Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Genç Yazarlar Artık Coşkulu Metinler Yazamıyorlar mı?

Kitaplarla ilgili internet sitelerini, dergileri karıştırdığınızda karşınıza çıkan en ilgi çekici içerik, “Hangi kitabı okumalıyım?” sorusuna verilen cevaplardır. Bu cevaplar genelde ortalama bir anlayışın yansımasıdır. Kitap okumak seçkin bir eylemdir ve kitap okuyacak kişi de, bu özel eylemi gerçekleştirmek için en “seçkin” kitabı bulmalıdır. Dergiler ve internet siteleri de belli başlı yazarlara sorar bu soruyu; “En Sevdiğiniz Beş Kitap?”, “En Sevdiğiniz Türk ve Yabancı Yazarlar” vb. Meraklı okur, yazarların seçtiği kitaplardan yola çıkarak kendine bir “beğeni atlası” oluşturur. Kişisel görüşler, ideolojik tutumlar, muhitler, akımlar… Meraklı okur bir şekilde yolunu bulmaya uğraşır. Dünya edebiyatı okumak isterse karşısına çıkacak yazarlar aşağı yukarı bellidir. Özellikle çağdaş edebiyata merak sardıysa, okuyacağı kitaplar, dünyadaki trendleri şekillendiren “edebiyat ajanları” eliyle belirlenmiştir zaten.

 

Meraklı okurlar arasından bazıları da yazar olmak ister. Bir şiir ya da öykü kitabı; roman ya da deneme kitabı yazmak için önce kendini sonra diğer kitapları araştırır. Bir şekilde yazar da. Ama okuya öğrene gördüğü bir gerçek vardır, karşısındaki ortak beğeni çıtasına çıkmak hiç de öyle kolay değildir.

 

Özellikle son on yılda kitap dünyası müthiş bir çeviri ağının etkisi altında. Birtakım ödüller ve Batı ile Amerika’daki yayıncıların, editörlerin belirlediği “yüksek standartlar” etkiliyor yeni yazarların yazma kalitesini. Genç yazarlar eskisi gibi büyük şiirler, hikâyeler, romanlar yazmak yerine, hemen çevrilebilecek, kolayca çoksatarlar listesine girebilecek metinler üretmek peşine düşüyorlar. Bir tarafta standartları belirleyen bir ölçü olarak dünya edebiyatını oluşturan klasik metinler. Öbür yanda çağdaş edebiyatı şekillendiren Nobel, Man Booker, Pulitzer ödüllü “büyük yazarlar”. Genç yazar n’apsın ki. Önüne bir ölçü, bir standart koymak zorunda. Yazdığı kitabı bir yayınevine götürürken, bir dergiye sunarken de aynı ölçülerle yüzleşiyor

 

Tam da burada aklımıza bazı sorular geliyor. Belirlenen yüksek standartlar, yeni yazarların coşkulu metinler yazmasına engel mi oluyor. Yazar, kendine ait benzersiz bir dünya ortaya attığında, kitapları çevrilmez, yazdıkları, yayınevleri tarafından ilgi görmez mi? Küresel ölçekte bir yazar mı olmak istiyor genç yazar, yoksa kendi ülkesinde küçük bir azınlığa mı hitap etmek istiyor. Ölçüleri nasıl aşacak, yazdığı dilin geleneğiyle nasıl yüzleşecek? Gelin bu soruların cevaplarını beraber arayalım.

 

Mustafa Akar
editor@sabitfikir.com

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Yazıları

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.

 

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.

 

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.

 

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.

 

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.