Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Türk Romanın Ara Yüzleri ve Haver



Şahane
Toplam oy: 51
Roman, çocuk sahibi olamamaları dışında görünürde herhangi bir sorunları olmayan Raci ve eşi Sadiye’nin hayatını anlatarak başlamakta.

Ahmet İhsan Tokgöz (1867), estetik ve epistemolojik düzeyde yarattığı kırılmalarla Türk edebiyatını şekillendiren Servet-i Fünun dergisinin kurucusudur. Daha çok çevirmen kimliğiyle tanınan Tokgöz’ün Ülfet isimli bir tefrikası daha bulunmaktadır. Döneminin edebî üretimine ilişkin önemli ipuçları sunan ancak tüm bunlara rağmen kanona girememiş metinleri okurla buluşturmayı hedefleyen Turkuvaz Kitap, serinin ilk kitabı Haver’i okurlarla buluşturdu.

 

Roman, çocuk sahibi olamamaları dışında görünürde herhangi bir sorunları olmayan Raci ve eşi Sadiye’nin hayatını anlatarak başlamaktadır. Örtük sorunların gün yüzüne çıkıp karakterlerin kaderlerini değiştirmesi, Raci Bey’in evlerinde hizmetçi olan Haver’le bir ilişki yaşamasıyla eşzamanlı gerçekleşir. Bir çerçeve ve iç hikâyeyle roman dünyasına giren okur, Haver’in başına gelenleri Raci Bey’in yaşananları arkadaşlarına anlatmasıyla öğrenir. Anlatım tekniğinin yanı sıra asıl dikkat gerektiren, yazarın değerler dünyasını kurma ve insan ilişkilerini alımlama konusunda döneminden farklılaştığıdır.

 

BİHRUZ BEY SENDROMU

 

Tanzimat dönemi romancılığını aşırı Batılılaşmaya mukavemet göstermek için inşa edilen bir sosyal denetim mekanizması olarak ele alan Şerif Mardin, yazarın romandaki önderliğiyle okurlarını “Bihruz Bey Sendromu”na yakalanmaktan kurtarma mesuliyetinden söz eder. Tanzimat döneminin angajmana bağlı siyasi programı gibi, romancılık da bir amaç doğrultusunda Batı karşısında yaşanabilecek muhtemel sarhoşluğu engellemeyi şiar edinmiştir. Bu sebeple edebî üretimiyle ve edebiyat üzerine söz söyleme yetkisiyle Türk edebiyatının kurucu figürü Ahmet Mithat Efendi olmak üzere, Tanzimat romancılarının genel temayülü, bir iyi ve bir kötü tayin edip kötü karakteri felâketle cezalandırmak olmuştur. Ahmet İhsan, benzer bir dikatomiyi köyden gelen, doğaya ya(t)kınlığıyla saflığı temsil eden müstağni Haver ve ölçüsüz bir biçimde harcamalar yapan, süslenmekten başka bir şey bilmediği için aslî duygulardan uzaklaşan Sadiye Hanım arasında kurmuştur. Erkeklerin hatalarının müsebbibi kadın karakterlerin yerini, Tanzimat edebiyatından tevarüs edilen ekonomik determinist perspektifle maddiyatla ilişkisi ölçülü ve ölçüsüz kadın karakterler belirlemekte ve kadın karakterler birer fail olarak Türk romanının erken döneminde boy göstermektedirler.

 

Tanzimat romancılığında olası bir aldatma hikâyesi, hem kadın hem de erkek için bir felaket sebebi olacakken, bu romanda mutlak yargılarla mahdut olmayan ara yüzler/mekânlar söz konusudur. Maddiyattan ibaret bir eşin sevgiyi yok etmesi, erkeğin tüm bunlardan azade bir karakteri sevmesi, bir anlamda yaşanan mahrumiyetin anlaşılır bir telafisi olarak sunulmaktadır. Okurla metin arasına didaktizmle girmeyen yazar, okura bir nefes ve karar alanı sunmaktadır. Okurunu kötülüklerden menetmeyi ahlakçı bir biçimde şiar edinen Tanzimat romancısının ötesine geçen romancı, bireyin duygulanımına, tercihlerine kendine mahsus hikâyesini göz ardı etmeden yaklaşan Servet-i Fünun edebiyatına yaklaşmaktadır. Zihniyet noktasında Tanzimat romancılığının tek yönlü ve kati anlayışından uzaklaşan, uzaklaştığı ölçüde roman olmaya yaklaşan Haver, çoğaltılabilecek okumalarla siz okurlarıyla buluşmayı bekliyor.

 

 

HAVER
Ahmet İhsan Tokgöz

Turkuvaz Kitap 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biri de Can Yayınları’ndan çıkan Jack London’un (1876-1916) Meksikalı’sıdır.

 

Aynı zamanda boksör de olan bir şairdi Arthur Cravan. Fakat itiraf etmek gerekirse ne büyük bir şairdi, ne de çok arzulamasına rağmen sıkı bir boksör olabildi.

 

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.