Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Dünya Kiracısı'ndan Öyküler



İyi
Toplam oy: 15
Doğukan İşler, Dünya Kiracısı’nı “Tüm unutulan öykücülere” ithaf ediyor. Bu ithaftaki unutulmayı yok olmak değil kolektif bilinçaltı ile hemhal olmak yani bir anlamda yazar denilen akarsuyun bir denize kavuşması şeklinde okudum. Hatta bu yazımı unutulmuş ve unutulacak tüm öykücülere ithaf etmek isterim.

Her öyküde farklı bir arayışın, oyunun peşinde Doğukan İşler. Her öyküde dilinde, üslubunda bir farklılık getirmeye çalışıyor. Bu gayret onun öykü sayısında bir sınırlama getiriyor ister istemez. Ancak şunu net bir şekilde söylemem gerek. Onun hiçbir öyküsü, okurda “bunu daha önce okumuştum” duygusu uyandırmıyor. Tabii bu noktada İşler’in üç öykü kitabının yanı sıra çocuk ve gençlik kitapları yazdığı, dolayısıyla hiç de az yazmadığı söylenebilir. Nicelik patlaması yaşanan bir zaman diliminde İşler’in reyini edebiyattan yana kullandığını “firesiz” metinlere imza atma kaygısı taşıdığını rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Kitaba ismini veren Dünya Kiracısı son derece günlük hayata yaslanan bir öykü olarak başlarken birdenbire fantastik öyküye dönüşüveriyor. Ancak kullanılan tema genellikle alışageldiğimizin aksine metni bir korku hikâyesine de dönüştürmüyor. İşler; kendine kurallar, sınırlar koyan bir yazar. İlginç bir şekilde koyduğu sınırlar İşler’in öykülerini daha renkli ve daha incelikli bir hale getiriyor. Bir kimya formülü hazırlanır yahut divan şairinin aruz vezninin sınırları içinde billurlaşması gibi İşler’in öykülerine getirdiği sınırlar onların daha dengeli ve billurlaşmış hale gelmesine hizmet ediyor.

 

İşler’in “oyunlu” metinleri hakkında söylemem gereken bir şey var. Oyun ifadesine yazarın aleyhine kullanılabilecek çağrışımlar yüklenmiş durumda. Tabii ki bu yazının sınırlarını aşan boyutları olan bir problematik. Yine de oyunun hayatı temsil kabiliyeti yüksek bir teknik olduğunu, insanların hayatı oyunlar aracılığı ile öğrendiğini söylemeden de geçemeyeceğim. İşler’in oyunlarını da bu anlamda kıymetli buluyorum.

 

İthaf edilmiş öyküler

 

Kitabın dikkat çekici bir özelliği de ithaf edilmiş öyküler. Mustafa Kutlu’ya “Ala”, Borges’e “Kum”, Tomris Uyar’a “Çamur”, Buzatti’ye “Kehanet” ve Spencer Holst’a “Lisan-ı Kedi’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir” öyküleri bu anlamda dikkat çekici. Zira söz konusu öyküler sadece epigrafta yer alan birer kuru ithafın ötesinde her birinin teması, dili ve üslubuyla ithaf edilen yazarla ortak bir atmosfer inşa etmesi dikkat çekici. İşler, basit bir taklit ameliyesi yapmamış elbette.

 

Her öykü tabii ki birer Doğukan İşler öyküsü olmaya devam ediyor. Ancak bir yandan da ithaf edilen yazara bir saygı duruşu tavrı da var. İşler, bu öykülerde pastiş tekniğini çok incelikli ve derinlikli bir şekilde kullanmayı başarıyor.

 

Doğukan İşler, üçüncü öykü kitabı Dünya Kiracısı’nı “Tüm unutulan öykücülere” ithaf ediyor. İşler’in unutulmuş öykücüleri hatırlatmak için bir mesai sarf ettiğinin elbette farkındayım. Ancak bu ithafı farklı bir anlamda yeniden okumak da geldi içimden. Bu ithaftaki unutulmayı yok olmak değil kolektif bilinçaltı ile hemhal olmak yani bir anlamda yazar denilen akarsuyun bir denize kavuşması şeklinde okudum. Hatta bu yazımı unutulmuş ve unutulacak tüm öykücülere ithaf etmek isterim. Yani bir ucundan da kendime…

 

(Şimdi fark ettim. Postmodern kelimesini kullanmadan yazıyı bitirivermişim. Okurlardan bir ricam olacak. Yazının uygun gördüğünüz bir yerine bu kelimeyi ekler misiniz?)

 

 

DÜNYA KİRACISI
Doğukan İşler

DEDALUS 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tarihi roman sevenlere gün doğdu. Mısır piramitlerinin sırlarına doymuş, Roma lejyonlarının geçit alaylarından yeterince keyif almış, ortaçağın karanlık atmosferiyle birlikte Kilise’ye, cüzzama ve saltanat oyunlarına kandıysanız, bir de gözlerinizi Amerika’ya, devrim öncesine çevirmenin tam zamanı olabilir.

 

Yırtık, rengi atmış bir örme yün takke yaşlı bir köylünün kafasında nasıl durursa evimizin yıkık, yana kaykılmış kiremit çatısı da öyle. Ailemizin, hikâyemizin üstünde. Uzaktan bakardım evimize bazen. O yamuk acımıza. Ahşap ve kiremit çatısı eğilmiş. Bütün yoksulluğun küçük, utangaç bir açıklaması elbette bu. Kilometrelerce yamaç. Okula bu yamaçlardan uçarak iniyorum sabahları.

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.