Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sesinin gücünü keşfedenlerin hikayesi


Gayet iyi
Toplam oy: 449
Angie Thomas // Çev. Boran Evren
Yabancı
Sessiz Kalma’yı okurken, kendi sessiz kaldıklarınız üzerine düşünmek zorunda kalabilirsiniz.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor. Parti, siyahilerin yaşadığı, beyazlar tarafından getto olarak adlandırılan mahallelerden birinde. Çete hesaplaşmaları yine geceye damgasını vuruyor.

 

Starr ve partide karşılaştığı çocukluk arkadaşı Khalil, silahların ortaya çıkmasıyla birlikte partiden ayrılmaya karar veriyorlar. Eski günlerden söz ederek yolda giderlerken, iki beyaz polis aracı tarafından durduruluyorlar ve kısa süre sonra polislerden biri Khalil’i öldürüyor. Starr, arkadaşını öldüren polisin yaka numarasını ezberliyor: Bir-on-beş. Aslında bu, otomatik bir tepki. Siyahi çocuklar, polisle karşı karşıya gelebilecekleri durumlarda ne yapmaları gerektiğiyle ilgili aileleri tarafından eğitiliyorlar. "Sana söylenen neyse onu yap. Ellerini görünür bir yerde tut. Ani hareketlerde bulunma. Sadece onlar seninle konuştuğunda konuş." Kurallar basit ancak Khalil’i hayatta tutmaya yetmiyorlar. İronik bir şekilde, Khalil’in sona eren hayatıyla aynı anda Starr için yeni bir hikaye başlıyor. Starr, uzun haftalara yayılan bir içsel sorgulamaya giriyor, bu sorgulama sırasında ona adalet, hak, haksızlık, azınlık, siyahi olmak gibi birçok kavram eşlik ediyor. Khalil’in öldürülmesi sonrası açılan soruşturma sırasındaki gelişmeler, Khalil’e yüklenmeye çalışılan suçlar, Khalil’in ölmeyi hak edecek biri olduğunun düşünülmesi için yayılan yalan haberler; kısaca, çoğunluğun sesi baskın çıkıyor, Starr ise tanıklık ettiği ölümlerden doğan korkuyla sessizliğini koruyor: "Sorun buydu. İnsanların bir şeyler söylemelerine izin veriyorduk ve sonra da o kadar sık söylüyorlardı ki bunları söylemek onlar için sıkıntı yaratmıyor ve bizim için de normal hale geliyordu. Sessiz kalmaman gereken durumlarda sesini çıkarmayacaksak sesinin olmasının faydası ne?" Gücü elinde bulunduran çoğunluk, gücünün sınırsızlığını, azınlıkta kalmış olanlar üzerinden her fırsatta yeniden meşrulaştırıyor. 

 

 

Sessiz Kalma’da hikayeye dahil olan tüm karakterler, okura bir şey anlatma sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Starr, polis şiddeti karşısındaki korkusu ile öldürülen arkadaşları için bir şey yapma isteği arasında bocalıyor ve bir seçim yapıyor. Starr’ın babası, uzun yıllar siyahi olmanın getirdiği tüm olumsuzluklarını yaşamış, yılmamış ve hem kendisi hem de ailesi için huzurlu bir hayat kurmayı başarmış. Ancak mahallesi için hâlâ bir şeyler yapması gerektiğinin farkında. Starr’ın dayısı, siyahi bir polis. Azınlık arasındaki seçkin çoğunluk taraftarlarından değil, iki tarafa da ait olamamanın izlerini taşıyor. Oprah bir aktivist ve avukat; Starr ile ailesine yol gösteriyor ve cesaret veriyor. Starr’ın arkadaşı Hailey, medyadan duyduklarına ve insanlar tarafından çıkarılan söylentilere inanmayı seçiyor. Karakterlerden ve onların hikayedeki konumlandırmalarından bahsetmemin elbette bir nedeni var: Yazar, okura, yaşananların, çete savaşlarının, haksız ölümlerin, toplumdaki ayrışmanın ve tüm bunların yarattığı her türlü etkinin tüm karakterlere yansımalarını takip etme fırsatı sunuyor. Yaşananlar, gerçek hayatta da olduğu gibi, herkesin aynasına farkı açıyla yansıyor ve olaylar da bu farklı açı nedeniyle birbirinden bambaşka şekillerde yorumlanabiliyor.

 

Sessiz Kalma’yı okurken, kendi sessiz kaldıklarınız üzerine düşünmek zorunda kalabilirsiniz. Bu hikayede anlatılan tüm detaylar bir yanıyla oldukça gerçekçi; siyahilerin 2017 yılında bile polis şiddetine maruz kaldıklarını biliyoruz. Peki, bizim siyahilerimiz kim? İçinde yaşadığımız dünyanın ve toplumun siyahi ilan ettiklerinin sayısını günden güne artırıyor. Sessiz Kalma, herkesi, kendi sesinin gücüne yeniden inanmaya çağırıyor.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.