Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Romanın Zaferi Ve Ölümü



Vasat
Toplam oy: 23
Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Buna karşılık muzaffer roman türünün ölümünü ilan edenler hiç de azınlıkta değil. Elbette bağlamlar ve gerekçeler çok farklı. Yine de net bir şekilde söyleyebiliriz ki roman ölümü ve zaferi en çok ilan edilen edebiyat türü.

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar. Buna karşılık muzaffer roman türünün ölümünü ilan edenler hiç de azınlıkta değil. Mesela Cemil Meriç 1979’da bir dergide yayınlanan konuşmasında “roman ölmektedir ve ölecektir” demiş. Elbette bağlamlar ve gerekçeler çok farklı. Yine de net bir şekilde söyleyebiliriz ki roman ölümü ve zaferi en çok ilan edilen edebiyat türü. Romanın o kadar çok ve farklı tanımı var ki bir metnin roman olmadığını ispatlamak giderek daha müşkül bir mesai gerektiriyor. Roman ne zaman tanımlanmaya yaklaşılsa yazılan yeni bir roman o tanımın eksik bir unsuru olduğunu gündeme getiriyor ve hatta bazen o tanımı tamamen yerle yeksan edebiliyor. Bu noktada iki gruba ayırabiliriz romanları.

 

Kendi tanımlarını getiren romanlar ve mevcut tanımlardan birinin yeterli olduğu romanlar vardır diyebiliriz. (Farkındayım bu cümle hangi sanat dalı için geçerli değil ki?) Bu noktada bir itirafta bulunmam lazım. Kaç yayınevinden şiir dosyam hakkında roman olsaydı yayınlardık mazeretine sığınarak red cevabı almışlığım var. Bu satırları yazdığım zamana dek bir roman yazamamışsam bunun bir sebebi de aldığım bu cevaplardır. Bir süredir şiir ve hikâyeyi es geçip ilk dosyası roman olan yazarların sayısının artmasında kültür endüstrisinin bu yönlendirmelerinin payı olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Ancak bu yönlendirmenin romana faydasının mı zararının mı olduğundan emin değilim. Bu konuda yorum yapmak için biraz erken olduğunu söyleyerek bu ciddi sorudan kaytarabileceğimi ümit ediyorum. Roman biraz da yazarının okuduğu romanların çocuğu galiba. Romanın ve roman yazarının şeceresini çıkarmak bizi kültürel kopuş ve devamlılığı takip etmek adına önemli verilere ulaştırabilir. Nitekim Milan Kundera, Avrupa romanını yücelttiği o meşhur “Cervantes’in Hor Görülen Mirası” başlıklı yazısında Cervantes’in uçsuz bucaksız bir coğrafyada ilerleyen karakteri Don Kişot’tan Emma Bovary’nin bir çitle sınırlanan dünyasına oradan da Kafka’nın Şato’sunda yargılanan karakterine kadar daralmayı bir devamlılık içinde anlatır.

 

Roman yine de amorf yapısıyla, tam olarak tanımlanamamış olmanın verdiği güçle yaşamaya devam ediyor. Olga Tokarczuk’un romanının ismi tam da buraya denk düşüyor belki de: Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde.

 

Roman ölmedi ama mezarlıkları gezmeyi sevenler, her an ilginç keşiflerde bulunabilirler.

ROMANIN İLK 11’İ

Roman Nedir?-Marina MacKay
Roman Ne Anlatır?-Mehmet Narlı
Genç Bir Romancının İtirafları-Umberto Eco
Yazma Sanatı-Stephen King
Mesleğim Yazarlık-Haruki Murakami
Yüzyılın 100 Türk Romanı-Fethi Naci
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış (3 cilt)-
Berna Moran
Roman Sanatı-Milan Kundera
Saf ve Düşünceli Romancı-Orhan Pamuk
Karnavaldan Romana-Mihail Bakhtin
Roman Teorisi-Philip Stevick

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Uzakta, hırçın denizin ortasında bir yer… Kimileri için nefes kesici güzellikte, kimileri içinse ürkütücü ve kasvetli doğası, bize bir hayli yabancı dili, yarım milyondan az nüfusu… Soğuğu ve yanardağları ile ateş ve buzun ülkesi burası; İzlanda. Bulutlar güneşi perdeledikçe, kasvet arttıkça, suç edebiyatı da daha keyifli hale gelir.

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de James Joyce’un İletişim Yayınları’ndan çıkan tek öykü kitabı Dublinliler’dir. Bu öykülerde Joyce “şehrin sesi”ni modern öyküye kazandırmıştır.

 

Kaybolan oylumlu bir roman, üç kişi etrafında gelişse de, tartıştığı çok konu var; günümüz kapitalizmi, pazarlama kültürü, evlilik kurumu, askerlik, Osmanlı mirası, aile, yazarlık, kişisel gelişimcilik… Bu romanın ve yazmaktan kaynaklı meselen neydi? Biraz buradan yola çıkalım sohbete…

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.