Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yengelerin Artçısı Enişteler


Vasat
Toplam oy: 24
Enişte Risalesi, 2017’de yayınlanan Yengeler Cumhuriyeti’nin devamı niteliğinde bir kitap. Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci’nin derlediği iki kitap da aileye ‘sonradan’ giren akrabaya bakarken Enişte Risalesi’nde her biri nevi şahsına mahsus bir dizi enişte tipinin resmigeçidini okuyoruz.

Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci’nin derlediği Yengeler Cumhuriyeti, 2017’de yayınlandığında epey konuşulmuştu. Epey konuşulmuştu dediğim, altıncı ayında ikinci baskısını yapmıştı o kadar... Öyle iyi romanlar, kıymetli derlemeler, sessiz şiirler güme gidiyor ki, iki baskı yapanı işte böyle muzaffer görüyoruz. Bir yandan, öylesine çiğ metinler yüz binlerce satılır, yalnız binlerce okunurken hem de...

 

Yengeler Cumhuriyeti’nde, derlemeyi yazılarıyla var eden kalemlerden bazısı “yengeye” içeriden bakıp ailesindeki ya da işittiği bir hikayedeki figürü ele alırken, bir kısmı bu “sonradan akrabaya” sosyolojinin görebileceği bir yandan bakıyordu. Aynı ikili, Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci’nin iki yıl sonra yayınladığı Enişte Risalesi de, pek çok açıdan bir devam kitabı. Yengeler Cumhuriyeti’nin devamı yani... Takdimin yazarı Bora da teslim ediyor bunu, Yengeler Cumhuriyeti’nin artçısı” olarak tanımlıyor. Aynı takdimde enişteliğe yapılan “bir güçlenme ve genişleme imkanı yaratan kapı” benzetmesi de iyi bir işaret: Bizi yengenin de olanaklı kıldığı ama bir yönüyle eksik kaldığı yere götürüyor. Yani bu zincirlenerek büyüyen ailede yengenin açtığı yeni kapıları bir bir kapayıp evi büyüten enişteden başkası değil. Hal böyleyken Enişte Risalesi, artçı olduğu kadar bir tamamlayıcı işlevi de görüyor. Enişte kim? Önce bununla başlamalı... Kardeş kocası ya da teyze-hala kocası, yani bir aileden “kız alan” adama enişte deniyor. Bu aile bazen memleket oluyor, ki koskoca kasaba toplanıp bir adamı enişte belliyor. Kaleye sonradan gelip “seve seve” fetheden bir kumandan gibi, çoğu zaman, hem hayranlık hem düşmanlıkla bakılıyor ona. Öte yandan, bu fethin esas anlamlarını anlamak gerekiyor.

Başka dünyalar ondan sorulur
"Bir Fiat Doblo Erkeği Olarak Enişte" başlıklı yazısında Funda Şenol Cantek, enişteyi, “aileye dışarıdan gelip, hem mahremiyeti ihlal eden, hem de ailenin imkanlarından yararlanan bir kişiden yahut beraberinde getirdiği yabancı kültürün penceresinden dünyayı gösteren, ufuk açan, destek olan, hatta bazen ‘el uşağı’na dönüştürülen bir figür” olarak açıyor. Bütün bu akrabalık ilişkilerinden öte, eniştenin bir aile için ne demek olduğu ya da olabileceği bahsinde Cantek’in tanımını döne döne okumak lazım gelir. Derlemede, Ahmet Tulgar’ın enişteyi bir estetik meselesi olarak ele aldığı yazısı da dikkate değer. Ona göre enişte “dönen” bir şeydir ve onu görünür kılan şey “işlevidir”. Zira Tulgar, enişteyi bir “işlev temsili” olarak tanımlar. Ona göre enişte, bir iktisadi işlevi yerine getirirken, aynı zamanda aile müessesesine bir potansiyel rakip olarak girip tehdit üretir.
Derlemenin enişteyi daha çok bir anı olarak ele alan ve yazının başında Yengeler Cumhuriyeti’nden bahsederken kullandığım ifadeyle “ailesindeki ya da işittiği bir hikayedeki figür” üzerine düşünen yazılardan Bağış Erten’in "Çetindir Benim Eniştem"i, okura handiyse bir hikaye anlatıyor. Yazar, kendini dönüştüren bir “büyüğü” olarak Çetin eniştesini rol model olarak işaret ediyor. Ona göre enişte “paralel bir evrendir. Aile bir şey yaşar. O başka bir şey. Sonra bir gün elinizden tutar, Alice’in harikalar diyarına götürür. Başka dünyalar ondan sorulur. Arzın merkezine seyahat.”
Derlemenin en hacimli yazısı "İbrahim’in Tek İdeolojik Sorunu ya da Pardon’daki Enişteyi Yanlış Bilinç Olarak Okumak"ta Kadir Dede, meseleye “içeriden” bir bakışla başlayıp kendi deneyimleriyle hafzalasındaki enişteyi ortaya serdikten sonra, bir sinema figürü olarak kazmaya başlıyor. Dede, Pardon filmindeki isimsiz enişteden hareketle, Türk Sineması’nda yıllara yayılan bir düzenbaz enişte incelemesine soyunuyor. Ona göre, Pardon’da eniştenin hiç tekil şahıs iyelik ekiyle kullanılmaması, Ferhan Şensoy’un hayat verdiği İbrahim’in gözünde tüm olumsuzlukların sorumlusu olarak eniştenin görülmesi. Bu noktada kendi “öz hikayesi” ile kurgu karakter İbrahim’in eniştesiyle ilişkisini çatıştıran yazar, bu iki farklı deneyimden çıkarılabilecek olan sonucu, eniştenin aile için bir joker niteliğinde olması ile özetliyor. Şöyle bitiriyor: “(Eniştenin) Hem biz olup hem bizden olmaması, kendisine dair olumlu ya da olumsuz tüm duyguların da uçlarda yaşanmasına, sevgi ya da nefretin de gerçeküstü bir içerikle hissedilmesine sebep teşkil ediyor.”
Özün özü, bir bölümünü şu iki sayfaya sığdırmaya çalıştığım onca hikaye var “eniştede”. Tıpkı “yengede” olduğu gibi. Çünkü aile acayip bir şeydir...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Nezihe Meriç’in Keklik Türküsü adlı öyküsünde çok beğendiğim iki cümlesi vardır: “İnsanın evi çok güzel olmayabilir diye düşünürdü. Ama evine giden yol, ille güzel bir yol olmalıdır.” Bu iki cümleyi, ebedi evinden çıkmış insanın yine oraya dönerken uğradığı bir ev olan dünya hayatı üzerinden bir metafor olarak düşünürüm.

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.