Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

‘Küre’nin akışkan zamanları


Gayet iyi
Toplam oy: 997
George Ritzer
Ayrıntı Yayınları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 



90’larda bizde de hız kazanan ‘küreselleşme’ tartışmalarının kavramsal boyutuna dair bir soruşturmada, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum, “Dünyamız küreselleşiyor” ‘klişesiyle’ dalga geçerek “Dünyanın biçimi zaten küreseldir, bu ifade çok manasız” içeriğinde bir yanıt vardı. ‘Klişelerin’ sırf klişe oldukları için (Ayrıca sözcüğün kökeni itibarıyla ‘klişe’ olmasaydı matbuat nasıl gelişirdi?) küçümsenmesi bir tarafa, pekâlâ da ‘globe’ (top, küre) sözcüğünden türetilmiş ‘globalization’a bir karşılık olarak ‘küreselleşmenin’ ‘bütünselliğe’, ‘genelliğe’ vurgu yaptığı anlaşılıyordu.

 

Malum, Türkçede ‘toptan’, ‘topluca’, ‘toplum’… gibi pek çok sözcüğün kökeni ‘top’tur (küre yani).

 

 

 

Kavram olarak ‘küreselleşme’ üzerine artık tartışılmıyor, bu konuda konsesüs var. Ama pek çok başka durumda olduğu gibi (‘farkındalık’a duyulan teveccüh-nefret mesela), dillere pelesenk olunca ‘küreselleşme’ de dinlendirilmeye muhtaç kavramlar deposuna gönderilmeye meyilli, oysa olgunun kendisi taş gibi duruyor yerinde. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse ‘su gibi akıyor’.

 

 

 

 

 

 

George Ritzer’ın ‘Küresel Dünya’ adlı üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması (kitabın iç tasarımı da bu ders kitabı mantığına uygun hazırlanmış) zamanımızı belirleyen bu temel olguyu inceliyor. Öncelikle ders kitabı niteliğinde olması okumayı kolaylaştırıyor. Ritzer dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ısrarla vurgulanan ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan ve güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. Geniş kapsamlı bir ‘giriş’ kitabı da denebilir bu yönüyle.

 

 

 

 

Zamanımızın bir olgusu olarak küreselleşmeyi tarihin farklı dönemlerinden (‘Küresel Roma İmparatorluğu, 1919 İspanyol gribi salgını, 2. Dünya savaşı…) ayıran, onu kavramsallaştıran ayırt edici nitelikleri nelerdir? Ritzer temel kuramsal yönelimini ‘akışkanlık’ (liquidity) üzerinden oluşturuyor:

 

“Akışkan olgular ne zamanı ne mekânı sabitleyebilir. Akışkan (sıvı) olan şey, tanımı gereği, ister mekânsal ister zamansal olsun her türlü sabitliğe karşı koyar. Bu da, küreselleşmenin mekânsal ya da zamansal görünümlerinin sürekli akış halinde olması demektir. Akışkan olan bir şey, geçici olarak hangi şekli (mekânı) alırsa alsın her zaman için değişmeye hazırdır.

 

 

 

Akışkan dünyasındaki zaman (ne denli kısa olursa olsun) mekândan daha önemlidir. Belki de buna en iyi örnek, küresel finanstır, ki burada pek az şey (dolar, altın) gerçekte kendi mekânını (en azından çabucak) değiştirebilir; işin esasını zaman oluşturur.”

 

 

‘Akışkanlığın’ temel olduğunu söylerken ‘katı’ yapıların hepten ortadan kalktığını iddia etmiyor Ritzer. İntifada sırasında Batı Şeria’dan İsrail’e yönelik saldırıları ‘akışkan’, İsrail’in Batı Şeria ile arasına ördüğü duvarı ise ‘yeni katı biçimler’ olarak tanımlıyor. Tabii ısrarla ivmenin küresel akışkanlığın çoğalması ve hızla gelişmesi yönünde olduğunu belirterek.

 

 

 

Küreselleşme diye bir şey varsa bu durdurulamaz mı?

 

 

 


Ritzer’ın kışkırtıcı sorularından biri bu. Sosyal bilimler açısından ‘kaçınılmazlık’, ‘durdurulamazlık’ gibi tezlerin sorunlu olduğunu, ivmenin tam tersi yönde olduğunda dahi bunun (küreselleşmenin kaçınılmaz olmadığının) olanaklı olduğunu söylüyor. Artan göç hareketlerine karşı ABD ve Avrupa’nın gösterdiği tepkinin (göç hareketlerinin hızını kesmese de) böyle değerlendirilebileceğini ifade ediyor. Ama asıl mühim olan ‘tepeden küreselleşme’ ve ‘aşağıdan küreselleşme’ ayrımını koyması: Tepeden küreselleşme özellikle Kuzey’le bağlantılı olan Güney’e çok uluslu şirketler ve devletler tarafından dayatılan ve yaygınlaştırılan bir süreç.

 

 

Oysa aşağıdan küreselleşme bu dayatmaya bir tepki. Bu tepkinin örgütlü biçimleri ise (temel aktör Dünya Sosyal Forumu’nun yanında kendiliğinden örgütlülüklerle oluşmuş Yavaş Yemek Hareketi gibi ‘küresel’ direniş hareketleri) küreselleşme karşıtı olmak bir yana (pek çoğu küresel düzeyde örgütlü), küreselleşmenin getirdiği olanakları eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde kullanmayı talep eden, ‘dayatılmış küreselleşmeye’ karşı çıkan hareketler.

 

 

 

 

Ritzer deyim yerindeyse küreselleşmenin hiçbir veçhesini (AIDS’ten Çin’in oyuncak sektörüne, haşarelerin küresel yayılımından dünyanın Mc Donald’s’laşmasına, küresel politik yapılardan değişen turizme ve aylaklığa…) es geçmeden değerlendirirken direniş ve geleceğe ilişkin de saptamalarda bulunuyor.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Edebiyat ve sanat tarihi, zamanın ya da kitlelerin efsaneleştirdiği ancak kendilerine atfedilen değerin ne kadarına layık oldukları şüpheli sayısız isimle doludur. Bir eseri sevmek çoğu zaman onu ortaya koyanın kusurlarını görmezden gelmemiz için yeterlidir. Ne yazık ki gerçeklerle doğrularımızın tartıldığı terazide, gerçekler daima ağır basar.

Pandemiden önce yapabildiğim endişesiz, serbest seyahatlerimden biri Tiflis’e idi. Tiflis, Sovyet mirasına yer yer sahip çıkan, yer yer de bu mirası reddeden yapısıyla ikircikli bir kent. Tarihin gördüğü en zalim liderlerden Stalin’in Gürcü olması ikircikli yapıyı pekiştiriyor.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.