Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Klasik Bir Mesele


Zayıf
Toplam oy: 8
Her kültürün “temel” metinleri vardır. Eğer bu temel metinleri “klasik” dediğimiz metinleri oluşturan değerler manzumesine indirgersek yüzyılların eskitemediği metinlerle aramıza “klasiklerden” oluşan bir set çekmiş oluruz. Sadece bizim değil ne Hind’in ne Çin’in ne de Avrupa merkezli olmayan başka bir kültürün temel metinleri “klasikler” dediğimiz kavrama indirgenemez.

Klasik kelimesinin ne anlama geldiğinden ziyade bizde klasiğin olup-olmaması mevzuunu tartışmışız anladığım kadarıyla. Melih Cevdet Anday, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da katıldığı bir toplantıda Bulgar Yazarlar Birliği Başkanı Dimiter Dimov’un sorduğu “Sizin klasikleriniz kimlerdir?” sorusuna “Bizde klasik yok” cevabını vererek alttan alta Tanzimat Edebiyat’ından beri devam eden bir tartışmaya benzin dökmüş. Sonra bir adım daha ileri giderek “Bizim klasiğimiz Homeros’tur, Mevlana değil” deyivermiş. Bu görüşlerine Attila İlhan, Tomris Uyar, Selim İleri karşı çıkmış. Bunları mışlı geçmiş zamanda anlatıyorum ama mesele çözülmüş değil sadece gündeme gelmeyi bekliyor o kadar. 2004’te yapılan kanon tartışmalarıyla hatta zaman zaman alevlenen kültürel iktidar mevzuuyla ilintili bir soru: “bizde klasik var mı?” Fiyakalı bir tarafı var bu sorunun, bir yanıyla da konforlu bir soru. Bir sloganla koca bir meseleye çözüm getirebiliyoruz ne de olsa. Tıpkı polisiye, bilim kurgu gibi klasikler konusunda da bir varlık-yokluk meselesi çerçevesinin dışına çıkmadığımız için esasen hiçbir şeyi tartışamıyor sadece tartışmış gibi yapıyoruz. Toz-toprak kalkıyor, göz gözü görmez oluyor. Bir şeyler tartışmış gibi yaptığımız için de entelektüel havamıza zeval gelmiyor.


Klasik, geçmişte yayınlanmış eser değildir
“Klasik” modern bir kavram olarak sadece geçmişte yayınlanmış eserler manzumesi olarak görülemez. Biz “klasik” derken, ister istemez batıdan öğrenilen/tercüme edilen bagaj taşıyan bir kavramın içinden konuşuyoruz. Grek ve Latin paganizminin vaftiz edilmiş hali olan Hristiyanlığın gölgesi -Batı ne kadar profanlaşırsa profanlaşsın- klasik kavramına düşmüş durumda.
Her kültürün “temel” metinleri vardır. Eğer bu temel metinleri “klasik” dediğimiz metinleri oluşturan değerler manzumesine indirgersek yüzyılların eskitemediği metinlerle aramıza “klasiklerden” oluşan bir set çekmiş oluruz. Sadece bizim değil ne Hind’in ne Çin’in ne de Avrupa merkezli olmayan başka bir kültürün temel metinleri “klasikler” dediğimiz kavrama indirgenemez.
Bizde klasik olup olmaması asli bir mesele değil benim anladığım kadarıyla. Asıl mesele kavramların taşıdığı kültürel bagajların başka kültürlere geçişleri esnasında nasıl değişimler ve dönüşümler yaşadıkları ve nelerin sabit kaldığının tartışılması. Ne Fuzuli için ne Baki için yazdıkları “Divan Şiiri” değildi. “Divan Şiiri”ni bir isim olarak o şiirler bütününe yakıştırıldığında takvimler 20'inci yüzyılı gösteriyordu. Bizim “klasiklerimiz” de “Divan Şiirinin” isimlendirmesine çok benziyor.
KLASİKLERİN İL K 11’İ

Italo Calvino/Klasikleri Niçin Okumalı?
Harold Bloom/Batı Kanonu
Necip Tosun/Doğu’nun Hikâye Kuramı
Terry Eagleton/Edebiyat Nasıl Okunur?
Müesser Yeniay/Şiir Belleği; Poetika Kanon ve Kadın
Üzerine Yazılar
Yalçın Armağan/İmgenin İcadı
Elif Baki/Ulusun inşası ve resmi edebiyat kanonu
David Damrosch/Dünya Edebiyatı Nasıl Okunmalı?
Gregory Jusdanis/Gecikmiş Modernlik ve Estetik
Kültür & Milli Edebiyatın İcat Edilişi
Tuncay Birkan/Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri
1930-1960
Kitaplık Ocak 2004 68. sayı Batı Kanonu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Avrupa’da tasavvufun varlığının, İslam’ın intişarıyla paralel bir seyir izlediği malumdur. Sanılanın aksine, tasavvuf teori ve pratiğinin Batıdaki serüveni modern dönemin çok öncesinde, belki de Endülüs’ten başlayarak ele alınmak durumundadır.

Türkçeye “yer siyaseti” şeklinde aktarılan bir terim jeopolitik. Bir ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel müktesebatını, özellikle de iç ve dış politikasını daha çok coğrafî konumunu merkeze alarak inceleyen bilim dalı.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.