Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Gölgeler kaybolsaydı, nasıl görünürdü yeryüzü?



Şahane
Toplam oy: 877
Mihail Afanesyeviç Bulgakov
Everest Yayınları

Aslında yaşamı da bir tür alaycı roman, yergi gibi... Stalin döneminde yaşayan Pasternak, Soljenitsin, Ahmatova, Zoşçenko, Babel, Nadejda Mandelstam ve daha birçok yazar ya da şair gibi ne öldürülmüş ne sürülmüş ne de işkence görmüş...

 

İronik bir şekilde Stalin severmiş onu, özellikle de yazdığı bir romanı ve bu romandan uyarlanan tiyatro oyununu… Ya, daha da tuhafı, yaşamı boyunca sade ve sadece görmezden gelinmiş, yok sayılmış. Sonuna kadar muhalif olmasına, Rus edebiyatının başyapıtlarından ve dünya edebiyatının insana ve Sovyet rejimine yöneltilmiş tartışmasız en kuvvetli yergilerinden biri olan Üstat ile Margarita'yı yazmasına rağmen… Az bilinmiş, az konuşulmuş, sürekli surette sansürlenmiş,  sonrasında ise bu büyük eserde tam olarak ne anlatmak istediğine dair eleştirmenler tarafından bir türlü fikir birliğine varılamamış. Mihail Bulgakov, dünya edebiyatının içinden geçen esinle dolu bir rüzgar gibi; hafif, serin, zindelik verici… Elimde tuttuğum Üstat ile Margarita'yı Usta ile Margarita olarak hatırlayanlar çıkacaktır. Çünkü şimdi ilk defa Rusça aslından Sabri Gürses tarafından Türkçeye çevrildi. 

 

Üstat ile Margarita… Belki de bir yönüyle büyülü gerçekçiliğin bir erken dönem örneği. Bir yönüyle nefis bir toplumsal-siyasal yergi, bir yönüyle toplumsal gerçekçilik akımının o en sıkıcı, en kısır halini yırtan bir kahkaha gibi… Çok katmanlı roman bu mu demek? Belki hepsi, belki aynı anda hiçbiri. O vakit, edebiyatın tadı çıkıyor demek…

 

Üstat ile Margarita iki düzlemde ilerleyen bir roman. Olaylar Stalin dönemi Moskova’sında ve Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi emrini veren vali Pontius Pilatus döneminin Yahuda’sında geçer. Hikayemizin kahramanı kendisine Profesör Woland diyen Şeytan’dır. Moskova’ya inmiş, akıl almaz oyunlarla ülkenin kemikleşmiş bürokratik yapısını, elit aydın tabakasını hızla birbirine katmıştır. Herkes başına gelen her olayda ya tutuklanmakta ya da akıl hastanesine yatırılmaktadır. Şeytan’ın işe edebiyat dünyasının merkezinde yer alan bir isimle başlaması ise oldukça ironiktir. Yazarın, Şeytan’ın karşısına, akıl hastanesine yatırılmış, edebiyat dünyası tarafından tamamen dışlanmış bir romancıyı yani Usta’yı koyması da öyle... Tek boyutlu bir yergi değildir asla Üstat ile Margarita. Bir yazar olarak Bulgakov, gerçek edebiyat ile onun karşısına dikilen kemikleşmiş edebiyat partilerini, kulüplerini de yerden yere vurmakta, yazar endişesini açığa çıkarmaktadır.

 

Usta, İsa’nın yaşamını ve ölümünü anlatan bir roman kaleme almıştır, bu romanı yazarken ise yanında tek bir kişi yer almıştır; sevgilisi, hayatının aşkı, güzeller güzeli Margarita... Usta’yı kaybeden, onu perişan eden aşk acısından ve kederden Şeytan’la işbirliği yaparak bir cadıya dönüşen Margarita… Gönüllü cadı, belki zaten doğuştan öyle… Yazar da tıpkı kahramanı Şeytan gibi, kadınların şeytan karşısında, kötülük karşısında aldıkları tavrın, tarafın farkında olmalı… Erkeklerin en sıradanı bile içindeki kötülükle yüzleşmekten o kadar aciz ki Üstat ile Margarita'da, başlarına gelenler acınasıdan öte gülünç kaçıyor hep.  Şeytan’ın İsa’nın müridi Levi Matta’yla yaptığı konuşma da bunun en etkileyici örneklerinden biri:  “Eğer kötülük olmasaydı ne yapardı senin iyiliğin, üstelik gölgeler kaybolsaydı nasıl görünürdü yeryüzü? Sonuçta gölgeler eşyalara ve insanlara ait. İşte kılıcımın gölgesi. Ağaçların da gölgesi var, canlıların da gölgesi var. Bütün yerkürenin derisini yüzmek, çıplak ışığın tadını çıkarmak fantezin için bütün ağaçları ve canlıları yok etmek ister misin? Aptalın  tekisin.”

 

Şeytan ve avanesinin büyülü, akıldışı dünyası, İsa’nın tarihsel dünyası ve 1930’ların Moskovası… Bu üç dünya ve üç farklı algı düzleminde gidip gelen hikayemizde Bulgakov, gerçeklik ve tarih algısını da, evrensel iyilik-kötülük karşıtlığını da ustaca eğip büküyor. Hem hepsini aynı anda çok ciddiye alıp mesele ediyor, hem sonuna kadar hafife alıyor, karşılarına geçip hepsinin yüzlerine acımasızca gülüyor.   


Mihail Bulgakov’un bir yazar olarak en büyük başarısı, yaşadığı döneme dair yönelttiği toplumsal eleştiriden evrensel bir öykü çıkarması. Kayıtsız kalınacak gibi değil…

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Gazeteci-yazar Ahmet Kekeç, uzun bir aradan sonra gelen yeni romanıyla kıyıda köşede kalmışlara sesleniyor. İçine sığmadığı bir yaşama hapsolmuş Mehmet Ali, bir gün elbet sevdiği kadına, Ulufer’e kavuşacak, şiirlerini dergilerde yayınlatacak ve bu toprakları terk etme kudretini kendinde bulacaktır.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.