Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Yazmamayı tercih eden” Herman Melville


Vasat
Toplam oy: 227
Herman Melville // Çev. İrfan Seyrek
Ayrıntı Yayınları
Gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o.

Herman Melville denince akla ilk gelen Moby Dick olmasına rağmen, dile gelen ilk söz: “Yapmamayı tercih ederim”dir. Edebiyat tarihinin bu en ünlü yanıtı, onu söyleyen Kâtip Bartleby’yi de aşıp adeta Herman Melville’in şahsında vücut bulmuştur. Kâtip Bartleby’nin kendince pasif bir direniş sergileyerek yapmamayı tercih etmesi, Melville’in, kitapları okunmadığı için bunalıma girerek yazmamayı tercih etmesine dönüşür.

 

Varlıklı bir aileye mensup olmasına rağmen, babasının geride bıraktığı yüklü miktarda borç onu genç yaşta ciddi kararlar almak zorunda bırakmıştır. Bu süreç, Melville’in yazma sürecini de derinden etkileyecektir. Özellikle henüz 18 yaşındayken Liverpool’a giden bir gemiye ayak basması, Melville’in dünya edebiyatına kazandıracağı romanların da büyük malzemesi olur. Çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır; Güney denizlerinde balina avına çıkar, bir süre yerlilerin arasında yaşar, katıldığı bir isyan sonunda hüküm giyer. Tüm bunları çok genç yaşlarda yaşayan Melville, Amerika’ya dönerek deniz seferlerini tamamen geride bırakır. Bir süre işsiz dolaştıktan sonra yazmaya başlar. Aşkla yazdığı ve sonrasında dünya edebiyatına damgasını vuracak olan romanları da bu dönemde yazar. Ama romanları ilgi görmeyince yazmaktan tamamen uzaklaşır ve böylece yazı hayatını da sonlandırır. Öldüğü yıl olan 1891’e dek “yazmamayı tercih eder.”

 

Konu Moby Dick’in yazarı olduğundan, onunla ilgili en güzel tespitlerden birini yapmış olan Mîna Urgan’ın sözlerine yer vermeden olmaz: “Zaman zaman çıkardığı o garip seslere burnundan konuşma derseniz, balinayı horlamış olursunuz. Hem balinanın söyleyecek nesi olabilir? Ben, derinliği olan hiçbir varlık görmedim ki, bu dünyaya söyleyecek sözü olsun. Geçimini sağlamak için birkaç söz kekelemek zorunda kalır, olsa olsa. Ne mutlu ona ki, dünya duyuverir sesini.” Herman Melville’in roman ve hikayelerinde hem gerçek yaşanmışlığın ete kemiğe bürünmüş hali hem de ancak sezgilerle kavranabilecek bir derinlik vardır. Moby Dick ilk bakışta denizlerde geçen bir serüven, Kâtip Bartleby sıradan bir Wall Street hikayesi olarak görülebilir; ama ters yüz edildiğinde durum hiç de böyle değildir. Melville’in eserlerinin, o öldükten yıllar sonra gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o. Yazdığı o kısa süre içerisinde geride önemli eserler bırakan Melville’in, birbirinden değerli hikayeleri de vardır. İşte bunlardan bir demet, Toplu Hikâyeler I adıyla, Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı yakın bir zaman önce. “Veranda öyküleri”, “Bir Wall-Street hikâyesi: Yazman Bartleby”, “Benito Cereno”, “Paratonerci”, “Büyülü Adalar” ile “Çan Kulesi”nin yer aldığı derlemede John Updike’ın “sunuş” yazısını da okumak mümkün. Şöyle başlıyor sözlerine John Updike: “Herman Melville, dergiler için öykü yazmaya ümitsizlik içinde başlamıştı. Bu ümitsizlik o denli başarılı olduğu büyük ve iddialı romanları düşünüldüğünde oldukça şaşırtıcıdır. Melville’in metinleri olmaksızın, özellikle de ‘Yazman Bartleby’yi kapsamayan hiçbir klasik Amerikan öykü antolojisi düşünülemeyeceği gibi, ‘Benito Cereno’yu içermeyen bir kısa roman koleksiyonu da yok gibidir.”

 

Herman Melville, gerek yaşamı gerekse yazdıklarıyla kendi döneminde anlaşılmasa da, anlaşıldığı yirminci yüzyıla damgasını vuran nadir yazarlardan biri hiç kuşkusuz.

 

 


 

 

Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.