Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Şahane Bir Kitap Arşivi

En çok okunanlar  

Şahane Bir Kitap


Aynanın içinde kaç ayna var?

"Flaubert 'İşinin başındaki yazar, evrendeki tanrı gibi olmalıdır; her yerde vardır ama hiçbir yerde görünmez,' dediği ünlü sözünü 1852'deki bir mektubunda yazmıştı. 'Sanat ikinci bir doğa olduğundan, bu doğanın yaratıcısı da benzer bir işleyişe sahip olmalıdır. Bırakın her atomda, her boyutta gizli, sonsuz bir vurdumduymazlık hissedilsin.


Aşka, hayata ve edebiyata saygı duruşu

Karşılıksız aşk bir yana, imkansız aşkı kim yaratır ki toplumsal kodlardan başka? İnsanın varlığının her zerresinde duyumsadığı kaşılıklı arzu ve ihtiyacı, toplumun değer yargıları yargılayıp suçlu buluyorsa eğer, kendi mütevazı yaşamını bir efsaneye dönüştüren güce, her şey olup bittiğinde herkes saygı duyacaktır.


Gecenin kalbinden aşırılmış...

Maurice Blanchot, "hiç ulaşılmamış, gecenin kalbinden aşırılmış, 'öteki gece'nin yazarı", "yazarın uykusuzluğunu misafir eden gecenin yazarı"... Deneysel hatta belki de radikal yazı deneyiminin yazarı... Ya da en açığı, parçalı anlatının sonuna giden adam. Ve onun Bekleyiş Unutuş'u. Dili parçalayıp bölen, sözü bir fısıltıya, anlatıyı şiire yakın bir kesintisizliğe çeviren romanı.


Şehrazat'ın evlatları

Ne vakit Türk edebiyatının üzerine oturduğu modernleşme endişesi üzerine düşünsem, rüyalarım gelir aklıma. Sözde yetişemediğim hayati sınavlar; kaçırdığım vapurlar, otobüsler; yetiştiremediğim ödevler ve yazılarla dolu, dekoru farklı, ruhu hep aynı rüyalar...


Dünyalılar için, dünyanın öyküsü

Adı Sahilden Bostancı... Bir ayağı ister istemez Bostancı'da olan, ömrünün büyük kısmı sahilden Bostancı dolmuşlarında geçen bir adalı olarak, dikkatimi çekmemesi mümkün değildi... Genç bir yazarın, Gül Ersoy'un ilk öykü kitabının adı, tanışmak için saklı bir tanıdıklığın izini süren okur-yazar buluşması.


Yoldan çıkanların yazarı

"Irmağa giden yol, kasabadan kurtulunca, göz alabildiğine uzanan sayısız şeftali bahçeleri arasından geçerdi. Haziran içinde bile taşkın dere ayaklarının çamurlu, ıslak tuttuğu bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, kızgın güneşl, ağaçların tepelerinde meyveleri pişirirken, rutubetli toprakta birbiri arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı.


Geniş açıda devam eden dar zamanlar

Edebiyatseverler bilirler Dar Zamanlar'ın yeri ayrıdır Adalet Ağaoğlu okurları için. Özellikle de Ağaoğlu'nu bizle tanıştıran ilk romanı Ölmeye Yatmak, düşünülürse. Bir saat yirmi dakika süren o uzun, bir ömürlük hikaye, düşünülürse...


Vicdana dokunduğu yerden edebiyat

Bazı edebiyatçılar vardır, varlıklarıyla yüksek edebiyat, alçak edebiyat tartışmalarını gölgeler, para, kariyerizm, yayın dünyası, piyasa koşulları, popülerlik tartışmalarını silip süpürürler. Hem okurun hem de eleştirmenlerin kalbini kazanır, edebiyatı hayatın içine yerleştirirler. İşte bu edebiyatın nadir görünen parlama anlarıdır. Yaşar Kemal'dir, Murathan Mungan'dır, Nâzım Hikmet'tir.


Rüya'sız geçen bir gecede...

Psikanaliz bize der ki, her erkek çocuk yaşayabilmek için babasını öldürmek ister. Babasını öldürmek ve annesine sahip olmak. Peki ya anne ne hisseder? Anne çocuğunu öldürmek ister mi? Ya da şöyle soralım: Bir anne çocuğunu öldürmek isterse, çocuğunu öldürürse ne olur? Çok iyi biliriz ki “anne” sözcüğü, içinde kutsallığı taşır. Dil, kültür, toplum bunu söyler bize.


Maceranın ruhuna değen...

Bu haftanın şahane bir kitabı oldukça sıradışı. Hem yazarı hem yayınevi hem de türü itibariyle öyle. Şahane Bir Kitap okurları çocuk edebiyatına karşı temkinli olduğumu bilirler. Ama bazen tedbiri elden bırakmak geriyor, heveslerin önüne geçilemiyor. Çünkü eleştiri konusunda ne kadar cimri olursam olayım, iş çocuk kitapları ve masal okumaya geldi mi, kendimi durduramam.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.