Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Başıma gelenler




Toplam oy: 23
Hayat kesitleri üzerinden ilerliyor Gülçin Durman’ın hikâyeleri. Beylerbeyi, Kuzguncuk civarının mahalle kültürünün yaşandığı dönemleri kaleme aldığı hikâyelerde okura telkin edilen gerçeklik duygusu tatlı ve buruk, biraz da hüzünle ve neşeyle ilerliyor.

 

Büyük laflar etmiyor Gülçin Durman. Küçük, sade, yalın, samimi, sıcak hikâyeler anlatıyor. Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden, Durman’ın Kent Masalları ve İnşallah’tan sonra yayınlanan üçüncü hikâye kitabı. Durman’ın hikayelerinin hem belge değeri var hem de nostalji değeri. Daha da önemlisi güzel bir hikâyeyi okumanın keyfini yaşıyoruz okurken.

 

Hayat kesitleri üzerinden ilerliyor Gülçin Durman’ın hikâyeleri. Beylerbeyi, Kuzguncuk civarının mahalle kültürünün yaşandığı dönemleri - hâlâ bir miktar devam ediyor- kaleme aldığı hikâyelerde okura telkin edilen gerçeklik duygusu tatlı ve buruk, biraz da hüzünle ve neşeyle ilerliyor. Evet, bir hikâye kitabı için bu tespitleri yaptığım zaman peşinde kekre bir tadın da gelebileceğini, bu tarz hikayelerde yer alan klişelerin hikayeyi zedeleyebileceğini yahut bir çeşit konformizmin yazılanları sığlaştırabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak Gülçin Durman bu tuzaklara düşmemeyi başaran bir hikâye dünyası inşa ediyor. Ne sulu bir romantizm var yazdıklarında ne de samimiyet ve nostalji adı altında masalsılığa sapıyor.

 

Edebî lezzete sahip hikâyeler

 

Kitaba ismini veren ilk hikâye, kitabın da en sevdiğim metni oldu. Gülçin ile aynı dönemin çocuklarıyız, Kuzguncuk’ta geçen bu hikâyenin atmosferine ben de yabancı değilim. (Ne yalan söyleyeyim ben de bir Samatya hikâyesi yazsam mı diye heveslenmedim değil.) Durman’ın 12 Eylül dönemini anlattığı yahut Akınspor’u yad ettiği satırları bu sebeple önemsiyorum. Ayrıca bir de “Mutahharri’nin Kadın Meselesine Bakışını Nasıl Buluyorsunuz Ağabey?” gibi zihin tarihimize küçük notlar düşen hikayeler de kitaba ayrı bir güzellik katıyor. Ancak bunları yazarken bir yandan da hikâyeleri, onlara yüklediğim bazı işlevler üzerinden anlatmanın onların edebi değerlerine gölge düşürmek olduğunun da farkındayım. Gıdaların besin değerini övmek lezzetle ilgili bazı şüpheleri uyandırıyor bazen. Bu noktada Durman’ın hikâyelerinde edebi lezzetin hiç de geride kalmadığını ifade etmeden geçmek, kitaba böylesi bir haksızlık yapmamanın bir gereği.

 

Peki, sakallı bebek, Ferdi Tayfur şarkıları gibi dönemsel unsurlardan habersiz kuşaklar bu hikâyelerde ne bulacak? Bence onlar da bu hikâyeleri sevebilirler, zira dengeli bir anlatım içinde okumayı küçük malumat adacıklarıyla engelleyen değil tam tersine zenginleştiren ve anlatılana kıymet/derinlik katan detaylar bunlar. Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden’in sadece belli bir dönemi ve semti bilenlere/yaşayanlara değil güzel bir hikâyenin lezzetini hissetmek isteyenlere hitap eden bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Daha önce İnşallah adlı kitabı için kaleme aldığım yazıda “Hikâye karakterleri Durman’ın yazdıklarında sadece isimleriyle değil canlarıyla yer alıyorlar. Anlattığı karakterlerin canlarının acıdığını, hüzünlendiğini hikâyede kelimelerle değil kurulan atmosferle hissettiriyor” demiştim. Bu kitapta daha da güçlü ve derinlikli bir karakter galerisi gördüm.

 

Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden ile daha da ustalaşmış bir yazarla karşılaşmış olmak beni mutlu etti.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.