Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Suat Derviş’i artık gotik biliriz!



Şahane
Toplam oy: 1021
Suat Derviş
İthaki Yayınları
Türk edebiyat tarihi unutturulan, unutulmak istenen kadın yazarların da tarihidir malumumuz. Bu unutturulma mücadelesi içinde neredeyse yitirdiğimiz en önemli yazarlardan biri de Suat Derviş’tir. Yazdığı diğer eserleri çok az bildiğimiz gibi yazarın gotik türde eserler verdiğini de bilmez, Türk-Osmanlı edebiyatında gotik eserler yoktur diyerek gelip geçmeyi severiz.

“Bu ev muamma ve güzellik dolu… Loş sofalara, alçak tavanlı geniş salonlara, sonra bu sofaları ve salonları dolduran eski yeni, büyük küçük bütün eşyaya sinmiş garip bir efsun var. Öyle bir şey ki asabı, mefkureyi, muhayyileyi sarhoş ediyor. Tatlı bir uyuşukluk içindeyim.”

 

İnsanı tatlı bir uyuşukluğa sürükler evet, ama ev tekinsizdir. Eşyaya, odalara, sofalara sinmiş garip bir efsun, asabı sarhoş eden bir efsun dolanır etrafta. İnsanlardan, medeniyetten uzak, doğanın, yeşilliklerin, evi saran sarmaşıkların içinde bir köşktür bu ve bir karı kocaya mezar olmuştur… Evet, doğru tahmin ettiniz hemen her şeyiyle gotik türde yazılmış bir romanın başlangıcından söz ediyorum. Ancak tahmin edemeyeceğiniz şeyler de var. Mesela bu romanı yazanın bir Türk kadın yazar olması gibi; o kadın yazarın Suat Derviş olması gibi!

 

Evet elimde, Kara Kitap adıyla basılan ve Suat Derviş’in dört gotik kısa romanını bir araya getiren bir çalışma var. Tam dört gotik roman! Türk edebiyat tarihi unutturulan, unutulmak istenen kadın yazarların da tarihidir malumumuz. Bu unutturulma mücadelesi içinde neredeyse yitirdiğimiz en önemli yazarlardan biri de Suat Derviş’tir. Yazdığı diğer eserleri çok az bildiğimiz gibi yazarın gotik türde eserler verdiğini de bilmez, Türk-Osmanlı edebiyatında gotik eserler yoktur diyerek gelip geçmeyi severiz. Oysa ki Serdar Soydan’ın da dediği gibi Suat Derviş’in de, daha pek çok yazarın da külliyatları tam olarak açığa çıkmamıştır. Hal böyle olunca perdeyi birazcık aralamanın ne kadar şaşırtıcı, ne kadar sürprizlerle dolu olabileceğinin de bir göstergesi oluyor Kara Kitap.

 

Ne gerçeğin yanında, ne gerçeküstünün...

 

http://www.feminet.net/wp-content/uploads/2013/08/suat-dervis.jpgBaşta da dediğim gibi dört kısa gotik roman var Kara Kitap’ın içinde. “Ne bir ses… Ne bir nefes”te Derviş’in hikayesini “babasını öldürmek isteyen oğul” imgesi üzerine oturttuğunu görürüz. Yıllar sonra dönen oğul babanın kabusu olacaktır. Genç ve güzel karısını oğluna kaptırma paranoyasını rüyalarla, olağanüstünün tekinsizliğiyle verir yazar. Büyük bir köşkte yine insanlardan uzak üç insan, gerçek ve gerçeküstü arasındaki o netamali bölgede salınıp duran hayatlarının kabusa dönüşünü izleyeceklerdir. Kitaba adını veren “Kara Kitap”ta da karanlık, boğucu, ölümün kol gezdiği bir evde hayata tutunmaya çalışan genç bir kızın yaşamla ölüm, gerçekle kabus arasında verdiği mücadele vardır. “Buhran Gecesi”nde, kimsesiz bir köşkte yaşanan korkunç ve doğaüstü bir cinayetin izleri kol gezerken, “Fatma’nın Günahı”nda, bir aşk hikayesi içinde kimliği çözülüp yavaş yavaş bir hortlağa dönüşen Fatma anlatılır.

 

Görürüz ki, hemen tüm hikayelerde gotik unsurları başarıyla kullanmıştır Suat Derviş. Ve sözgelimi bu unsurları romanlarında sıkça kullanan Hüseyin Rahmi’den farklı olarak ne gerçeğin ne de gerçeküstünün yanında saf tutmuştur. Romanlar bu anlamda, tam bir belirsizlik içinde biterler ve yazar teşhis konusunda bizimle hemen hiç konuşmaz. Yazarın sesini, döneminin yazarları aksine hemen hiç duymayız. Derviş, taraf tutmaz. Yarattığı gotik atmosferi kesinlikle bozmaz. İşte tam da bu yüzden çok şaşırtıcı, çok büyüleyicidir.

 

Kara Kitap edebiyatımızın içinden yıllar yıllar sonra fırlayan bir mucize gibi. Gotik-fantastik okurlarına ve Türk edebiyatında bu tür üzerinde incelemeler yapan tüm araştırmacılara, eleştirmenler duyurulur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.