyi planlıyoruz. Öncelikle Arap edebiyatının büyük kalemlerinden başlamayı düşünüyoruz. Örneğin Filistin'den Gassan Kanafani, Emil Habibi, Cabra İbrahim Cabra, Seher Halife, İbrahim Nasrallah; Mısır'dan İbrahim Abdulmecid, Sunullah İbrahim, Radva Aşur, Suriye'den Haydar Haydar, Hanna Mina, Gada Samman; Libya'dan İbrahim el-Kuni, Lübnan'dan İlyas Huri. 

 

Önümüzdeki günlerde hangi kitapları yayınlayacaksınız?

 

Yayın hayatına başladığımızı ilan ettiğimiz 5 Ağustos tarihli açıklamada 14 kitaptan oluşan bir başlangıç programı sunduk. Yayın hayatımızın ilk kitabı olarak Filistin halkının, direnişinin ve solunun sembol isimlerinden Leyla Halid'in Sarah Irving'in kaleminden eleştirel yaşam öyküsünü, Leyla Halid: Filistin Kurtuluşunun Simgesi’ni Ayşe Düzkan'ın çevirisiyle 12 Ağustos'ta yayımladık.

 

İlk kitaplarımızda Filistin, Suriye, Arap Solu ve bölgedeki halk ayaklanmaları öne çıkıyor. Halk ayaklanmaları ile ilgili ilk kitabımız Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarının Fas'tan Suudi Arabistan'a, Irak'tan Filistin'e, Suriye'den Mısır'a kadar ülke ülke analiz edildiği bir derleme olan Arap Baharı'ndan Kesitler: Yeni Ortadoğu'yu Anlamak olacak. Kitabın Paul Amar ile birlikte editörü olan Vijay Prashad'ı okurlar Yordam Kitap'tan çıkan Arap Baharı, Libya Kışı kitabından tanıyorlar. Bu kitabımızı Mozambikli akademisyen Alcinda Honwana'nın Tunus'taki devrimci süreci ve gençliğin bu süreçte rolünü incelediği saha çalışması Tunus'ta Gençlik ve Devrim, Mısırlı akademisyen Adil İskender'in Mısır'daki devrimci süreç üzerine denemelerinden oluşan kitabı Değişim Halindeki Mısır: Tamamlanmamış bir Devrime Dair Denemeler ve İran'da 2009 Haziranında cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında patlak veren ayaklanma ve bu ayaklanmadan doğan Yeşil Hareket hakkında Halk Yeniden: Yeşil Hareket ve İran'ın Geleceği İçin Mücadele kitapları izleyecek.

 

Arap Solu üzerine eş zamanlı olarak iki kitap yayınlayacağız. 23-24 Nisan 2013 tarihinde Kahire'de Rosa Luxemburg Vakfı ve Mısırlı Arap Alternatifler Forumu tarafından düzenlenen bir konferansın kayıtlarından oluşan Sol ve Arap Devrimleri, ayaklanmaların yaşandığı Mısır, Suriye, Bahreyn, Yemen ve Tunus'ta sol hareketin tarihi, ayaklanmalardaki rolü ve geleceği hakkında önemli bilgiler sunuyor. Arap Doğu'da Sol kitabı ise Filistin, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak solunun tarihinin ve bugünün incelendiği eleştirel makalelerden oluşan bir derleme. Arap Solu üzerine kitaplarımız gerek bu hareketler üzerine yapılan çalışmalar gerekse de bu hareketlerin kendi yayınları şeklinde devam edecek.

 

Suriye ile ilgili üç kitabımız var yayın programımızın ilk döneminde. Ayrıca gerek Suriye'deki güncel gelişmeler gerek Suriye tarihi üzerine kitap okumalarımız devam ediyor ve önümüzdeki dönem için yine geniş bir Suriye programımız olacak. Suriye ile ilgili ilk yayınlayacağımız kitabımız, Fransız akademisyen Jordi Tejel'in hakkında çok az çalışmanın olduğu Suriye Kürtleri konusunda referans kabul edilen Suriye Kürtleri: Tarih, Siyaset ve Toplum adlı kitabı olacak. Tejel bu kitabında Suriye'deki Kürt nüfusunun Osmanlı'nın dağılışından 2004'teki Kamışlı ayaklanmasının sonrasına kadar tarihini, Kürt siyasal hareketlerinin oluşumlarını, izledikleri politikaları ve Arap milliyetçiliğinin kalbi sayılabilecek Suriye'de etnik bir azınlık olarak yaşadığı sorunları ve bunlara karşı geliştirdiği stratejileri anlatıyor. Bu kitabı, Suriye solunun Suriye'de yaşananlara, rejime, cihatçı çetelere bakışını ve hayata geçirmek için mücadele ettiği demokratik projeyi anlatan tartışmaların yapıldığı 2013 yılı başlarındaki bir konferansın metinlerinden oluşan Suriye'de Demokrasi ve Sivil Devlet adlı kitabımız izleyecek.

