Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Evliya Çelebi İle Odamda Seyahat

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir. O koskoca Don Kişot romanı bir hapishanede yazılmıştır. Yani Cervantes’in yel değirmenleriyle savaşan komik şövalyesi ve okuma yazma bilmeyen ama yüz tane atasözünü ezberinde tutan Sancho Panza’sı biraz da kendi içine doğru yürümektedir.

 

Kendi içimize doğru giden yolu bulabilmek için ise yoldan çıkmamız gerekmektedir. Michel Butor, “Verimli yazarlar edebiyatın işlevinin, içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmek olduğunu ve bunu da edebiyatın belli bir süre içinde başarabileceği eğilimi içindedirler” der. Bu sözü çok severim. Çünkü iyi edebiyatın dünyayı değiştireceğine dair inancımı her zaman diri tutarım. Bugün bütün dünyada yaşanan Korona salgını hepimizi yoldan çıkardı ve evlerimizin içine yolladı. Ve tüm dünya bir kez daha şunun farkına vardık; demek ki evde vakit geçirmenin en güzel yolu, bir kitapla hayali dünyaların çevresinde seyahat etmekmiş. Kitap listeleri yayınlanmaya başladı bir anda, ünlü yazarların tavsiyelerinden tutun da, kitapla hiç ilgisi olmayan insanlara kadar herkes evde okumanın güzel yanlarını keşfetti. Kitabın nasıl da hayatın merkezinde bir yerde durduğunu gözlemledik. İnanıyorum ki, bu keşifler, kendi içimizdeki kayıp adaları bulmamız için de bir fırsat olur.

 

Bizim için en büyük yol romanı, bir roman olmamasına rağmen içinde edebi türlerin birçoğuna selam çakan unsurlar barındıran Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir. Ben de evde kaldığımız şu günlerde Seyahatname’nin yoldaşlığıyla uzak yerlere seyahat eyledim. Seyahatname, biz Türklerin sevdiği insanlara verdiği en büyük nişan olan “Evliya” sıfatıyla tanıdığımız Çelebi’ye ait. 17. yüzyılda yazılmış bir gezi kitabı. Yer yer duru fakat bazen de olabildiğince fantastik bir anlatı. Sosyal hayat, tarih, coğrafya, deyimler, atasözleri, efsaneler, savaşlar, felaketler, öyküler, türküler, halk şiirleri, mani, giyim kuşam, eğlenceler ve daha neler neler… Evliyamız verdiği bilgilerin yanında gidip gezdiği yörenin evlerinden, camilerinden, kuleleri ve kalelerinden, saraylarından da bahseder. Ve anlatım biçimi. Sanki bir kıraathanenin içinde bir kilime kurulmuşuz da Evliya’yı dinliyormuşuz gibi… Öylesine yakın, öylesine sımsıcak.

 

Seyahatname’nin bir diğer faydası da şu oldu benim için; Ortaçağ’ın sonrasındaki Batı’yı, yani doğu ile batının artık tamamen farklılaşan kültürel dünyasının izlerini kolayca sürebildim metnin yardımıyla. Hatta Çelebi’nin Viyana’daki Stephan Kilisesi’nin kitaplığını gördüğünde yaşadığı hayranlığı ve artık bizim kitaba o kadar da değer vermediğimiz yollu serzenişini okumak üzdü beni biraz da. Yine de çok gezen mi bilir, yoksa çok okuyan mı sorusunun yavaş yavaş yer değiştirmeye başlayacağını düşünüyorum. Siz neler okudunuz/okuyorsunuz karantina günlerinde, hangi kitabın yoldaşlığında, nereleri gezdiniz? Yazar mısınız bize… Keyifli okumalar.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.

Oğuz Atay’ı ilk defa okuyan bir insanın karşılaşacağı şaşkınlığı kesinlikle “dolaysızlık” olarak açıklayabilirim. Atay, diğer yazarların aksine kahramanlarının arasına girip, oradan konuşmak ister. Siz de herhangi bir Atay metnini okurken, önünüzde tabaka tabaka açılan katmanlar arasında kendinize rastlarsınız. Çünkü metinler tıka basa “yarı aydın”la doludur.

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.