Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Dört taraftan kuşatılmış bir çaresizlik


Zayıf
Toplam oy: 164
Leïla Slimani // Çev. Aylin Yengin
Kırmızı Kedi
Bir yanıyla dehşet veren, diğer yanıyla yürek burkan bir hikaye...

İnsan, hayatın ördüğü bir duvardır. Ve bu duvar her daim kendi üzerine çöker. Hayat, insanı inşa ederken zaman da bu duvardan tuğlalar çeker. Çoğu zaman kendi üstüne çöken duvar, bazen de başkalarının üzerine çöker. Faslı yazar Leïla Slimani, Goncourt Ödüllü romanı Hoş Nağme’de, kendi içine çöküp başkalarının üzerine devrilen bir kadının hayatını konu ediyor. Bir yanıyla dehşet veren, diğer yanıyla yürek burkan bir hikaye...

Louise, bakıcılığını yaptığı iki çocuğu öldürmüştür. İşte kitap tam da bu andan itibaren başlıyor. Katilin de maktullerin de ilk sayfalarda belli olduğu roman, sayfalar ilerledikçe okuru ağır bir trajediyle baş başa bırakıyor. Louise’i çok sevdiği bu iki çocuğu öldürmeye iten sebep ne olabilir? Hangi sebep iki masum çocuğu bir insana öldürtebilir?

Hayatı boyunca dadılık yapan ve firari kızından başka hiç kimsesi olmayan Louise, son olarak Paul ile Myriam çiftinin çocukları Adam ve Mila’ya dadılık yapmaya başlar. İş bilirliği, çalışkanlığı ve çocukları sevmesiyle zamanla aileden biri oluverir Louise. Zaten tüm bu çabası, aileden biri olmak içindir. Dadı olarak işe başlamasına rağmen yemek de pişirir, bulaşıklarla da ilgilenir, evi de temizler, çöpleri atar; kısacası, Paul ve Myriam’in yapması gereken her şeyi onlar adına takip eder ve yapar. Paul ve Myriam, Louise’nin bu çalışkanlığından çok memnunlar ve dostlarına bile anlatırlar. Durum böyle olunca, Paul ve Myriam’ın ev ve çocuklarla ilgilenmelerine hiç gerek kalmaz ve tüm zamanlarını işlerine ayırırlar. Ama bir süre sonra Louise, kendisine çizilen sınırları ihlal etmeye başlar. Hayatlarına o kadar işler ki bu küçük kadın, onu oradan çıkarmak imkansızmış gibi görünür. Bu durumdan hem Paul hem de Myriam rahatsızdır. “O kadar mükemmel, o kadar ince ki bazen midemi bulandırıyor,” der Myriam, Louise için.

 

Bir süre sonra Louise, artık her şeye müdahale etmeye başlar; Myriam’ın attığı çöpleri bile kontrol eder. Yazılı ve sözlü olmayan ama herkesin bildiği ve yasa gibi geçerli olan sınırlar çoktan ihlal edilmiştir. İlişkilerini ayakta tutan mesafe yırtılmış, Paul ve Myriam’ın alanı Louise tarafından işgal edilmiştir. Oysa Louise’nin tüm çabası bu sınırları kaldırıp bu aileye dahil olmaktır. “Tek bir arzusu var: Onlarla bir dünya kurmak, yerini bulmak, yerleşmek, kendine bir oyuk, bir yuva, sıcak bir köşe kazmak. Bazen, sahip olması gereken o toprak parçası üzerinde hak iddia etmeye hazır hissediyor kendini, sonra hızını kaybediyor, kedere boğuluyor ve böyle bir şeye inanmış olmaktan utanıyor.”

Paul ve Myriam’ın tavırlarından, onlarla hiçbir zaman aile olamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlayan Louise, bunu bir türlü kabullenmez. Hayatı boyunca hor görülmüş, yokluk çekmiş ve yalnız kalmış bir insanın yaşadığı derin bir hayal kırıklığı; çocuklar büyüdükten sonra işine son verilecek bir kadının endişesi; yaşarken bile bir işe yaramayan, öldükten sonra da arkasında borç bırakan bir kocanın onda bıraktığı tahribatın yorgunluğu; yıllarını vermesine rağmen bir türlü kabul görmediği topluma karşı birikmiş olan öfkesi; ne yaparsa yapsın, her kimse, hayatı boyunca hep öyle kalacağının ağır gerçeği, bu küçük kadının yüreğinde kan pıhtısı gibi toplanmıştır...

Hoş Nağme, keskin konusu ve karakterlerin canlılığıyla başından itibaren okurun heyecanını canlı tutan çok katmanlı bir roman. Louise ile dadılık yaptığı aile arasındaki ilişkiyi, Avrupa ile göçmenler arasındaki ilişki olarak da okumak mümkün. Louise ne yaparsa yapsın hiçbir zaman aileden biri olamayacaktır. Bunun bir çözümü de yoktur ve Louise’in buna yanıtı şiddet olacaktır. Ama Louise’in başvurduğu şiddet biçimi intikam değildir, dört taraftan kuşatılmış bir çaresizliğin dışa vurumudur.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Burcu Günister

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.