Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


“Temiz” teknoloji, evrimleşen insan ruhu ve e-kitap kehanetleri...

Hiç denemedik ki, aklımız ve binlerce yıl emek emek işlediğimiz kültürümüzle birleştirerek yarattığımız o teknoloji denen şeyi, gerçek anlamda gelişmeye, dünyanın ve insanlığın iyiliğine, bekasına dair kullanmayı...


Sürdürülebilir bir yaşam, ne zaman?

Mahatma Gandhi’ye Batı medeniyeti hakkında ne düşündüğünü sormuşlar, “İyi bir fikir olurdu”, demiş!


Tekinsiz eleştiride edebiyat ve endişe...

Yeni bütünlükler yaratma, rastgele beğeniler geliştirme, ileriye doğru hareketi tümden yadsıma ihtiyacı duyan, metne karanlığın yüreğine doğru koşulsuz bir yolculuk vesilesi gözüyle bakan modern yazar ve onun, Edward Said’in deyişiyle, tarihsel ya da filolojik araştırmacılığın geleneklerine, sağduyuya dayalı uzlaşımlarına dayalı olmayan eleştirisi.


Gün be gün unuttuğumuz dualar!

Dilin insanı kendine büyü gibi çeken o sınırlı, hapishanemsi evreninde kendini gerçekleştirmeyi başarmış, dil içinden kendi diliyle çıkabilmiş bir yazar ister istemez zamanı içinde öncüdür de biraz.


Yeni medya alanları, sarsılan iktidarlar ve edebi ahlaka dair...

Henüz on beş yaşında bir genç kızmış ve doğunun en uzağında ta Japonya’da yaşıyormuş. Onunla ilgilenmemize yol açacak hikayesi ise bir gün internette cep telefonu ile ücretsiz mesajlar gönderilerek hikayeler, hatta romanlar yazılmasına olanak tanıyan bir site keşfetmesiyle başlamış.


“Kendi için bir varlık” olarak Leyla Erbil’e vurulmak!

Bir okur, Leyla Erbil’e ancak vurgun olur, başka yolu yoktur...

 


Çocuk yalnızlığında toplum, iç savaş tutsağı birey

İşçiler ayakta, küçük esnaf geleceğini yitirdi yitirecek, emekli dullar televizyonlarda başka emekli dulları aramakta, gençler tuhaf yetenekleriyle kısa yoldan para kazanma yolunu seçmişken; televizyon yıldızları mafyayla tuhaf bir iktidar birlikteliği içinde, bürokratlarımız mahalle kavgası tarzında üstümüzde yavaş yavaş tepinmekte ve çocuklar şarkı yarışmalarında gün be gün hayattan ve gelece


Sevgililer günü geçer, aşk romanları kalır yadigar

Sevgililer günü, hiç kaçarı yok tüketim günü, alışveriş anlamında tüketmiyorsanız da ruhen tükeniyorsunuz en azından, o her yerde karşınıza çıkan anlamsız farfar sarsar, içi boşaltılmış bir kırmızılık...


Bilimkurgu insanlıktan umudunu kesti! Bir uzay efsanesi, Avatar'la ekseninden sapıyor...

1964 ilkbaharında Stanley Kubrick, Arthur C.Clark’a bir mektup yazar. Birlikte “dillere destan bir bilimkurgu filmi” yapmak istediğini söyler, yazarın bu konuda iyi bir fikri olup olmadığını sorar. Ve büyük efsane böyle başlar... Arthur C.


Bırakalım İstanbul kendi efsanesini yazsın!

Yalılarda yaşayan kadınlar sepetlerini pencerelerden denize sarkıtarak balıkla doldurur, Beşiktaş ile Ortaköy göz alabildiğine çilek tarlalarından geçilmez, Hamiyet Yüceses Tepebaşı’ndan okudu mu Kadıköyü’nden duyulurmuş...

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.