Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dünya Kiracısı'ndan Öyküler



Gayet iyi
Toplam oy: 21
Doğukan İşler, Dünya Kiracısı’nı “Tüm unutulan öykücülere” ithaf ediyor. Bu ithaftaki unutulmayı yok olmak değil kolektif bilinçaltı ile hemhal olmak yani bir anlamda yazar denilen akarsuyun bir denize kavuşması şeklinde okudum. Hatta bu yazımı unutulmuş ve unutulacak tüm öykücülere ithaf etmek isterim.

Her öyküde farklı bir arayışın, oyunun peşinde Doğukan İşler. Her öyküde dilinde, üslubunda bir farklılık getirmeye çalışıyor. Bu gayret onun öykü sayısında bir sınırlama getiriyor ister istemez. Ancak şunu net bir şekilde söylemem gerek. Onun hiçbir öyküsü, okurda “bunu daha önce okumuştum” duygusu uyandırmıyor. Tabii bu noktada İşler’in üç öykü kitabının yanı sıra çocuk ve gençlik kitapları yazdığı, dolayısıyla hiç de az yazmadığı söylenebilir. Nicelik patlaması yaşanan bir zaman diliminde İşler’in reyini edebiyattan yana kullandığını “firesiz” metinlere imza atma kaygısı taşıdığını rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Kitaba ismini veren Dünya Kiracısı son derece günlük hayata yaslanan bir öykü olarak başlarken birdenbire fantastik öyküye dönüşüveriyor. Ancak kullanılan tema genellikle alışageldiğimizin aksine metni bir korku hikâyesine de dönüştürmüyor. İşler; kendine kurallar, sınırlar koyan bir yazar. İlginç bir şekilde koyduğu sınırlar İşler’in öykülerini daha renkli ve daha incelikli bir hale getiriyor. Bir kimya formülü hazırlanır yahut divan şairinin aruz vezninin sınırları içinde billurlaşması gibi İşler’in öykülerine getirdiği sınırlar onların daha dengeli ve billurlaşmış hale gelmesine hizmet ediyor.

 

İşler’in “oyunlu” metinleri hakkında söylemem gereken bir şey var. Oyun ifadesine yazarın aleyhine kullanılabilecek çağrışımlar yüklenmiş durumda. Tabii ki bu yazının sınırlarını aşan boyutları olan bir problematik. Yine de oyunun hayatı temsil kabiliyeti yüksek bir teknik olduğunu, insanların hayatı oyunlar aracılığı ile öğrendiğini söylemeden de geçemeyeceğim. İşler’in oyunlarını da bu anlamda kıymetli buluyorum.

 

İthaf edilmiş öyküler

 

Kitabın dikkat çekici bir özelliği de ithaf edilmiş öyküler. Mustafa Kutlu’ya “Ala”, Borges’e “Kum”, Tomris Uyar’a “Çamur”, Buzatti’ye “Kehanet” ve Spencer Holst’a “Lisan-ı Kedi’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir” öyküleri bu anlamda dikkat çekici. Zira söz konusu öyküler sadece epigrafta yer alan birer kuru ithafın ötesinde her birinin teması, dili ve üslubuyla ithaf edilen yazarla ortak bir atmosfer inşa etmesi dikkat çekici. İşler, basit bir taklit ameliyesi yapmamış elbette.

 

Her öykü tabii ki birer Doğukan İşler öyküsü olmaya devam ediyor. Ancak bir yandan da ithaf edilen yazara bir saygı duruşu tavrı da var. İşler, bu öykülerde pastiş tekniğini çok incelikli ve derinlikli bir şekilde kullanmayı başarıyor.

 

Doğukan İşler, üçüncü öykü kitabı Dünya Kiracısı’nı “Tüm unutulan öykücülere” ithaf ediyor. İşler’in unutulmuş öykücüleri hatırlatmak için bir mesai sarf ettiğinin elbette farkındayım. Ancak bu ithafı farklı bir anlamda yeniden okumak da geldi içimden. Bu ithaftaki unutulmayı yok olmak değil kolektif bilinçaltı ile hemhal olmak yani bir anlamda yazar denilen akarsuyun bir denize kavuşması şeklinde okudum. Hatta bu yazımı unutulmuş ve unutulacak tüm öykücülere ithaf etmek isterim. Yani bir ucundan da kendime…

 

(Şimdi fark ettim. Postmodern kelimesini kullanmadan yazıyı bitirivermişim. Okurlardan bir ricam olacak. Yazının uygun gördüğünüz bir yerine bu kelimeyi ekler misiniz?)

 

 

DÜNYA KİRACISI
Doğukan İşler

DEDALUS 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Bilmem farkında mısınız? Sosyal medyaya bakıyorum, kitap eklerini okuyorum, kitap satış sitelerinin yeni çıkan listelerine göz atıyorum, kitabevlerinde çocuk kitapları raflarını inceliyorum. Hepsinde aynı sonuç: Çocuk şiirleri kitapları yok denecek kadar az… Çıkan çocuk şiirleri kitapları da gereken ilgiyi hak etmiyor.

Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

 

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.