Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Şahane Bir Kitap Arşivi

En çok okunanlar  

Şahane Bir Kitap


Güzel ile ihtiyar, tüketim toplumu ve sonu iyi biten masal

Joyce Carol Oates, çağdaş Amerikan edebiyatının en vahşi ve gotik yazarlarından biri. Üstü örtülü gerilimin, yüzü bugünün insanına, günümüz toplumuna; ruhu ise insanın en eski en arkaik güdülerine dönük ustası.


İnsanlar mı, yoksa vampirler mi daha çok kan emer?!

Vurdalak, yani Rusçada vampir... Kahramanımız yüzbaşı Aleksey, bu sözcüğü her yanını korku sarmış tiksinti dolu bir şaşkınlıkla ilk fısıldadığında romanın ortalarına doğru bir yerlerde tuhaflıklarla dolu olsa da herhangi bir savaş romanı okuduğumuza neredeyse emin olmuş durumdayızdır.


Yeni başlayanlar ve hep merak edenler için, destanlar kitabı

“Hiçbir gelgitin / Alıp götüremeyeceği, daha doğmamış insanların / Okyanuslar boyu okuyacağıdır o.” Destanlar, hiç şüphesiz en eski edebi fikirlerin en eski ifade biçimleri...


İnsanlığın yarattığı en toplumsal hayvanlar: Ejderhalar...

“Delilik! Acı aptallıklar!(...) Sigefroi var oldu mu hiç? Ejderha var oldu mu? Siz hayatınızda hiç ejderha gördünüz mü aziz bayım? Zaten böyle bir şey mümkün mü? Bir hayvan, haydi ama ciddi olalım biraz, bir hayvan burnundan ve ağzından ateş püskürtebilir mi hiç? Ateş her şeyi dağıtır bayım, önce o talihsiz hayvanı kül eder.


Sanatın sonunun sonunda...

Bilenler bilirler 1984 yılında bir sanat eleştirmeni ve felsefeci olan Arthur C.Danto, çıkmış altmışlı yıllarda sanatın bittiğini ilan etmişti.


Katilin görülecek daha neleri var...

Edebiyat çevirilerinden tanıdığımız, 2006 yılında yayımlanan ilk romanı Katilin Şeyi ve hemen ardından gelen Ka


Sherlock Holmes vampirlere karşı!

Sherlock Holmes, bir vampir davasıyla karşılaşırsa ne yapar? Elbette ona inanmaz ve sahte vampirin maskesini muhakkak düşürür. Malumunuz kendisi pozitif aklın mükemmel bir temsilcisidir, doğaüstü diye bir şeye katiyen inanmaz.


İçimizdeki hareket iblislerinin dikkatine!

Tren ve demiryolu, sanayi devriminin hiç şüphesiz en başat simgelerinden... Makine daireleri, makinistler, pistonlar, her şeyi yutarak küle ve buhara dönüştüren alevler, kömürün o sanayi tip karası ve nihayetinde hareket... İnsan yaşamını sonsuza dek değiştiren hareket... Trenin icadıyla ruhumuza girip davranışlarımıza yön veren yeni bir tür iblis!


Korkunun tersinde, bütün anlatıların sonunda…

“Rab dedi, renk olsun ve karanlığa yayılsın. Ve renk oldu. Rab dedi: Bu iyidir, bundan memnunum; başka renkler de olsun ve yeri göğü doldursun. Her şeyin üzerinde bir sır olsun ve ona renk ismini verin bundan böyle. Ona biat edin. O, karanlığın telkin ettiği korkularınızdan mahfuz eylesin sizi. Ve karanlık türlü çeşit renklerle doldu.


“Biz” tanrıdan “ben” şeytandan gelir...

Uzak, çok uzak gelecekte Tekdevletin hükmüne, matematiksel yanılmazlıktaki zorunluluğa mahkum yepyeni bir uygarlık. Dünyayla, ilkel olarak adlandırdıkları yaşamla tüm ilişkilerini yeşil bir cam aracılığıyla kesmiş, insanlara vatandaş yerine “sayı” diyen, insan yaşamını matematiksel bir çizelgeyle düzenleyen, bütün bunların içine mahremi de, cinselliği de katan bir yeni dünya...

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.