Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bir palto için arya, bir kafe için ağıt



Toplam oy: 650
Patti Smith // Çev. Seda Ersavcı
Domingo Yayınevi
M Treni, Patti Smith'in kişisel tarihini yol belleyip geçmiş ile bugün arasında ring seferleri yapıyor.

“Hiçlik hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.” Patti Smith, kitabın daha bu ilk cümlesinde, tüm alçakgönüllüğüyle yazdıklarının aslında hiçliğe tekabül edebileceğini ve bu yüzden ilgi çekmeyebileceğini ilan ediyordu belki de. Belki de gerçekten hiçlik üzerine bir kitaptı bu ama hiçlik saydığı şey, sizin dünyanızı renklendirecekti. Hepsi ya da hiçbiri; M Treni, üzerine bir süre hiçbir kitap okumak istemeyeceğiniz kadar yoğun. 

 

Hayalperestler, bir serüvenin başlangıcı, mihenk taşıydı; Çoluk Çocuk ise 60’ların sonu ile 70’lerin başını ele alıyordu. Üstelik yalnızca Smith’in değil, başlı başına bir çağın protohistorik tarihiydi bu. M Treni ise her ne kadar Çoluk Çocuk’un kaldığı yerden devam ediyorsa da aslında kendisinden önceki iki kitabın bir bütünü... Çoluk Çocuk’ta, “Şarkıcı değil şair olmak istiyorum,” demişti Smith. M Treni bir şiir işte... Belki ince bir ağıt. Kahve potunda demlenmiş düşüncelerin kokusu zihninizde yayılırken, hatıralarından bir yorgan örtüyor üzerinize. O bir yazar değil; bir iğne oyacısı.

 

 

O, “Şahsen pek de sembolizm meraklısı biri değilim. Sembolizmi hiç anlamıyorum. Neden hiçbir şey her ne ise sadece o olamıyor? (...) Tek derdim kaybolmak, başka bir yerle bütünleşmek, sırf canım istediği için bir çan kulesinin tepesine çelenk geçirmekti,” yazarken, ben yazdıklarının arasında kendime yontacak semboller arıyorum. Oysa hepsi uluorta duruyor.

 

M Treni Patti Smith’in kişisel tarihini yol belleyip geçmiş ile bugün arasında ring seferleri yapıyor. Eşi Fred’le birlikte zamansız çıkılan yolculuklara uzandıktan sonra, her gün düzenli olarak gittiği Café ’Ino’daki masasına dönüyor. Bobby Fischer ile tanışıyor. Onunla birlikte gece boyunca şarkılar söyleyip oradan satranç tahtasının fotoğrafını çekerek dönüyor. Jean Genet için Fransız Guyanası’na gidiyor, taşlar toplayıp dönüyor. Tam bir anı koleksiyoncusu Smith. New York’tan dünyanın dört bir yanına dağılıp tekrar Café ’Ino’da birleşiyor parçalar; sanki Dr Who’nun Tardis’i ona miras kalmış gibi...

 

Ve tüm bunlar olurken, kendisini daha fazla açıyor okura. Dedektif dizilerine tutkun olduğunu öğreniyoruz mesela. Sevdiği dizilerden birinin oyuncusuyla karşılaştığında heyecanlanıyor. Hiçbir zaman açmayacağını düşündüğü kafenin planlarını çiziyor kumlara. Bir gün nefes alan bir ev haline geleceği hayaliyle, viran bir kulübe satın alıyor. Alışkanlıklarına tutkun; siyah paltosu gibi... Bir gün bir yerde, nasıl olduğunu bilmediği şekilde kaybedeceği varsa da, onun için ağıt yakması gerekecekse de tutkun. Ve karamsarlığa düştüğünde kendi iyimserliğinin ucundan tutup yaşadıklarını bir aydınlanma anına çevirebiliyor; işte esas bu şiirsel! 

 

Yazarların kendilerini anlattıkları kitaplarda insanın ağzını en çok sulandıran şeylerden biri okuma listeleri. Yalnızca kendinizinkilerle karşılaştırmak için değil, onunla belki aynı satırların altını çizdiğinizin hayaline düşmek için. Murakami hayranı olan birçok Patti Smith sevdalısı onun da Zemberekkuşu’nun Güncesi’ni saplantı haline getirdiğini okuyunca zevkten dört köşe olacaktır eminim.

 

 


 

* Görsel: Aslı Yazan

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.