Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bizim Gizli Bahçemizden


Şahane
Toplam oy: 1219
Nermin Bezmen
Doğan Kitapçılık

İki kişi arasında geçenler ne kadar mahrem kalmalı, ne kadar anlatılmalı? Nermin Bezmen’in Bizim Gizli Bahçemizden’ini (Doğan Kitap) okurken sık sık aklımıza gelen bir soru bu. Nermin Bezmen, geçtiğimiz yıl evliliklerinin 35. yılını kutlamaya hazırlanırken kaybettiği eşi Pamir Bezmen’le aşklarının başlamasını, birlikte olmalarını, evliliklerine kadar geçen zamanda yaşadıklarını anlatmış.

70’li yıllar… Nermin, liseyi yeni bitirmiş, üniversitenin ilk yılında 19 yaşında bir genç kız. Orta halli bir ailenin çevresinde beğenilen, sempatik, güzel kızı. Küçük flörtler yaşıyor ama hayatında aradığı erkeği bulamamış. Öyle birisini bulursa çevresinde pervane olan erkekleri terk edip aşkın peşinden koşmaya hazır, tetikte.

Nermin, geçici bir iş ararken Pamir Bezmen’in sekreteri oluyor. Pamir Bezmen, 37 yaşında başarılı bir iş adamı. İkinci evliliğini kendinden yaşça büyük bir Amerikalı hanımla yapmış. Kadınların özel ilgisini çeken ve bu ilgiyi karşılıksız bırakmayan karizmatik ve çapkın bir erkek. Nermin, daha ilk gördüğü andan itibaren Pamir beyden etkileniyor. Ona hayran oluyor. Zaman içinde Pamir bey de Nermin’e dikkat etmeye başlıyor. Patronla genç sekreteri arasında önce dillendirilmeyen, zaman içinde karşı konulamayan bir aşk başlıyor. Tarabya Koyu’nda Grayce II teknesinde, Ambarlı’daki Baler Motel’de gizlice buluşup aşklarını yaşamaya başlıyorlar. Daha sonra İzmir’de alevler iyice bacayı sarıyor. Türk filmi tadında bir ilişki. Ama devamı Türk filmlerindeki gibi olmuyor. Pamir Bezmen, karısından ayrılıp hamile sevgilisi ile evleniyor. Mutlu mesut 34 yıl geçiriyorlar.

Nermin Bezmen, aile tarihinden yola çıkarak yazdığı romanlarıyla tanınmış, çok okunmuş bir yazar. Akıcı bir anlatımı var. Kolayca okunuyor. Özellikle popüler romanlar seven kadın okurların hislerine tercüman oluyor. Aynı zamanda dobra, açık yürekli bir yazar. Kahramanlarını tüm boyutlarıyla yaşatıyor, özellikle cinselliklerinin altını çiziyor. Romanda daha kolay üstesinden gelinebilecek bu tür anlatım iş gerçek hayattan kaynaklanan bir anlatıya, anı kitabına geldiğinde aşılması gereken bir zorluk halini alıyor.

Başta sorduğum ‘nereye kadar anlatılmalı’, sorusu kitapta yazarca da soruluyor. Nermin Bezmen, Bizim Gizli Bahçemizde kaçınılmaz olarak bir paradoksla karşı karşıya kalmış ya yazarlığının en önemli özelliği olan açık yüreklilikten vazgeçecek ya da hayatının ikinci baharını yaşarken eşinin, dostunun, özellikle çocuklarının tepkisini göğüsleyecek, hatta onlarla ilişkisi bozulacak.

Bezmen, iki ayrı zamanda akan bir anlatı kurmuş. Bir yandan eşini yeni kaybetmiş bir eş/sevgili olarak her an her yerde onu nasıl hatırladığını, andığını günlük tadında bir kurgu ile anlatıyor diğer yandan da geçmişe dönüp ilişkilerinin başlangıcını hikaye ediyor. Araya sık sık rüyalar da giriyor. Bu anlatımda aşkın cinsellik yanı çok da rahatsız etmiyor, zaten Bezmen de romanlarındaki kadar rahat davranmıyor. Daha ketum, çok daha hassas. O yüzden bugünle daha çok uğraşıyor. Kim geldi, kim gitti, kim ne dedi diyerek sayfalar geçiyor. Laf biraz da gereksiz uzuyor.

İşin içine halen hayatta olan aile fertleri giriyor ister istemez. İşte bu noktada ketumiyet daha da artıyor. Nermin’le Pamir’in aşkları evliliğe doğru evrilirken yaşananlar da sanırım bu yüzden pek fazla ayrıntılandırılmıyor. İki sevgili arasında cereyan ediyor her şey. Oysa, Pamir beyin eşinden ayrılması ve Nermin’le evlenmesi pek de kolay olmuyor. Amerikalı eşin maddi birçok zarar vermesinin yanında aileler ve çevre de bu evliliğe karşı cephe almış. Nermin Bezmen’in yazdıklarından bunları anlıyoruz ama daha fazla ayrıntı alamıyoruz. Nermin Bezmen, her zaman yaptığı gibi 70’li yıllarda yaşananları romanlaştırıp, sıkı sıkıya gerçeklere bağlı kalmayan kendine özgü bakış açısıyla kaleme alsaymış ve daha fazla ayrıntıya girseymiş sanırım çok daha güzel bir eser okurmuşuz. Nermin Bezmen’in de belirttiği gibi Bizim Gizli Bahçemizden bu haliyle yitirilen sevgilinin ardından yazılmış bir mektup, onsuz günlerde tutulmuş bir günlüktür. 


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Avrupa’da tasavvufun varlığının, İslam’ın intişarıyla paralel bir seyir izlediği malumdur. Sanılanın aksine, tasavvuf teori ve pratiğinin Batıdaki serüveni modern dönemin çok öncesinde, belki de Endülüs’ten başlayarak ele alınmak durumundadır.

Türkçeye “yer siyaseti” şeklinde aktarılan bir terim jeopolitik. Bir ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel müktesebatını, özellikle de iç ve dış politikasını daha çok coğrafî konumunu merkeze alarak inceleyen bilim dalı.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.