Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Alerji duyulan yazarın kitabı: Sırça Köşk




Toplam oy: 1085
Kitap yasaklanır. Sabahattin Ali öldürülür. Bazılarının içi rahatlar, ama Sırça Köşk yıllar sonra bile korku salmaya devam eder.

Okuduğum ilk kitabı olduğundan mıdır, yoksa onun dağların gölgesinde öldürülmeden önce yayımlanan son kitabı oluşundan mı nedir, Sabahattin Ali’nin Sırça Köşkü apayrı bir duygu yaratır bende. 

 

Değil kitapları, yaşaması bile sakıncalı görülen; 48 yaşındayken öldürülen Sabahattin Ali’den geriye tuhaf nedenlerden dolayı açılan davalar, mahkûmluklar kaldı. Gelelim 1948’de öldürülmeden önce 1947’de yayımlanan ve akabinde toplatılan Sırça Köşk’e… Ne menem bir şeydir bu köşk ki, birilerini feci rahatsız etmiştir?

 

Sizin ‘Sırça Köşk’ünüz yok mu?

 

Üç tembel arkadaş, yüksek bir tepeden aşağıdaki şehre bakıyorlarmış. Kendilerini bu şehir halkına çalışmadan nasıl kabul ettireceklerini düşünürken, içlerinden birinin aklına düşen fikir doğrultusunda yola koyulmuşlar. 

 

Şehir, o memleketin baş şehriymiş, burada yaşayan insanlar zorbalık nedir bilmeyen, efendisiz, uşaksız, çalışkan ve hakkaniyetliymiş. Üç tembel arkadaş şehrin pazarında dolanırken daha önceden planladıkları gibi sürekli “Allah Allah… Amma da acayip memleket ha…” diye söylenmişler. Şehrin sakinleri sonunda dayanamayıp sormuşlar üç arkadaşın neye şaştığına… Onlar da bu memleketin sırça köşkünün nerede olduğunu sormuşlar. Halk, üç arkadaştan sırça köşkün ne olduğunu öğrenip “Bizim başka şehirlerden ne diye noksanımız olsun? Mademki bu kadar lazımmış, hadi hep beraber şu sırça köşkü yapıverelim” demişler. Yabancıların elebaşısı: “Olmaz… Sırça köşkü yapmak o kadar kolay değil… Masraf ister, malzeme ister, işçi ister. Bırakın bizi de sırça köşkü olan şehire gidelim!” demiş. Ama halk bırakmamış, “Ne lazımsa verelim, kimselerin memleketinden aşağı kalmak istemeyiz!” diye direnmiş.

 

Gel zaman git zaman üç arkadaşın elebaşılığında sırça köşk kurulmuş, kurulması yetmemiş üzerine kat çıkılmış. Üç arkadaş halktan kendi hizmetlerini görecek olanları da seçmiş, yani, her şey yolundaymış (!) Nasıl olsa halk çalışıp didinip doymak bilmeyen Sırça Köşk’ü beslemekteymiş. Ama gel zaman git zaman halkın verecek bir şeyi kalmamış ve Sırça Köşk’ten çıkan emir şunu buyurmuş: Herkes kendi elindeki son koyunu verecek… Çünkü yalnızca onlar kalmış… Halk elindeki son koyunları da kızgınlıkla sırça köşke vermiş vermesine ama isyan da yakınmış… Üç tembel arkadaşın elebaşısı ortalığı sakinleştirmek için sırça köşkün içinde yaşayanlar için kebap yapılan koyunların kellelerini halka dağıtmış. Kellelerin birinin dili, birinin gözü, birinin de beyni yokmuş. Halktan biri “Böyle başın da bana lüzumu yok” diyerek, boynuzundan tuttuğu kelleyi fırlatmış sırça köşke… 

 

Hikâyenin bundan sonrasını yazının sonunda…

 

Ne anlatır bize Sırça Köşk

 

Koskoca devletin, altı sayfalık masalla ne alıp veremediği olabilir ki yayımlanmasının akabinde Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılsın? 

 

Nedeni açık: Sırça Köşk devlet yapısını eleştiriyor, iktidar sahiplerini, kendilerini aynı hikâyedeki gibi güçlü ve ne olursa olsun ellerindeki iktidar sayesinde yıkılmayacak sananları eleştiriyordur; halkın bilinçlenince nasıl da güçlendiğini ve o sırça köşktekileri nasıl oradan indirebildiğini gösteriyordur. 

 

Kitap yasaklanır, Sabahattin Ali öldürülür, bazılarının içi rahatlar ama Sırça Köşk yıllar sonra bile korku salmaya devam eder. 

 

Çünkü yazarına alerji vardır…

 

1966 yılında Varlık Yayınları tarafından basılan Son Hikâyeler – Esirler kitabının açıklama bölümünde yazanlar bunun açık göstergesi: "Zamanın hükümetini kastettiği şeklinde yorumlanan 'Sırça Köşk' hikâyesi yüzünden bu kitap, o zamanın kanunlarının verdiği hakla 'Heyeti Vekile' kararı ile toplatılmıştı. Bugün başka bir imza ile yayımlansa en küçük bir sakınca dahi görülmeyecek kadar masum bir nitelikte de olsa, ‘yazarın adının uyandırdığı alerjileri’ göz önünde tutarak, 'Sırça Köşk' hikâyesini bu cilde koyamadık. Edebiyat tarihimiz bakımından bir eksiklik sayılabilecek bu davranışımız için okurlarımızdan özür dileriz."

 

Özür dilemesi gerekenler elbette aslında başkalarıdır, Sırça Köşk’ün son cümlesi de bizden onlara olsun: “…günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuz buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."

 

Başucu kitaplarınızdan olsun Sırça Köşk

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder


Sırça köşk 10 belirtme 10 niteleme acil

40%
60%

İnsanoğlunun içinde bir miktar vandallık mevcuttur.Kendi fikrine karşı olan kim olursa olsun yok etme elimimne etme duygusunu bir türlü aşamamıştır.

44%
56%

sabahattin ali 40 yaşında ölmüştür

40%
60%

sabahattin ali 41 yaşında öldürülmüştür..

51%
49%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Bilmem farkında mısınız? Sosyal medyaya bakıyorum, kitap eklerini okuyorum, kitap satış sitelerinin yeni çıkan listelerine göz atıyorum, kitabevlerinde çocuk kitapları raflarını inceliyorum. Hepsinde aynı sonuç: Çocuk şiirleri kitapları yok denecek kadar az… Çıkan çocuk şiirleri kitapları da gereken ilgiyi hak etmiyor.

Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

 

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.