Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Başka hikayelerin çocukları



Gayet iyi
Toplam oy: 1200
Catherynne M. Valente
Monokl
Ölümsüz, iyi kurgusu, etkileyici dili ve yeni doğan bir türün öncülü olması bakımından göz ardı edilemeyecek bir çalışma hiç şüphesiz.

Mitpunk. Yani edebiyatta yeni bir eğilimin, yeni bir arayışın adı. Bir bileşik kelime; mit ve punktan geliyor. Kendi hikayelerini kaybetmiş, mitlerini unutmuş bir çağın yarattığı yeni mitler ile punk kelimesinin hırpaniliğini, kırılmışlığını, öfkesini içeriyor. Bakmayın siz kulağa çok alafranga çok marjinal geldiğine. Birbirine eklenen bu iki kelime, postmodernizmi fısıldıyor. Yerel, içselleşmiş duyguları ele alıp, bugüne dair bütün muhalif düşünceleri içine katıp, yepyeni ve tamamen “karşı” bir metin kurmak mitpunk'ın işi. Tabii cinleri, perileri, şeytanları, iblisleri de cabası. Amerikalı şair ve yazar Catherynne M. Valente bu yeni türün kurucularından. Hatta isim annesi. Yazarın Ölümsüz adlı romanı şimdi ilk defa Türkçede. Kısacası Türkçe okurunun mitpunkla tanışma zamanı geldi.

 

Otoriter bir sistemde kendi benliğini arayan bir kadının hikayesini okuyoruz Ölümsüz'de. Ölümsüz'ün kahramanı Marya Morevna, Ekim Devrimi'ni görmüş bir Rus kızı. Ortaklaşa yaşanan bir hayat içinde kendi varlığının ve yaşamının peşine düşüyor. Nasıl mı? Masalların, hayallerin ve büyünün içine girerek elbette. Eskiden kendilerine ait olan ama artık her odasını başka bir aileyle paylaşmak zorunda kaldıkları evlerinden, bu kalabalık yalnızlığından ve bitip tükenmek bilmeyen açlığından onu kaçırıp kurtaracak bir erkeği bekliyor Marya. Ve bir gün bu isteği gerçek oluyor. Kapısına dayanan genç ve yakışıklı Koşey'le evini ve hayatını terk ediyor. Ancak onu almaya gelen kişi Rus mitolojisinin Yaşam Çarı Ölümsüz Koşey! Marya, Koşey'le birlikte gerçeküstünün topraklarına geçiş yapıyor. Hayali ülke Buryan Adası’na doğru uzun bir yolculuğa çıkıyorlar. Bu yolculuk sırasında kadınlığını, cinselliğini keşfedip, dünyevi arzularını doyuruyor Marya. Ama aşkın ve evliliğin ondan beklediği daha birçok şey var. Koşey'in karısı olmak, Yaşam Çariçesi mertebesine erişmek için aşması gerekeken pek çok sınav çıkıyor önüne. Sınavların en önemlisi belki de kocasının ta kendisi. “Ah, sana karşı zalim olacağım Marya Morevna. Ben talepkar bir yaratığım. Bencilim, zalimim ve son derece mantıksızım. Ama aynı zamanda senin hizmetkarınım. Açlıktan kıvrandığında seni besleyeceğim, hastalandığında üstüne titreyeceğim. Ayaklarının dibinde sürüneceğim; çünkü senin aşkından ve öpücüklerinden önce değersizdim. Sensiz bir hiçim.”

 

Peki gerçekten de öyle mi acaba? Koşey'in Marya'dan önce hayatına giren bir fabrika dolusu kadına ne demeli... Marya, Koşey'in zalimlikleri karşısında en az onun kadar zalim biri olmak yolunu seçiyor. Ancak bu yeterli değil, onun karısı olabilmek için Koşey'in kızkardeşi Baba Yaga'nın da onu tabi tuttuğu kadınlık ve güç sınavlarını geçiyor. Bütün bunların ardından ise elinde kalan, Yaşam ve Ölüm Çarı'nın harap ettiği bir dünyada sonsuza kadar savaşmak! Sonsuzluk bir ölümlü için mümkün değil. Ve kahramanımız iblislerin ve büyünün dünyasında sonsuza kadar kalamaz. Haliyle bir başka masal onu bekliyor. Kanlı canlı bir erkekle, doğup büyüdüğü yere dönmek ve bir anne olarak yeniden var olmak bu masalın olmazsa olmazı.

 

Bize yabancı değil!

 

Romanın iki temel izleği var. Valente bir yandan Rus mitolojisi ve masalları eşliğinde toplum ve sistem karşısında kurulabilecek bir kadınlık bilinci önerirken diğer yandan bireyi yok eden komünizm gibi otoriter yönetimleri eleştiriyor. Açık söylemek gerekirse bunu bir Amerikalının yapması hem kalbimizi kırıyor hem de suyu bir parça da olsa bulandırıyor. Ama sonuçta savaşlarla ve ataerkinin hükümdarlığıyla perişan olmuş bir dünya, hangi sistem içinde yönetiliyor olursa olsun bize yabancı değil. Hem Valente'nin enfes bir Rus mitolojisiyle karşımıza çıkması da yazarın elini oldukça güçlendiriyor.

 

Mitpunk'ın bir özelliği de tıpkı gotik edebiyat gibi kadın yazarların kaleminden çıkması. Çünkü Gotik edebiyatla ciddi bir ruh kardeşliği var. Bastırılmış duyguların üzerine gitmesi, bir toplumsal cinsiyet olarak kadınlığın yeniden üretilme biçimlerine karşı çıkması, toplumsal bilinci dokuyan masallara yepyeni ve daha dişil bir şekil vermesi, son derece pornografik olması, şiddetten, kandan ve şehvetten kaçmaması mitpunk'ı gotik edebiyata yaklaştırıyor. Ancak aralarında mitpunk'ı parlatan birkaç önemli fark da var: Mitpunk bir yandan masallara, halk anlatılarına yeni ve dişil bir şekil verirken, diğer yandan yepyeni masallar, söylenler, mitler yaratıyor. Toplumsal ve siyasal açıdan muhalif tavrını daha belirgin ortaya koyuyor ve en önemlisi yepyeni bir dil yaratıyor. Bu yeni dil, gerçekte olduğu kadar gerçeküstünün içinde de kendisini var etmeyi başarıyor.

 

Ölümsüz, iyi kurgusu, etkileyici dili ve yeni doğan bir türün öncülü olması bakımından göz ardı edilemeyecek bir çalışma hiç şüphesiz. Kadın cinsini; karanlığın, gerçeküstünün, şehvetin ve büyünün alanına hapseden bir söylemin, edebiyattaki karşılığı açısından düşünmek için de iyi bir fırsat olabilir. Bu noktaya bir şerh de koyabilirsiniz, kendinizi hikayeye de kaptırıp gidebilirsiniz. Sanırım her ikisi birden olacak. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.