Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Yazma Üzerine Hiç Bitmeyecek Sohbetler



Zayıf
Toplam oy: 34
Yazmak üzerine düşünen, hiçbir şey yazmasa da başkalarının yazdıkları eserler -romanlar, öyküler, şiirler, denemeler- üzerinden hayata farklı pencerelerden bakmayı başarabilen okurlar için kısa ama öz bir kılavuz Yazma Üzerine Sohbetler. Ursula K. Le Guin’le birlikte içimizde yaşayan hikâyelerimizi, bizi biz kılan şiiri, ancak kelimelere dökülünce hayat bulan düşüncelerimizi duyabilmek için bu sohbetlere kulak vermeli.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum. Yazmak olağanüstü bir tesellidir.” Tatar Çölü romanı başta olmak üzere, yazdığı tüm roman ve öyküleriyle okurunun zihninde bambaşka tatlar bırakan İtalyan yazar Dino Buzzati ise 26 Ekim 1957 tarihli bir notunda, “Yazmak en gülünç ve en patetik hayallerimizden biridir. Ak kâğıt üzerine kara kıvırcık çizgiler çizerek önemli şeyler yaptığımızı sanırız.” diye tanımlar, yazmak eylemini.

 

Elbette birçok yazardan, düşünürden ya da yazının herhangi bir türüyle yakın ilişkisi olan birinden daha nice tanımlamalar, örneklemeler gösterilebilir: Birbirinden farklı, birçoğu öznel, aslında söyleyen kişinin de tam olarak bir türlü dört başı mamur kelimelere dökemediği açıklamalar… Çünkü gerçekten de “yazmak” hâlâ büyüsünü ve gizemini koruyan bir eylemdir yazan her insan için. Sorular art arda gelir, durup düşününce: Neden yazarız, niçin yazarız, yazmasak ne değişir? İnsanlık tarihini “yazının icadı” ile başlattığımızı düşünürsek hele, bu neden ve niçin sorularının altında öyle kolayca yanıtlanmayacak bir anlam yatıyor olmalıdır.


“Ben yazdıklarımı duyarım”

Ursula K. Le Guin de yazdığı fantastik, bilimkurgu romanlar, öyküler ve şiirlerinin yanı sıra, yazmak üzerine birçok farklı açıdan düşünce üreten yazarların başında gelen bir isim. Kendi deyimiyle “hikâye anlatıcıları için bir el kitabı” niteliğindeki Dümeni Yaratıcılığa Kırmak adlı kitabı başta olmak üzere, yazmak üzerine, kitaplar üzerine düşünüp tartıştığı birçok denemesi de kurmaca eserlerinin yanında ayrı bir önem taşır. Metis Kitap etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan Yazma Üzerine Sohbetler adlı kitap da Le Guin’in yazmak üzerine zihin açıcı düşüncelerini-yorumlarını okuyabileceğimiz zengin külliyatına eklenmiş oldu. Kurmaca, şiir ve kurmacadışı olmak üzere üç ayrı konu başlığında Le Guin ile yapılan söyleşi-sohbetlerden oluşan bu kitap hem Le Guin okurlarının hem de yazmak üzerine düşünen herkesin ilgisini çekecek, oldukça samimi bir eser. Ursula K. Le Guin, neredeyse hayata gözlerini yumduğu son ana kadar yazmak üzerine sorular sormaya ve bu sorulara yanıt aramaya devam eden nadir kalemlerdendi. Zaten Yazma Üzerine Sohbetler kitabındaki üç bölümlük söyleşilerin yapılış tarihleri de Le Guin ölmeden yaklaşık iki sene öncesi. 2018 yılında, 89 yaşında hayatını kaybeden Le Guin, söyleşileri gerçekleştiren David Naimon’un soruları karşısında hem yılların birikiminin güveni hem de sanki yazarlığının ilk günüymüş gibi heyecanla yanıtlar vermiş. Bu da kendisinin edebiyata, yazmaya, cümlelere, kelimelere olan o sonsuz sevgisini ve bağını bir kez daha gözler önüne sermiş.
(Tam da burada, Le Guin’in Dingin Bir Zihin şiirindeki şu dizeleri hatırlatmak isterim: “Sözcüklerdir bütün derdim. Yontar / dururum bir taşı otuz yıl, bitmez / yine de göremediğim o şeyin imgesi”) Kitabın bir diğer dikkat çeken tarafı da söyleşilerin arasına giren metin parçaları: Gerek Ursula K. Le Guin’in eserlerinden, gerekse konuşmaların arasında adı geçen yazarlardan/metinlerden yapılan alıntılar serpiştirilmiş kitaba. Böylece söyleşiler esnasında gönderme yapılan metinleri hiç bilmeyen ya da okumuş olsa da hatırlamayan okurlar için rahatlatıcı ve anlamlı bir yapı kurulmuş. Kitap kâğıdından farklı bir renkle ve sade bir çerçeveyle ayrılmış bu bölümlerle oldukça verimli bir okuma yapma imkânı sunulmuş okurlara.
Yazmak üzerine düşünen, hiçbir şey yazmasa da başkalarının yazdıkları eserler -romanlar, öyküler, şiirler, denemelerüzerinden hayata farklı pencerelerden bakmayı başarabilen okurlar için kısa ama öz bir kılavuz Yazma Üzerine Sohbetler. “Ben yazdıklarımı duyarım.” diyen Ursula K. Le Guin’le birlikte içimizde yaşayan hikâyelerimizi, bizi biz kılan şiiri, ancak kelimelere dökülünce hayat bulan düşüncelerimizi duyabilmek ve hayal gücünün önemini bir daha kavrayabilmek için bu sohbetlere kulak vermeli.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.