Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Ve nihayet işte gene buradayız”


Gayet iyi
Toplam oy: 108
Dino Buzzati // Eren Cendey
Can Yayınları
Kısa anlatılar, birkaç sayfalık öyküler, günlük parçaları, felsefi düşünceler, taslaklar, tarihi hikayelerin anakronik yorumları ve anılardan mürekkep yüz elli altı mikro metin...

Büyülü gerçekçilik denince akla ilk gelen yazarlardan olan Dino Buzzati’nin yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda kitabı, geçtiğimiz günlerde Eren Cendey’in harika çevirisiyle yayımlandı. Yaklaşık altmış parçacıktan oluşan ilk hali 1950 yılında yayımlanan kitap, Buzzati’nin zaman içindeki eklemeleriyle ve ölümünün ardından karısı Almerina’nın bulduğu dosyadaki yeni metinlerle birlikte nihai halini almış. Lorenzo Vigano’nun giriş yazısından, Buzzati’nin kitabın kurgusu için nasıl titizlendiğini, bir araya getirdiği parçaların tutarsız ve tekdüze bir yeküne ulaşmaması için nasıl denemeler yaptığını, hatta ana temasının “geçen zaman” olduğunu düşündüğü kitap için uygun bir ad bulmakta nasıl zorlandığı ve kitabın adının birkaç kez değiştiğini öğreniyoruz.

“Ve nihayet işte gene buradayız, hep aynıyız; bir kesinti, bir çatlak olmadı; gencecikken uğruna koşu tutturduğumuz hedef nokta hep bir sonraki gün oluyordu. Mutlu olduğumuzu sandığımız o eski dönemlere bizi bağlayan saatlerin ara vermeyen akışıydı bunlar. Üstelik günlerin o zamanlar pembe ya da uçuk maviyken şimdi boz bulanık olduğu da doğru değil, hatta hemen hep aynılar; öyle bir haldeler ki insan içinde olunca hiç de özelmiş gibi durmuyorlar ama dışarıdan, geçmişte kaldığı yere bakıldığında gizemli bir şekilde ışıldıyorlar.”

Kısa anlatılar, birkaç sayfalık öyküler, günlük parçaları, felsefi düşünceler, taslaklar, tarihi hikayelerin anakronik yorumları ve anılardan mürekkep yüz elli altı mikro metinden oluşan Tam O Anda, bir Buzzati kılavuzu olarak da değerlendirilebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın ertesindeki karanlık ve karamsar yıllarda yazılan metinler Buzzati’nin siyasi görüşlerine, hayata bakışına, çevresiyle ilişkisine, algı biçimine, kişisel muhasebesine dair ipuçları veriyor.

Birbiriyle hayli bağlantısız gibi görünen bu metinler Buzzati’nin nefis kurgusu sayesinde ortak bir ritimde ve duyguda buluşuyor. Yazarın sıkı takipçilerinin bildiği üzere Buzzati’nin diğer eserlerinde de önemli bir yer tutan “geçen zaman” ve “bekleyiş” temaları bu kitapta da baskın. Tatar Çölü’nde genç teğmen Giovanni Drago’nun unutulmuş bir kalede asla gelmeyecek bir düşmanı ömrünü tüketircesine bekleyişi, Bir Aşk’ta melankolik âşık Dorigo’nun sevgilisinden merhamet görmek için umutsuzca bekleyişi gibi bu mikro metinlerde de belirsiz geleceği bekleyiş, ölümü bekleyiş, zamanın akışının değişmesini bekleyiş ve bu bekleyişin getirdiği yılgınlığın verdiği ruh hali kendini hissettiriyor.

Tam O Anda, Dino Buzzati’nin yarattığı bütün evrenlerin giriş kapısı.

 

Görsel: Dilem Serbest

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

“Testi içindekini sızdırır”

Mevlana

 

Çocuklar öldüğünde dünyadaki rüyalar da azalıyor olabilir. Dünya üzerindeki rüyalar azalınca da benim uyku sürem düşüyor. Testiyle bakışmamızın üzerinden tam 7 saat geçti. Tekli koltuğun karşısında kütüphanemin yanında, masamda üzeri başka çağlardan gelmiş gibi desenlerle bezeli bir testi bulunuyor.

 

“Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.” 

-Theodor Adorno

 

Kahvenin anavatanı Habeşistan’dır. Efsaneye göre Khaldi adında Habeşli bir çobanın keçileri tatmıştır ilk olarak bu kara-kırmızı meyvelerden. Keçilerin kemirdiği çalı bir arabica ağacıdır aslında.

John Milton kendisine ölümünden sonra haklı bir şöhret kazandıracak Kayıp Cennet’i (Paradise Lost) yazmaya başladığında, artık tamamen kör olmuştu. Bu demek oluyordu ki, otoriteye başkaldırışın vücut bulmuş hali olarak addettiği Oliver Cromwell’in mezarından çıkarılıp yargılanışını, vücudunun paramparça edilip kafasının kazığa oturtuluşunu asla görmedi.

Fransa’nın Paris kentinde 1396 yılının ekim ayında kiliselerin çanları kent sakinlerini uzun sürecek bir yasa davet için hiç durmamacasına çalıyordu. Kral VI. Charles dâhil herkes şiddetli bir mateme tutulmuş; Valois Hanedanı’nın amansız düşmanları bile ‘Son şansımızı yitirdik… Şimdi neler olacak?’ diye titrek mum alevlerinin eşliğinde sabahlara dek düşünüyordu.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.