Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Orta Dünya’ya Son Zi̇yaret


Şahane
Toplam oy: 17
Orta Dünya’nın kadim zamanlarına ilişkin üç büyük hikâyeden biri olan Gondolin’in Düşüşü, Tolkien efsanesinden bizlere ulaşan son kitap. Christopher Tolkien’in tıpkı Beren ile Lûthien'de olduğu gibi notlarıyla hikâyenin zaman içerisinde geçirdiği evrimi gözler önüne serdiği kitap, Alan Lee’nin eşsiz çizimleri ile süslenmiş olarak Orta Dünya’ya son ziyaretini yapmak isteyenleri bekliyor.

Geride bıraktığımız birkaç ay Orta Dünya gezginleri için iniş çıkışlarla doluydu. Beren ile Lûthien’in 2019 yazı biterken Türk okura sunulmasıyla birlikte son yıllarda zihnimizden -bir parçacık- uzaklaşmış olan Tolkien Efsanesi, yeniden gündemimizin merkezine oturmuştu. Hikâyenin geri kalanını ise hepimiz biliyoruz. Hurin’in Çocukları’nın yeni baskısı ve Gondolin’in Düşüşü’nün gelişiyle Orta Dünya’nın kadim zamanlarının en önemli üç öyküsünün -nihayet tamamlanmış olarak- dilimize kazandırılmasını beklerken gelen Christopher Tolkien’in ölüm haberi.


Hayale adanmış bir ömür
Çoğumuz için bir teselli olan Gondolin’in Düşüşü, geçtiğimiz ayın başında İthaki Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kendi adıma; ilk kez 2017 yılında yayımlanan Beren ile Lûthien’in önsözünde, bunun derlediği son kitap olduğunu söyleyen Christopher Tolkien’in, ilerleyen yaşına rağmen son bir çabayla hazırladığı Gondolin’in Düşüşü’nden kısa bir süre sonra hayata veda etmesini oldukça sarsıcı buluyorum. Büyük bir hayale adanmış bir ömrün böylece tamamlanmış olmasının etkileyici bir yanı var. Çünkü Tolkien’in sağlığında yayımlanan Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nin haricinde Christopher Tolkien tarafından derlenen kitaplar ayrı bir öneme sahip. Edebiyat tarihinde pek çok örneğini gördüğümüz üzere, büyük bir yazarın ardından onun eserlerinden hareketle “derlenen” kitaplar genellikle ticari kaygılar güdülerek hazırlanmış -deyim yerindeyse- köpürtülen hatta uydurulan çalışmalardır. Ne var ki, Chisritopher Tolkien için durum oldukça farklı.
Bugün J.R.R. Tolkien’i bir nevi türün babası olarak görüp, çağdaşları hatta ondan önce “fantastik kurgu” sayılabilecek eserler veren yazarların çok ötesinde bir yere koymamızın nedeni; -tüm o baş döndürücü zenginliğin ötesinde- onun, o tek ve biricik hikâyesine beslediği güçlü ve emsalsiz sadakatidir. Öyle sanıyorum ki, onun Orta Dünya’yı kurgulamaktaki motivasyonunun doğrudan okuru ile ilişkisi yoktu. Bir başka deyişle, bir şekilde Hobbit yayımlanmış olsaydı belki de hiçbirimiz Tolkien adını hiç duymamış olacaktık. Tolkien’in eserine duyduğu sadakat; mükemmeli bulma ve hikâyesini olgunlaştırma çabası, muhtemelen hemen her çalışmasının yarım kalmasına neden olacaktı. Christopher Tolkien’in henüz Orta Dünya’nın kurgulanması sürecinde başlayan ve süregelen katkıları, babasının ölümünün ardından devraldığı bu büyük mirası titizlikle inceleyerek okura ulaştırdığı kitapları biraz daha önemli kılıyor. Çünkü okurun nezdinde Orta Dünya’nın kıymetini artıran esasen bu çalışmalarla yüz yüze kaldığı derinlik ve zenginliğin ta kendisi.
Orta Dünya’nın kadim zamanlarına ilişkin üç büyük hikâyeden biri olan Gondolin’in Düşüşü, Tolkien Efsanesinden bizlere ulaşan son kitap. Ancak bunların ötesinde bu büyük ateşin ilk kıvılcımı ve J.R.R. Tolkien’in deyimiyle bu hayali dünyada yazdığı ilk hikâye olması nedeniyle ayrı bir öneme sahip. Christopher Tolkien’in tıpkı Beren ile Lûthien de olduğu gibi notlarıyla hikâyenin zaman içerisinde geçirdiği evrimi gözler önüne serdiği kitap, Alan Lee’nin eşsiz çizimleri ile süslenmiş olarak Orta Dünya’ya son ziyaretini yapmak isteyenleri bekliyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.