Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kuzeyin Eskimeyen Hikayesi



Toplam oy: 5
Özellikle İskandinav mitolojisine ilgi duyan herkesin keyif alacağı Odd ve Ayaz Devleri, epik bir maceranın ihtiyaç duyduğu hemen her şeye sahip. Neil Gaiman’ın deyim yerindeyse hikâye anlatıcılığının kodlarına hakim oluşu ve zengin hayal gücü, sade, tanıdık ancak kesinlikle zekice kurgulanmış güçlü bir hikâye ortaya çıkarmış. Odd ve Ayaz Devleri, çoğumuzun evlere kapandığı şu günlerde ne okuyacağına karar veremeyenler için günümüzün en önemli hikâye anlatıcılarının birinin kaleminden iyi bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir. Elbette sözünü ettiğimiz süperstarlık meselesi kavramının bilhassa son 20-30 yıl içinde ifade ettikleri, yani popüler kültürün bütün yırtıcılığıyla kurmacayı salınmaya ittiği sanat ile “gösteri” arasındaki alanın tamamını kapsıyor. Her ne kadar ismi bir dönem Nobel ile anılmış olsa da, Gaiman’ın spekülatif kurmacanın ötesinde varlık gösterip gösteremeyeceği ya da -sözgelimi- Tolkien, Douglas Adams, Le Guin vb. gibi ustalarla birlikte anılıp anılamayacağını zaman gösterecek. Nihayetinde -zaman zaman anlattığı hikâyelerin özgünlüğü üzerinden kimi eleştirilere maruz kalsa da- Neil Gaiman, başta Amerikan Tanrıları olmak üzere altına imzasını attığı Kıyamet Gösterisi, Yokyer, Yıldıztozu, Mezarlık Kitabı ve elbette Sandman Serisi ile kumaşının kalitesini ispat etmiş bir yazar. Dahası eserlerinin uyarlamaları ve yer aldığı film ve dizi projeleriyle - biraz da süperstar tanımının içini dolduracak şekilde- geniş kitlelere hikâyelerini ulaştırmayı başarmış bir isim.

İthaki Yayınları geçtiğimiz aylarda Gaiman’ın eserlerini bir kez daha Türk okur ile buluşturmaya devam etti. Emine Ayhan çevirisi ile okuduğumuz Odd ve Ayaz Devleri de bunlardan biri. Özellikle -son yıllarda yeni kitap konusunda bir parçacık ağırkanlı davranan- Neil Gaiman’ın dilimize kazandırılan son kitabı İskandinav Mitolojisi‘nin zihinlerimizde bıraktığı etki devam ederken geçtiğimiz ay okura sunulan Dünya Fantezi Ödülü adayı Odd ve Ayaz Devleri Asgard’ı bir kez daha ziyaret etmek isteyenler için iyi bir fırsat. Gaiman’ın kimi eserlerinde olduğu gibi ilk etapta görece genç bir okur kitlesini hedeflediği hissini uyandırsa da özellikle İskandinav mitolojisine ilgi duyan herkesin keyif alacağı novella, epik bir maceranın ihtiyaç duyduğu hemen her şeye sahip. Yazarın çoğu eserinde karşılaştığımız türden bir kahramanın, ilk gençlik yıllarının başlarındaki Odd’un, onu aşina olduğu dünyasının ötesine götürecek daveti kabul etmesiyle çıktığı erginleşme yolculuğuna tanıklık ettiğimiz kitapta Asgard’ın tanıdık figürleriyle bir kez daha karşılaşıyoruz.
Gaiman’ın deyim yerindeyse hikâye anlatıcılığının kodlarına hakim oluşu ve zengin hayal gücü, sade, tanıdık ancak kesinlikle zekice kurgulanmış, kahramanın adım adım büyüdüğü ve savaşmadan kazandığı zaferinin ganimetleri ile yuvaya döndüğü güçlü bir hikâye ortaya çıkarmış. Odd ve Ayaz Devleri, çoğumuzun evlere kapandığı şu günlerde ne okuyacağına karar veremeyenler için günümüzün en önemli hikâye anlatıcılarının birinin kaleminden iyi bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Kısa kısa
Tüm dünyada 100 milyonu aşan okura, film uyarlamaları ile milyarlarca kişiye ulaşan Açlık Oyunları serisi, 10 yıl gibi uzun bir aranın ardından yeni bir kitap ile devam ediyor. Dex Kitap etiketiyle dünyanın geri kalanı ile aynı anda 19 Mayıs tarihinde raflardaki yerini alan Kuşların ve Yılanların Şarkısı’nda, mıntıkalar arası iç savaşın hemen sonrasına ilk hikâyenin en önemli kahramanlarından biri olan Başkan Snow’un gençliğine dönüyoruz. Film hakları henüz kitap yayımlanmadan satılan romanın film uyarlaması için ise hayranlarının fazla beklemesi gerekmeyecek.
Star Wars hayranları için son birkaç yıl pek de iyi geçmedi. Her ne kadar Rogue One ya da The Mandalorian gibi yan yapımlar beğeni toplasa da ana hikâyenin devamı olarak çekilen filmler başta büyük bir hayal kırıklığıydı. Özellikle 40 yıllık kanonun bütün dinamiklerini paramparça eden Rise of Skywalker fiyaskosunun ardından seriyi deyim yerindeyse düştüğü çukurdan kurtaracak bir isim aranıyordu. Dünya Star Wars günü olarak kutlanan 4 Mayıs’ta (May the forth) yapılan açıklama ile Star Wars evrenindeki yeni filmin yönetmenlik koltuğuna oturacak ismin Taika Waititi olacağı açıklandı. The Mandalorian’a yaptığı katkılar ile Star Wars hayranlarının sempatisini kazanan Waititi, Marvel Sinematik Evreni için çektiği Thor:Ragnarok ile de özgün üslubunu ortaya koyarak rüştünü ispat etmiş bir isim. Taika Waititi’nin filmin senaryosunu birlikte yazacağı isim ise 1917 ile Oscar’a aday gösterilen Krysty Wilson-Cairns. Son birkaç yıl Star Wars hayranlarına fazla beklentiye girmemeleri gerektiğini zor yoldan öğretmiş olsa da ardı ardına gelen umut verici haberler büyük bir heyecan dalgası yaratmaya yetti.
Kariyeri pek çok kült eserle dolu olan James Cameron için Avatar büyük beklentilerle giriştiği bir işti. Cameron’un beklentileri karşılandı mı bilinmez ama aradan geçen 10 yılın ardından Avatar yavaş yavaş türün meraklıların zihninden silinmeye başlamıştı bile. Tam da bu aşamada geçtiğimiz yılın sonbaharında Avatar 2’nin çekimlerine başlanması çoğumuz için yarım kalmış bir hikâye olan filmin devamını nihayet görebilecek olmamız açısından sevindirici bir haber oldu. Ne var ki tüm dünyayı allak bullak eden Covid-19 salgınının ardından geçtiğimiz Mart ayında Yeni Zelanda’da yapılan çekimlere ara verilmişti. Kısa süre önce yapılan açıklama ile filmin çekimlerine 25 Mayıs’ta yeniden başlanacağı duyuruldu. Şimdilik Avatar 2’nin vizyon tarihinde bir değişiklik olmasa da salgının filmin önümüzdeki Aralık ayında izleyici ile buluşmasına izin verip vermeyeceğini bekleyip 2019 BSFA Ödülleri Sahiplerini Buldu göreceğiz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.