Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ağaçlar'ın Dilinden Anlıyor Muyuz?



Toplam oy: 76
Ağaçlar, okurda yemyeşil bir ormanda yürüyormuş hissine kapı aralıyor. Okudukça, ağaçlara sıradan bir gözle bakamıyorsunuz. İnsanlardan uzaklaşıp yemyeşil bir ormanda yürüyor, sevimli hayvanlarla konuşuyor, kuş seslerine kapılıp tabiatın kalbine doğru ilerlerken kendinizle karşılaşıyorsunuz.

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu. Bu kitapta edebiyatın farklı türlerinde kalem oynatmış Hesse’nin ağaçlarla ilgili şiirleri ve denemeleri yer alıyor, çizimler ve görsellerle birlikte.

 

Hesse’nin bütün eserlerini bilmeme rağmen kitabı görünce duraksadım, kapakta ya da künye bilgilerinde türünün ne olduğuyla ilgili bilgilere yer verilmesinden yanayım açıkçası. Okur “derleme metinler” gibi bir ifadeyle önceden bilgilendirilebilirdi, kaynakça kitabın son sayfalarına saklanmış. İçeriğe gelince, kitabı okurken insanlardan uzaklaşıp yemyeşil bir ormanda yürüyor, ağaçların ve yaprakların içinden geçiyor, sevimli hayvanlarla konuşuyor, kuş seslerine kapılıp tabiatın kalbine doğru ilerlerken kendinizle karşılaşıyorsunuz. Çünkü insanın özü buradadır, doğa insanın ilk yuvasıdır.

 

DOĞAYI BİR EV OLARAK DÜŞÜNMEK

 

Bizi böyle huzurlu bir yolculuğa çıkaran şey elbette kelimeler. Metinlerin yaprak, ağaç, orman konulu olmasının yanı sıra bunlar arasına serpiştirilen ağaç ve yaprak çizimleri yemyeşil bir ormanda yürüyormuş hissine kapı aralıyor. Zaten Hesse’nin diğer kitaplarında sıklıkla işlediği insan, varoluş, Budizm, Doğu mistisizmi gibi temaları bu kitapta doğayı merkeze alarak derlemenin amacı biraz da bu: Kendimizi evimizde hissetmek. O ev doğa, namı diğer cennet. Yoksa amaç botanik bilgi vermek değil. İnsan ve doğa arasında var olan o ilişkiyi yeniden kurmak, tabiattan hareketle insanı ve onun varoluşunu yorumlamak, evrene farklı gözle bakmak, kendi elimizle kirlettiğimiz dünyanın o saf haline yeniden ulaşmak, belki bunun için yazmak, yazmak, bir ağaca sarılır gibi yazmak diyebiliriz bu metinler için. Hatta eco-eleştirel bir gözle inceleyip bambaşka sonuçlara da ulaşabiliriz, bu yöntemin yazımızın sınırlarını aşacağını bilmesek.

 

Kitabın ilk metni “Ağaçlar”, yazarın ağaçla kurduğu o duygusal bağı özetler nitelikte. Hesse’ye göre ağaçlar tapınaktır. Kitabı okudukça, ağaçlara sıradan bir gözle bakamıyorsunuz. Her biri sanat eseri gibi uzanıyor göğe. Hesse’ye göre: “Varlığın sırrıydı ve güzeldi, görebilen için mutluluktu, anlamdı, armağan ve keşifti, Bach’la dolu bir kulağın, Cézanne’la dolu bir gözün olduğu gibi.” Bu bakımdan her sanat eseri gibi kültürün, geçmişin, birikimin ve dolayısıyla kolektif bilincin de taşıyıcısıdır ağaçlar. Mesela Bursa’da yüz yıllardır ayakta duran ağaçlar tanıyorum, onlarla konuşurken geçmişe gidiyor, gövdesine benden yüz yıl önce başka bir elin dokunmuş olma ihtimaliyle heyecanlanıyorum. Ağaçları yazarken anılarının içinden geçen Hesse’yi daha iyi anlıyorum.

 

AĞAÇLAR ZAMANIN ÖTESİNDEDİR

 

Hesse diyor ki; “Bu ağaçlardan birini kaybetmek bir dostu kaybetmek demektir benim için.” Üstelik bir ağacın boşluğunu başka bir ağaç dolduramaz, nasıl bir insanın yokluğunu bir başkası dolduramıyorsa. Her biri kendine özgü hüviyettedir. Bir ağaç, kapladığı alandan fazlasına ve yaşadığı zamanın ötesine hitap eder; ölürken bile çoğalmaya, kendinden sonrakine faydalı olmaya kuruludur. Hesse’ye göre ağaçlar sonbaharda ölmezler, sadece beklerler, sabırla beklerler. Mesela bir ağaca bakarak beklemeyi öğrenmek, insan için az şey midir? Bununla birlikte insan, ağaçların arasında dolaşıp onların isimlerini öğrenmeye çalışarak bile hayal gücünü geliştirebilir, onların hikâyesini düşünebilir. Sait Faik, çiçek ve balık adlarını bilmeyenlerin öykü yazamayacağını söyler. Peki ya ağaçlar ve onların isimleri? Nereden bileceğiz, memlekette ağaç mı kaldı?

 

Salkımsöğüt, kayın, kavak, akasya, çınar, kestane ve buraya sığdıramayacağım ağaç çeşidi arasında gezinirken Hesse’nin dilinden, tasvirlerinden, gözlem yeteneğinden etkilenmemek elde değil bu arada. Fakat benzer kelimelerin kullanılmasına rağmen kitaptaki şiirlerden aynı lezzeti alamadığımı belirtmeliyim. Bu belki de yıllardır tartışılan “çeviri şiir” meselesiyle ilgilidir, siz ne dersiniz bilmem ama ben, çeviriyle ortaya çıkan şiirin artık yeni bir tür olduğunu düşünenlerdenim.

 

Eski şairler insan elini çınar yapraklarına benzetirmiş. Peki o yaprak, durduk yere kendi ağacını baltalıyorsa kurumasın mı sevgili okur?

 

 

AĞAÇLAR
Herman Hesse
ÇEV: Zehra Aksu Yılmazer
KOLEKTİF KİTAP 2018

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.