Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Roman içinde roman


İyi
Toplam oy: 863
Peter Stjernström // Çeviren: Boran Evren
Yabancı Yayınları
Roman içinde roman kurgusuyla yazılmış satirik anlatı, yayıncılık dünyasına yönelik keskin bir eleştiriyi barındırıyor.

İsveçli yazar Stjernström 1960 doğumlu. Ancak edebiyat dünyasına katılması 2003 yılını bulmuş. Gecikmenin nedeni, Stjernström'ün finans dünyasında geçirdiği uzun yıllar. Sıkıldığını, yaratıcılığının boğulduğunu fark ettiğinde, aniden kariyerini terk etmiş ve ilk romanı Enn Mann’ı yazmaya koyulmuş. Kitabın gördüğü ilgiden aldığı cesaretle, edebiyat hayatını 2005’te yayımlanan Stora Journalist ve 2011’de yayımlanan Dünyanın En İyi Kitabı adlı romanlarıyla sürdürmüş. (Stjernström'in son romanı Fjärilspojken ise, 2015 yılının bu ilk aylarında yayımlanacakmış.)

 

Peter Stjernström, Dünyanın En iyi Kitabı romanında farklı kategorilerde “bestseller” olabilecek bir kitap yazmak için, vahşi bir rekabete giren iki yazarın hikayesini anlatmış. Roman içinde roman kurgusuyla yazılmış satirik anlatı, yayıncılık dünyasına yönelik keskin bir eleştiriyi barındırıyor.

 

Mesleki deformasyon



 

Peter Stjernström yeni romanını yazmaya çalışan bir yazarın hikayesini anlatmaya başlıyor. Titus adlı roman kahramanının romanının konusu da aynı. O da bir yazarı ve romanını koyuyor hikayesinin merkezine. Üstelik -meydan okurcasına- kahramanına kendi ismini veriyor. Bitmedi; Titus'un roman kahramanı Titus Jensen de bir yazar ve o da yeni bir romana başlamak üzere. Böyle ifade ettiğimizde karışık görünüyor ama uzun sayfalara yayıldığında yönümüzü bulmakta zorlanmıyoruz. Merkezine Titus Jensen'in yazma serüveni yerleşiyor ve hikaye toparlanıyor.

 

Bir zamanların ünlü yazarı Titus Jensen, yaşını başını almış, yıllardır hiç bir şey yazmamış, alkol bağımlısı bir adam. Bir zamanlar kültürel hayata merakı olanların takip ettikleri, şimdiyse ancak kült takipçileri olan bir yazar. Alkol sınırlarını aştığı gecelerden birinde, yıldızı parlayan genç yazar arkadaşı Eddie X ile yaptıkları sohbet sırasında aklına parlak bir fikir gelir: Bir sürü farklı tipte kitabı birleştirip tek bir kitap yapmak, aynı anda bir sürü farklı tarz ve türde yazmak... Öyle ki, farklı kategorilerde “bestseller” olabilecek tek bir kitap! Kategorler ise hayli geniş: Suç, yemek, diyet, işletme, kişisel gelişim, psikoloji...

 

Ne Titus, ne de Eddie bir daha bu kitap fikri hakkında konuşmaz. Çünkü ikisi de bunun büyük bir proje olduğunun farkındadır. "Dünyanın En İyi Kitabı" yazarına sonsuz bir hayat bahşedebilir; ama sadece birisine...

 

Böylece gizli bir yarışma başlar. Yayıncısıyla anlaşan Titus Jensen alkolü bırakır, kariyeri tıkanmış aşırı kilolu bir başkomiser hakkındaki kitabı için geniş bir araştırmaya koyulur. Ne var ki Eddie'nin de boş durmadığı, hatta kendi kitabını çalmaya çalıştığı düşüncesinin yarattığı huzursuzluk paranoyaya dönüşür. Buna rağmen büyük bir tutku ve takıntıyla sürdürür yazmayı. Sona gelindiğinde asıl meseleyi kavrayacaktır: “Esas hedef çalışmanın kendisi, sonuç olarak ortaya çıkan ürün değil. Önceden bitmiş kitabın yayımlamasının ona keyif ve tatmin vermesini beklerdi. Ama bu coşku hiçbir zaman gelmedi ve içinde gitgide artan öfkeyi alkolle öldürmesi gerekti. Şimdi esas ödülün yazma sürecinin kendisi olduğunu biliyor. İşte bu yüzden hâlâ hayatta. Artık bilişsel terapiye ihtiyacı yok, ya da alkol ölçere ya da kaygılarını üstüne yansıtabileceği, şişirilmiş kişisel husumetlere. Artık Dünyanın En İyi Kitabı'na bile ihtiyacı yok. Tek ihtiyacı olan şey kendisi. Ayık ve iş görebilecek durumda."

