Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bir Alman meselesi


İyi
Toplam oy: 731
Philippe Lacoue - Labarthe, Jean-Luc Nancy // Çev. Sevgican Toy Teysseyre
İnsan Yayınları
Edebi Mutlak, Alman romantiklerinin edebiyata uygulanmış felsefi sistemlerini kapsamlı bir biçimde ele alması açısından bir referans kitap niteliğinde.

“Romantik misiniz?” bu cevabı hemen verilebilecek türden öyle herhangi bir soru değil. Çünkü romantik, bir ruh hali olarak duygusallığı çağrıştırsa da kültürel anlamıyla sadece budnan ibaret değil. “Romantik”, Novalis’in deyişiyle: “Sıradan şeylere yüksek bir anlam, alışılmışa gizemli bir itibar, bilinene bilinmeyenin onurunu, sonluya sonsuz bir görünüm vererek onları romantikleştirir.” Bu anlamıyla dünyaya romantik gözle bakmak romantizm döneminde en iyi anlamını Alman kültüründe bulmuştur.

 

Romantik tutum, Benjaminvari bir farkında oluşu içerir. Romantik, bugünü geçmişe bakarak anlamlandırır, maziye hürmet eder. Hepimizi kemiren sıradan olana karşı tesis edilmesi gereken bu farkında oluş, kuşkusuz romantik duruşu kavramaktan geçiyor. Bu tinsel tutumu en açık anlamıyla, yaşadıkları yerden esinle Jena Romantikleri yada Erken Alman Romantikleri’nde bulmak mümkün.

 

1800 civarında Berlin’de ortaya çıkan ve sonrasında Jena’ya yerleşen Erken Alman Romantikleri, Edebi Mutlak kitabındaki tanımla “kuramsal romantizm”in kurucularıdırlar. Jena’da 1798-1800 yılları arasında Schlegel kardeşler tarafından altı sayı çıkartılabilen ve kapanan Atheneaum dergisi etrafında toplanan Erken Alman Romantik grubu aynı amaçlarla bir araya gelen bir edebi grup değildir. Bu yüzden kısa sürede dağılırlar. Grubun içinde Athenaeum dergisini çıkaran Wilhelm ve Friedrich Schlegel kardeşler, romancı Ludwig Tieck, teolog Schleiermacher, doğa filozofu Schelling, Novalis takma adını kullanan şair ve filozof Friedrich Von Hardenberg ,F. Schlegel, sanat tarihçisi Wackenroder ile Hölderlin yer alır. “Bazı sınıflandırmalar vardır, sınıflandırma olarak oldukça vasattırlar, ama tüm toplum ve çağları yönetirler…” Erken Alman Romantikleri’nin sesi olan edebiyat dergisi Athenaeum’un 55. fragmanının bu açılış cümlesi, romantik duruşun özeti gibi.

 

Aydınlanma felsefesi bağlamında değerlendirildiğinde Rudiger Safranski’nin deyişiyle “Bir Alman Meselesi” (eine deutsche Affäre) olan Alman Romantikleri, yaşamları ve ürettikleriyle hayatlarını romantik olanı bulmaya adarlar. Romantik duruş aklın egemenliğindeki modernitenin içinden çıkan ve bu egemenliği eleştiren bir modern olma arzusudur. Romantiklerin paylaştıkları tek tutku, klasiğin modernitedeki şans ve olabilirliğini bulma çabasıdır. Bu çaba grubun tüm elemanlarının bakışını Kadim Yunan’daki felsefi ve edebi üretime çevirmesine neden olur.

 

Alman Romantikleri aydınlanma felsefesinin insanı salt akıldan ibaret sayan rasyonalitesine karşı çıksalar da, bunun karşısına koydukları irrasyonel anlamda bir duruş değildir. Onlar Aydınlanmanın düşünerek var olan “Özne”sine karşılık, temelde akıl ile birlikte insanın diğer melekelerinin de yer aldığı ve böylelikle aklın da diğer yetilerle aynı düzeye indirgenmesini savunan modern bakışı koyarken, diğer yandan bireysel özgürlükler anlamında Aydınlanma Çağının öznesine tutkundurlar. Bu nedenle Copleston’un ifadesiyle; “Romantik tini tanımlamak aşırı ölçüde güçtür. Ne de onu tanımlayabilmemiz beklenmelidir. Ama, hiç kuşkusuz belirgin özelliklerinden söz edilebilir.”

 

Artan bir ilgi

 

 

Türkiye’de son yıllarda modern bir duruş olarak bu Romantik olma halini ele alan pek çok yeni çalışmayla karşılaşıyoruz. Moderniteye rağmen Modern duruşun karşılığı olarak Alman Romantikleri’ne duyulan bu ilgiyle eleştirel teoriye son yıllarda artan ilginin bir bağı olduğunu düşünüyorum. Modern olana eleştirel teorinin yaklaşımıyla Alman Romantiklerinin yaklaşımı arasındaki paralellik bu ilgiyi arttıran bir unsur kuşkusuz.

 

İnsan Yayınlarından çıkan Alman Romantizmi Edebiyat Kuramı/ Edebi Mutlak kitabı, Alman romantiklerinin metinleri ile bu metinlere dair P. Lacoue-Labarthe ve Jean-Luc Nancy’nin metinlere dair yorumlarını da içeren önemli bir kaynak. Başlığından da anlaşılacağı üzere Edebi Mutlak, Alman romantiklerinin edebiyata uygulanmış felsefi sistemlerini kapsamlı bir biçimde ele alması açısından bir referans kitap niteliğinde. 

 

Kitapta yer alan Erken Alman Romantiklerinin kronolojisi, tüm eserlerinin kaynakçası, altı sayılık Atheneaum’un fihristi ve sonda yer alan kavramsal açıdan sınıflandırılmış fragman kaynakçası kitabı bir başvuru kaynağına dönüştürüyor. Eserin çevirisinde yer yer aksamalar olsa da bütünlük anlamında derdini okura net olarak sunabilen bir kitapla karşı karşıyayız. 

 

Günümüzde “modern” bir duruş olarak Erken Alman Romantik tinini felsefe, edebiyat, sosyoloji, psikoloji, teoloji ve daha pek çok alanda ürün veren modern filozof ve düşünürlerin eserlerinde hâlâ bulmak mümkün ve bu mümkünlük romantik olanın zaman ve mekansızlığının da en büyük kanıtı aslında.

 

 

 


 

 

* Görsel: Tayfun Pekdemir

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Nezihe Meriç’in Keklik Türküsü adlı öyküsünde çok beğendiğim iki cümlesi vardır: “İnsanın evi çok güzel olmayabilir diye düşünürdü. Ama evine giden yol, ille güzel bir yol olmalıdır.” Bu iki cümleyi, ebedi evinden çıkmış insanın yine oraya dönerken uğradığı bir ev olan dünya hayatı üzerinden bir metafor olarak düşünürüm.

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.