Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden // Adab-ı muaşeret savaşları



Şahane
Toplam oy: 988

Adab-ı muaşeret, ilk anda akla gelebileceği gibi, bir yemek masasında çatal ve bıçakları doğru bir sırayla dizmek yetisi değil. Bu kavramın içinde bugünkü kutuplu toplumumuzun bir fotoğrafını da bulabilirsiniz, cinsiyet eşitsizliğinin ince uçlarını ya da dünya haritasının kültürel kodlarını da. Öyle ya, bedenimizi nasıl taşıdığımız bizim kumaşımızı, kimliğimizi, siyasi görüşümüzü, kültürel konumumuzu, Batılıların deyimiyle “etiquette”imizi belirlemiyor mu?

 

Adab-ı muaşeret gözlemi yapmak herhalde en çok Türkiye gibi bol kültürlü bir ülkede zor. Herkesin bir başka ülkede çok daha rahat edeceği bir insan grubunu aynı ülkeye sıkıştırdığınızı düşünün. Komşun ile edep kodların arasında büyük farklar olduğunu. Sokaklar kimin? Bu ülke yönünü nereye dönüyor; ülkenin geçmişi nereden geliyor? Her gün başka bir kavga ve gürültüye sahne oluyor yaşamsal arenamız. Ne yazıktır ki bu suçun bir öznesi yok.

 

Köylü ile şehirli, şehre sonradan göçen ile kent yerlisi, Doğu ile Batı... Her şey o kadar çok birbirine geçmiş durumda ki! Türkiye’de yıllardır verilen ve son dönemde ayyuka çıkan kültür, gelenek ve aslında daha doğru bir söylemle adab-ı muaşeret savaşlarını, herhalde en iyi Türkiye’nin bu bol geçişli, “köprü ülke” konumu açıklayabilir. Ve elbette aynı zamanda, her bir bireyin ihtiyaçlarına göre yorumladığı, adab-ı muaşeret savaşlarıyla dolu tarihimiz.

 

Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi gibi dayatmacı yayınların olduğu Cumhuriyet’in ilk yılları, 60’lı yıllarda yaşanan kente göçün getirdiği adab-ı muaşeret çatışmaları; ardından gelen, kimsenin kendinden emin olamadığı karmakarışık dönem, köylünün denklemden çekilmesi - kentin adabı konusundaki anlaşmazlıklar ve bugün. Bugün, ne yazık ki, bugünün Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi’ni kimin yazacağı konusunda çatışıyoruz sadece. Resmi bir adabın olmaması gündemimizde bile değil, muaşeretin resmi adabının hangi tepeden ineceğine bakınıp duruyoruz. Kapağımıza taşıdığımız Ayşe Çavdar imzalı “Adab-ı Muaşeretin Sınıfsal Manzarası” başlıklı yazıdan alıntılıyorum o halde: “Kimbilir belki de ancak aynı anda hem bu kadar sıkışıp hem de bu kadar dağıldıktan sonra özgün bir adab-ı muaşeret üretebilecektir memleket. Ondan sonra görün siz edebiyatı, o da tadından yenmez artık...”

 

Umut dolu ve gerçekçi bir yorum bu. Çünkü resmi adab-ı muaşereti reddedeni müfredat kitapları yazmaz. Oysa, edebiyat pek az şeyi ıskalar.

 

Adab-ı muaşeretin sınıfsal manzarası

 


GÜLSÜN KARAMUSTAFA İLE SÖYLEŞİ
"Modernist baskı bitti, dayatma kültürü devam ediyor"

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.