 

Meta hikaye

 

Peter Stjernström, her kategoride “bestseller” olacak bir kitabın yazılış hikayesini hikaye etmeyi önüne koyunca, pek çok konuya temas etme fırsatı bulmuş. Öncelik yazarı, eleştirmeni, editörü ve yayınevi sahipleriyle yayın sektöründe... Alaycı değil ama hicivci bir yaklaşımı var Stjernström'ün. Fakat kişisel gelişim kitaplarına ve çok satmayı yetenekle karıştıran yazarlara -mesela Paulo Coelho'ya- fazlasıyla yüklenmiş. Okuyucular ve İsveç toplumu da nasipleniyor Stjernström'ün iğnesinden. Globalleştikçe tektipleşen bir dünyada Stjernström'ün eleştirileri -kuşkusuz bizi de kapsayarak- evrenselleşiyor: "Bir zamanlar sahip olduğu az sayıdaki arkadaşı da büyük ihtimalle barda oturmuş, kendi deyimleriyle ‘kutluyorlar’, sanki işleriymiş, önemli bir görevmiş gibi orada olmaları için resmi bir bahaneleri var. Entelektüelmiş gibi yapıyorlar ama son zamanlarda okumayı başardıkları tek şey boyalı basının spor sayfaları."

 

Bir başka açıdan baktığımızda, Dünyanın En İyi Kitabı bireyin varoluşsal sorunlarına, yaratma hırsına, kışkırtılmış ve yıkıcı arzularına dokunan bir roman. Derinleşmiyor ama işaret etmeden de geçmiyor Stjernström. Özellikle kapitalizmin bireyleri kıskançlığa ve rekabete sevk eden yanını güzel sergilemiş. Sergileme alanının, çıkar ilişkilerinin gözlerden kaçırıldığı bir alan olan sanat ve edebiyat dünyası olması, Marx'ın paranın her şeyi birbirine benzettiği tespitini doğruluyor. Kuşkusuz kendisini dışında tutmamış Peter Stjernström ya da Titus veya Titus Jensen. Sona gelindiğinde üç yazar birbirine karışıyor: "Bir yazar aslında başka bir yazar olan bir yazar hakkında bir kitap yazıyor ve o yazar da bir kitap yazıyor ve aynı kitabı yazmak isteyen başka bir yazarla rekabet ediyor. Son yazar da aslında ilk yazar. Ki o da ben oluyorum ya da nasıl oluyorsa artık...”

 

Kimin kim olduğu önemsiz. Önemli olan konu ve kurgu seçiminin barındırdığı eleştiriyle ve yazarın roman anlayışıyla çok iyi örtüşmesi. Bir söyleşisinde meta hikayeleri, metin yazmayı ve metin işçiliğini sevdiğini söyleyen ve okuma macerasını yönlendiren yazarlar olarak Jules Verne, Alexandre Dumas, Robert Louis Stevenson, John Kennedy Toole, Franz Kafka isimlerini sayan Stjernström merakla okunan, hızlı akan ve eğlenceli bir roman kaleme almış. Zaman zaman -özellikle Salvador Dali tablosunun tasvirinde- kaleminin maharetini de kanıtlamış. İç içe geçmiş romanlar ve yazarları arasındaki pespektif kaymalarını iyi kullanarak -çok karmaşık olmasa bile- bir labirentin içine çekiyor okuyucusunu. İyi düşünülmüş ve ustalıkla işlenmiş hikayenin final sahnesinin doyurucu olmaması, romanın en önemli zaafı.

 

Dünyanın En İyi Kitabı bir Borges ya da Calvino hikayesi değil belki ama heyecanlı ve eğlenceli. Peter Stjernström’ün amaçladığı tam da bu işte.

 

 


 

 

GÖRSEL: Yavuz Girgin

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.