Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ağaçlar'ın Dilinden Anlıyor Muyuz?


Zayıf
Toplam oy: 66
Ağaçlar, okurda yemyeşil bir ormanda yürüyormuş hissine kapı aralıyor. Okudukça, ağaçlara sıradan bir gözle bakamıyorsunuz. İnsanlardan uzaklaşıp yemyeşil bir ormanda yürüyor, sevimli hayvanlarla konuşuyor, kuş seslerine kapılıp tabiatın kalbine doğru ilerlerken kendinizle karşılaşıyorsunuz.

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu. Bu kitapta edebiyatın farklı türlerinde kalem oynatmış Hesse’nin ağaçlarla ilgili şiirleri ve denemeleri yer alıyor, çizimler ve görsellerle birlikte.

 

Hesse’nin bütün eserlerini bilmeme rağmen kitabı görünce duraksadım, kapakta ya da künye bilgilerinde türünün ne olduğuyla ilgili bilgilere yer verilmesinden yanayım açıkçası. Okur “derleme metinler” gibi bir ifadeyle önceden bilgilendirilebilirdi, kaynakça kitabın son sayfalarına saklanmış. İçeriğe gelince, kitabı okurken insanlardan uzaklaşıp yemyeşil bir ormanda yürüyor, ağaçların ve yaprakların içinden geçiyor, sevimli hayvanlarla konuşuyor, kuş seslerine kapılıp tabiatın kalbine doğru ilerlerken kendinizle karşılaşıyorsunuz. Çünkü insanın özü buradadır, doğa insanın ilk yuvasıdır.

 

DOĞAYI BİR EV OLARAK DÜŞÜNMEK

 

Bizi böyle huzurlu bir yolculuğa çıkaran şey elbette kelimeler. Metinlerin yaprak, ağaç, orman konulu olmasının yanı sıra bunlar arasına serpiştirilen ağaç ve yaprak çizimleri yemyeşil bir ormanda yürüyormuş hissine kapı aralıyor. Zaten Hesse’nin diğer kitaplarında sıklıkla işlediği insan, varoluş, Budizm, Doğu mistisizmi gibi temaları bu kitapta doğayı merkeze alarak derlemenin amacı biraz da bu: Kendimizi evimizde hissetmek. O ev doğa, namı diğer cennet. Yoksa amaç botanik bilgi vermek değil. İnsan ve doğa arasında var olan o ilişkiyi yeniden kurmak, tabiattan hareketle insanı ve onun varoluşunu yorumlamak, evrene farklı gözle bakmak, kendi elimizle kirlettiğimiz dünyanın o saf haline yeniden ulaşmak, belki bunun için yazmak, yazmak, bir ağaca sarılır gibi yazmak diyebiliriz bu metinler için. Hatta eco-eleştirel bir gözle inceleyip bambaşka sonuçlara da ulaşabiliriz, bu yöntemin yazımızın sınırlarını aşacağını bilmesek.

 

Kitabın ilk metni “Ağaçlar”, yazarın ağaçla kurduğu o duygusal bağı özetler nitelikte. Hesse’ye göre ağaçlar tapınaktır. Kitabı okudukça, ağaçlara sıradan bir gözle bakamıyorsunuz. Her biri sanat eseri gibi uzanıyor göğe. Hesse’ye göre: “Varlığın sırrıydı ve güzeldi, görebilen için mutluluktu, anlamdı, armağan ve keşifti, Bach’la dolu bir kulağın, Cézanne’la dolu bir gözün olduğu gibi.” Bu bakımdan her sanat eseri gibi kültürün, geçmişin, birikimin ve dolayısıyla kolektif bilincin de taşıyıcısıdır ağaçlar. Mesela Bursa’da yüz yıllardır ayakta duran ağaçlar tanıyorum, onlarla konuşurken geçmişe gidiyor, gövdesine benden yüz yıl önce başka bir elin dokunmuş olma ihtimaliyle heyecanlanıyorum. Ağaçları yazarken anılarının içinden geçen Hesse’yi daha iyi anlıyorum.

 

AĞAÇLAR ZAMANIN ÖTESİNDEDİR

 

Hesse diyor ki; “Bu ağaçlardan birini kaybetmek bir dostu kaybetmek demektir benim için.” Üstelik bir ağacın boşluğunu başka bir ağaç dolduramaz, nasıl bir insanın yokluğunu bir başkası dolduramıyorsa. Her biri kendine özgü hüviyettedir. Bir ağaç, kapladığı alandan fazlasına ve yaşadığı zamanın ötesine hitap eder; ölürken bile çoğalmaya, kendinden sonrakine faydalı olmaya kuruludur. Hesse’ye göre ağaçlar sonbaharda ölmezler, sadece beklerler, sabırla beklerler. Mesela bir ağaca bakarak beklemeyi öğrenmek, insan için az şey midir? Bununla birlikte insan, ağaçların arasında dolaşıp onların isimlerini öğrenmeye çalışarak bile hayal gücünü geliştirebilir, onların hikâyesini düşünebilir. Sait Faik, çiçek ve balık adlarını bilmeyenlerin öykü yazamayacağını söyler. Peki ya ağaçlar ve onların isimleri? Nereden bileceğiz, memlekette ağaç mı kaldı?

 

Salkımsöğüt, kayın, kavak, akasya, çınar, kestane ve buraya sığdıramayacağım ağaç çeşidi arasında gezinirken Hesse’nin dilinden, tasvirlerinden, gözlem yeteneğinden etkilenmemek elde değil bu arada. Fakat benzer kelimelerin kullanılmasına rağmen kitaptaki şiirlerden aynı lezzeti alamadığımı belirtmeliyim. Bu belki de yıllardır tartışılan “çeviri şiir” meselesiyle ilgilidir, siz ne dersiniz bilmem ama ben, çeviriyle ortaya çıkan şiirin artık yeni bir tür olduğunu düşünenlerdenim.

 

Eski şairler insan elini çınar yapraklarına benzetirmiş. Peki o yaprak, durduk yere kendi ağacını baltalıyorsa kurumasın mı sevgili okur?

 

 

AĞAÇLAR
Herman Hesse
ÇEV: Zehra Aksu Yılmazer
KOLEKTİF KİTAP 2018

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.