Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

100 Temel Esere Değil, Okuma Kültürü Programına İhtiyaç Var!




Toplam oy: 44
Milli Eğitim Bakanlığı çok doğru bir kararla ilk ve ortaöğretim öğrencileri için belirlenen ve yaşayan yazarların saf dışı bırakıldığı “100 Temel Eser” uygulamasını kaldırdı. Şimdi yapılması gereken çocuk ödevini doğru şekilde yapacak, çocukların okuma kültürüne katkı sunacak programı her tür ideolojik yargıdan uzak bir komisyon kurarak yelkenleri çocukların dünyasına açmak olacaktır.

Bu köşede sadece çocuk kitaplarını kritik ediyorduk ama geçtigimiz ay içinde bütün çocuk kitaplarını ilgilendiren önemli bir karar alındı. Haliyle bir kitap yerine belki de binlerce kitabı ilgilendiren bu konuya çocuk yararı açısından bakmak elzem hale geldi.

 

Milli Egitim Bakanlığı, ilk ve ortaöğretim öğrencileri için belirlenen ve yaşayan yazarların saf dışı bırakıldığı “100 Temel Eser” uygulamasını kaldırdı ve kararın gerekçesini “telif hakkı olmayan yayınevlerinin kamuoyunu yanıltıcı uygulamaları ile öğrenci, ögretmen ve velilerden gelen olumsuz bildirimler” olarak açıkladı. Uygulama öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla 2005’te hayata geçirilmişti ve 13 yılın ardından uygulama nihayet sona erdi. Nihayet diyorum zira sunulan 100 temel eser önerisinde ilk düğme yanlış iliklenmişti ve ortaya çocuk gerçeğine uymayan bir elbise çıktı. Tamam, içerisinde yer alan bazı önemli kitapların hakkını yemeyelim ama çoğunluk olarak yanlış seçilen kitaplardan oluşuyordu liste.

 

Aynı zamanda yayınevlerinin suiistimaline açık kapı bırakıldığı için yayınevlerinin geçim kaynağı oldu bu kitaplar. Öyle ki listede olmayan kitaplar bile üzerine “100 Temel Eser” logosu basılarak piyasaya sunuldu. Uyarlama adı altında özellikle dünya klasikleri kuşa çevrilerek, özen gözetilmeden ve hatta çevirmen adı bile verilmeden yayınlanarak merdiven altı kitapların önü açıldı. Sadece dünya klasiklerinde değil, Nasreddin Hoca, Dede Korkut gibi bizim klasik kitaplarımız bile çok kötü dil ve yanlışlarla basıldı, okutuldu. Durum böyle olunca da çocuklara okuma zevki aşılama umudu rafa kalktı ve ortada sadece bir kafa karışıklığı kaldı.

 

 

 

 

ŞİMDİ NE OLACAK?

 

Bir uygulamaya son veriliyorsa yerine yeni bir öneri konulması gerekir elbette. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un imzasıyla yürürlükten kaldırılan genelgede “Öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin rehberliğinde Anayasa’ya, yasalara ve millî eğitimin temel amaçlarına ters düşmeyecek, millî ve insanî değerlere saygılı bütün eserlerden yararlandırılmaları uygun görülmüştür” denilerek çocuklara sunulacak kitapların alanının zenginleşeceği yönünde bir işaret fişeği atıldı. Bu radikal adım için Ziya Selçuk’a tesekkür borçluyuz her şeyden önce. Ancak bu yeterli mi? Değil. Zira bundan sonrası için bakanlığa büyük iş düşüyor.

 


 

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın kaldırdığı 100 Temel Eser uygulamasının ardından yapılması gereken ulusal ölçekte bir okuma programının hazırlanarak, çocukların okuma kültürüne katkı sunacak şekilde bitirilmesidir.

