Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tekinsiz Bir Ada



Şahane
Toplam oy: 16
Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşıyor.

Kral, eşi ve üç kızı bir adada yaşamaktadır: İlk bakışta Shakespeare’in Kral Lear ve Fırtına’sını birleştiren tuhaf bir senaryo gibi duruyor. Kral, yani baba, tehlikeli dış dünyayla ilişkilenebilen, adada ihtiyaç duydukları araç gereçleri almak için dışarıya çıkabilen tek kişidir. Kızların adada yaşayanlar dışında birileriyle iletişimiyse mümkün değildir. Kimsenin kendini güvende hissetmediği bu dünyada, kızlar belli ritüelleri de yerine getirmek zorundadır: Çığlık atıp rahatlamak için yapılan çığlık terapisi ya da kurbağa, fare gibi bir canlıyı öldürmeyi içeren sevgi terapisi. Tüm bu terapiler, kız kardeşler için güvenliği tesis etmek ve onları dış dünyayı ele geçiren hastalıktan korumak için birer çaredir.

 

Begüm Kovulmaz tarafından Türkçeye çevrilen Su Kürü, tıpkı Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ya da Naomi Alderman’ın Güç kitapları gibi feminist bir distopya olarak sunuluyor. Bu distopya, Güç ya da Damızlık Kız gibi makro boyutlara ulaşan bir distopya değil; Mackintosh adaya yerleştirdiği aileyle, toplumsal yapının mümessili aile kurumunu merkeze taşır. Yazarın yarattığı bu kapalı, mikro toplum, dünyanın geneline ve toplumsal yapının içerimlerine dair çok şey sunar okura. Aile biriminin ada gibi nispi boyuta sahip bir dünyada temsil edilmesi, sınırlı bir ölçekte kurulan sonsuz ilişkileri sunmaya imkân tanır. Daniel Defoe’nun Robinson ve Cuma üstünden gerçekleştirdiği, bir adada gelişen sınıfsal-kapitalist ilişkiyi, Mackintosh yine bir ada üzerinden, kadın-erkek ilişkilerini kurmak, aktarmak için kuruyor.

 

Feminist anlatılara özgün bir katkı

 

Yorgos Lanthimos’un Dogtooth filmini izleyenler, konvansiyonlara karşı çıkan bir figürün sahnedeki görünürlüğünün çok şey değiştirebileceğini, mevcut olanı yıkıma sürükleyebilecek tehdit edici potansiyelini tahmin edeceklerdir. Kitabın dünyası, bu türden çağrışımları mümkün kılacak bir sinematografiye sahip; diyalojik bir anlatı kurması ve her karakterin sesini ve bakış açısını detaylı yansıtması bakımından karnavallaşan anlatıysa, çok katmanlı bir edebi üretim olarak değerlendirilebilir.

 

Bir adaya, topluma ait her şeyi, her katmanı sığdırmak mümkün değil. Mackintosh’un distopyasında da bir şeyler eksik: kadın erkek rollerinin fazlasıyla normatif çizilmesi, bedenin her zaman katı bir ikiliğe mahkûm edilmesi, kimlik ve toplumsal rollerdeki akışkanlığa bu küçük toplumda pek de yer olmaması, bu feminist distopyayı eleştirdiği özcülüğü tekrar üreten fasit bir daireyle mahdut, sınırlı bir evrene dönüştürmüyor değil. Yine de Su Kürü, Türkiye’de ve dünyada yükselen, Handmaid’s Tale dizisinden sonra kazandığı ivme iyice görünür olan feminist anlatılara özgün bir katkı sunuyor.

 

 

SU KÜRÜ
Sophie Mackintosh

ÇEV: Begüm Kovulmaz
CAN YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.