 

"Yayınlayacağımız ilk roman: Nefrete Övgü"

 

Üçüncü kitabımız ise aynı zamanda yayımlayacağımız ilk roman olacak olan Halid Halife'nin Nefrete Övgü romanı. Halid Halife, Suriye tarihinin en kanlı dönemlerinden biri olan Müslüman Kardeşler ile Baas rejimi arasındaki 70'li yılların sonlarında başlayıp 1982 Hama katliamı ile doruğa ulaşan ve bugün Suriye'de yaşanan iç savaşı andıran çatışmayı Halepli tüccar bir ailenin genç bir kadın ferdinin gözünden anlatıyor. Roman, Suriye'de bir tabu olan mezhepçilik konusunu yüreklilikle dile getiriyor. 2006 yılında Suriye'de yayımlanır yayımlanmaz rejim tarafından yasaklanan roman daha sonra Arap dünyasının edebiyat konusunda en prestijli yayınevlerinden biri olan Beyrut'taki Dar el-Edeb tarafından yayımlandı ve ülkedeki ayaklanmadan sonra birçok dile çevrildi.

 

Filistin'e yayınlarımızda geniş bir yer ayıracağız. Önümüzdeki dönemde üç kitap daha yayımlayacağız Filistin ile ilgili. Filistin sorununun temelini teşkil eden 1948'de İsrail'in kuruluşu sırasında Siyonistlerin uyguladığı etnik temizliği, Filistinlilerin verdiği adla Nakba'yı anlatan İsrailli tarihçi Ilan Pappe'nin Filistin'de Etnik Temizlik kitabı bu konuda başucu kitabı olarak değerlendiriliyor. Filistin sorununun 1987'de başlayan Birinci İntifada'dan beri sadece işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze ile sınırlı olarak tartışılmaya başlandı. Ancak Filistin sorununun özünü oluşturan mülteciler meselesi ve geri dönüş mücadelesi 1948 ile başladı. Bu kitapla Filistinlilerin nasıl mülteci haline geldiğini ve Filistin mücadelesinin halen neden bir anayurda dönüş mücadelesi olduğunu hatırlatacağız. Nakba ile ilgili yayınlarımız sözel tarih çalışmaları ve mültecilerin tarihsel ve güncel durumunun anlatıldığı kitaplarla devam edecek.

 

Gazzeli genç yazarların kısa öykülerinden derlenen Gazze Cevap Yazıyor ölüm ve yıkım haberlerinin ardındaki Gazze'yi Filistinli gençlerin kaleminden yansıtan ilk kitap. İsrail'in 2009 yılındaki Dökme Kurşun katliamının 5. yıldönümünde bu katliama cevap olarak ABD'de yayımlandı. Filistin konusundaki diğer kitabımız ise Filistin sorununa yabancı olanlar için ideal bir başlangıç, konuya vakıf olanlar içinse derli toplu bir başucu kitabı olan Ben White'ın İsrail Apartheid'ı.

 

Bir diğer kitabımız ise Suudi Arabistan ile ilgili. Suudi Arabistan'da gazetecilik yapan Andrew Hammond'un İslami Ütopya: Suudi Arabistan'da Reform Yanılsaması kitabı, Türkiye'de çok az kitap bulunan bu ülke hakkında başucu kitabı olacak. Kitap, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Suudi kraliyetinin Batı'daki imajını düzeltmek için giriştiği reformların göstermelik olduğunu tüm yönleriyle ortaya koyarken Suudi Arabistan toplumuna, rejimin iç yapısına, rejimin İran ve Filistin başta olmak üzere dış politikasına ve ülkedeki muhalefete ışık tutuyor. Bugün bölgeyi kasıp kavuran selefi cihatçılığı anlamak için öncelikle Suudi Arabistan'daki Vahhabiliği anlamak gerekiyor. Vahhabiliğin Suudi Arabistan'da nasıl ortaya çıktığını ve geçirdiği evrimleri öğrenmek için bu kitap önemli bir kaynak olacak.

 

Önümüzdeki dönemde yayınlarımızın coğrafi kapsamını Irak, Katar ve Libya üzerine kitaplar başta olmak üzere genişleteceğiz.

 

"Çevirmenler için okul işlevi görmek istiyoruz"

 

Çevirmen bulmada sıkıntı yaşıyor musunuz?

 

Evet, bu konuda çok zorlanıyoruz. Birincisi, bu alanda daha önce sistematik bir yayıncılık olmadığı için bu alandaki kitapların çevirisi konusunda bir uzmanlık söz konusu değil. Terminoloji ve transkripsiyon konusunda bir zayıflık var ve yayınlarımızda bu konuya titizlikle eğiliyoruz. Zamanla sürekli bir çevirmen kadrosu ile çalıştıkça bu sorunu aşabileceğimizi düşünüyoruz. İkincisi ve en büyük handikabımız ise bölge dillerinde nitelikli çevirmen eksikliği. Bölge dillerinden çeviri yapanları ve yapmak isteyenleri teşvik eden bir yayıncılık olmayınca özellikle Batılı dillerde oluşan Türkçe çeviri birikimini bu dillerde zayıf kalıyor. Biz de giderek daha çok bölge dillerine yaslanmaya çalışacağız ve hem bu dillerde çeviri yapanlar için bir adres hem de yeni çevirmen arkadaşlar için bir okul işlevi görmek istiyoruz.

 

İleriki dönemlerde yerli eserlere yer vermeyi planlasak da esasen çeviri eserlerle ilerleyeceğiz. Bu nedenle bu alanda bir çeviri birikiminin oluşmasını çok önemli görüyoruz. Bu ise ancak sağlam ve ilkeli temellere oturmuş bir çevirmen-yayınevi ilişkisi ile mümkün olabilir. Bunun için de çevirmenlerin haklarına azami riayet gösteren bir yayınevi kültürüne ulaşmak istiyoruz. Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği'nin (ÇevBir) çalışmalarını önemsiyor ve onun standartlarını esas alıyoruz.




Toplam oy: 779

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.