Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

			

Üye Eleştirileri


Üye Eleştirileri

Geride kalan kalbinizse mutlaka geri döner

Marc Levy
Can Yayınları

Marc Levy'nin "Keşke Gerçek Olsa" kitabını keyifle okuduysanız eğer, siz de "Sizi Tekrar Görmek" için geri döneceksiniz. Bu roman, aylarca liste başında kalan ve tüm dünyada milyonlarca satan "Keşke Gerçek Olsa"nın devamı niteliğinde...

Her ne kadar kitabı okurken, kimi zaman "tesadüfün bu kadarı..." diyecek olsanız da sonraki sayfayı merakla bekleyeceksiniz!

"Sizi Tekrar Görmek"i okumak, eski bir dostla yeniden karşılaşmak gibi. Yazarın anlatımı, tarzı, hikayesi o kadar sıcak ki, o büyülü atmosfere kapılmadan duramıyorsunuz. Hikayesini anlatırken okuyucuya, zekice kurgulanmış küçük ipuçları vermesi de ayrı bir okuma zevki veriyor.

Önceki romanlarında yer alan bazı karakterler bu romanında da yerlerini almışlar. Böylece Marc Levy, kolaylıkla geçmişten gelen bir bağ kurabiliyor okuruyla.

Baş karakter Arthur "Keşke Gerçek Olsa" kitabında Lauren'la yaşadığı gerçeküstü aşktan, Lauren'ın "iyiliği" için vazgeçiyor. Aslında Lauren'ın beklediği adam olamamaktan, iki kişi olarak gülmeyi yeniden keşfetmeyi becerememekten, Lauren'ın artık sevdiği eski kadın olmamasından ve en çok da onu tekrar kaybetmekten korkuyor.

Arthur aşkını hayalinde yaşıyor ve ona Lauren'ın bir yerlerde yaşıyor olması yetiyor. Hayatın onları tekrar bir araya getireceği umudunu hiç kaybetmese de, Lauren'a gerçeği anlatamıyor.

Bu şartlar altında aşkın devamı için imkansızın gerçekleşmesi gerekiyor.

Marc Levy'den romantizmin, hayalin ve kaderin harmanlandığı keyifle okunacak bir kitap...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Üye Eleştirileri Yazıları

Roman hakkında bir şeyler yazmak gerektiğinde “bizde” izlenen usul, çoğunlukla yazarın dünyası ve kendisi hakkında oluşmuş genel kanaat üzerinde kanat çırpmayı gerektirmeyen bir uçuşla yazarla (ya da politik olarak mahkum edilmiş bir yazarsa “çoğunlukla”) aynı gökyüzünü paylaştığı izlenimi veren satırlar arasında süzülmektir. Ne de olsa böyle bir usulde romanı okumak da gerekmez.

Kitabın ismindeki aşkı görünce hem ilgimi çekmiş hem de romantik bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm. Ama kitabı okumaya başlayınca hiç de öyle olmadığını görüp, bir günde okuyup bitirdim. Çok az kitapta yaşadığım o nefessiz kalmayı yaşadım. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza´sında ki çarpıcılığı hissettim. Tam evet tam bir aşk romanı! Aşkı en çarpıcı ve vurucu biçimde anlatmış.

Felsefe devrimsel değil birikimsel bir süreçtir ancak bu birikimli yapının bazı devrimcileri vardır. Marquis de Sade işte bu devrimci filozoflardan biridir, hatta en başta gelenlerindendir, çünkü de Sade dokunulması en güç şeye dokunmuştur, en büyük tabuyu devirmiştir.

'Hatıra' sözcüğü hep tek yumurta ikizi 'Hüzün'le gelir insanın aklına. Öyle ki, ne kadar hoş, ne kadar eğlenceli anlarınızı hatrınıza getirirseniz getirin, attığınız en şiddetli kahkahaların ardından çöküverir o hüzün üzerinize. Bir daha o günlere dönemeyecek olmanın hüznü. 'İstanbul Hatırası' da tam böyle bir kitap.

Christopher Priest’ın bol ödüllü fakat ülkemizde ancak film uyarlaması ile adını duyurabilmiş ve hala daha pek de okunmamış romanı bizi eğlencenin kanlı canlı olduğu zamanlara götürüyor.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.