 

 


 

100 Temel Eser’le ilgili Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin öncülüğündeki Çocuk Vakfı Çocuk Akademisi 10 yıl önce bir rapor hazırlamış ve bu uygulamanın sakıncalarını dile getirmişti. Türkiye’nin okuma karnesinin zayıf olduğuna değinilen raporda, iki ayrı 100 kitaplık listeler okuma alışkanlığı ve dil, duygu ve düşünce zenginligi kazandırmak amacının ne ölçüde gerçeklestiğine dair değerlendirme, sonuçlarıyla kamuoyuna duyurulmuştu.

 

Bu eserlerin çocugun temel yararına ve gelişme hakkına katkı yapmadığı ve genelgelerin iptal edilmesi gerektiği sonucu da raporda yer almıştı. Zaten hangi çocugu çevirip sorsanız bu kitapların büyük çoğunlugunun günümüz çocuklarına hitap etmediğini görür ve su sonuca ulaşırdınız: Bu kitapları çocuklar okumuyor! Bu bile bu uygulamadan vazgeçilmesi için yeterli bir neden bana kalırsa. Çocuk Akademisi bu raporuyla birlikte iki öneri sunmuştu ki bu öneriler şu andan itibaren daha büyük önem arz ediyor. Bunlardan biri okul öncesi, ilköğretim birinci ve ikinci kademe, orta öğretim düzeyinde ve her derse yönelik okuma kitaplarının ilişkilendirileceği okuma programlarının hazırlanmasıydı. İkincisi de; Çocuk ve İlkgençlik Kitapları Konseyi’nin kurulması.

 

OKUMA KÜLTÜRÜ PROGRAMI HAZIRLANMALI

 

Evet öncelikli olarak yapılması gereken şey ulusal ölçekte bir okuma kültürü programının hazırlanmasıdır. Yazılı ve görsel okur yazarlık temelini referans alan ve örgün, yaygın ve sargın eğitimi kapsayacak bu çalışmayla bir zihniyet dönüşümü sağlamak ve okuyan çocuklara kavuşmak mümkündür. Tabii bu konuda öğretmenlerin de yetiştirilmesi ve onlara bir vizyon aşılamanın gerekliliği de ortada. Tabii buna bağlı olarak çocukların neler okuduğu, nelerden hoşlandığı ve artık nasıl bir dünyada yaşadıklarını da göz ardı etmemek lazım. İsin içine her yaştan çocugun görüşünü katmadan alınacak kararlar, yetişkin dünyasının dogru bildiği yanlışlar içinde kaybolmaya mahkum.

 

Günümüz çocuklarına seslenen “yaşayan yazarları” yok sayan bu karardan vazgeçen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’u bu vesilesiyle tekrar kutluyorum. Şimdi yapılması gereken çocuk ödevini doğru şekilde yapacak, çocukların okuma kültürüne katkı sunacak programı her tür ideolojik yargıdan uzak bir komisyon kurarak yelkenleri çocukların dünyasına açmak olacaktır. Böyle bir okuma kültürü programının bakanlığın gündemine alındığını biliyorum. Çocuklarımız adına umutlu olacagımız bir karar arifesindeyiz. Bayramı da görürüz umarım.

 

 


 

 

Ben Çocuk Olsam…

 

• 100 Temel Eser uygulamasının kalkmış olmasına sevinirdim. Çünkü okuduğumuz kitapların çoğu bize seslenmiyordu. Bazılarının dilini bile anlamıyorduk. Anlatılan konular sıkıcı, ağır, şiddet içeriyor ve ilgimizi çekmiyordu. Bugünü bizim seveceğimiz dil ve üslupta anlatan kitaplara ihtiyacımız var.

 

• Bundan sonrası için önerilecek kitapların bize okuma zevkini veren, kaliteli resimlenmiş ve edebiyat tadı olan kitaplar olmasını isterdim.

 

• Bizim için kitap seçilecekse okuyucu olan biz çocukların da görüşünün alınmasını isterdim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.