Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Başıma gelenler




Toplam oy: 12
Hayat kesitleri üzerinden ilerliyor Gülçin Durman’ın hikâyeleri. Beylerbeyi, Kuzguncuk civarının mahalle kültürünün yaşandığı dönemleri kaleme aldığı hikâyelerde okura telkin edilen gerçeklik duygusu tatlı ve buruk, biraz da hüzünle ve neşeyle ilerliyor.

 

Büyük laflar etmiyor Gülçin Durman. Küçük, sade, yalın, samimi, sıcak hikâyeler anlatıyor. Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden, Durman’ın Kent Masalları ve İnşallah’tan sonra yayınlanan üçüncü hikâye kitabı. Durman’ın hikayelerinin hem belge değeri var hem de nostalji değeri. Daha da önemlisi güzel bir hikâyeyi okumanın keyfini yaşıyoruz okurken.

 

Hayat kesitleri üzerinden ilerliyor Gülçin Durman’ın hikâyeleri. Beylerbeyi, Kuzguncuk civarının mahalle kültürünün yaşandığı dönemleri - hâlâ bir miktar devam ediyor- kaleme aldığı hikâyelerde okura telkin edilen gerçeklik duygusu tatlı ve buruk, biraz da hüzünle ve neşeyle ilerliyor. Evet, bir hikâye kitabı için bu tespitleri yaptığım zaman peşinde kekre bir tadın da gelebileceğini, bu tarz hikayelerde yer alan klişelerin hikayeyi zedeleyebileceğini yahut bir çeşit konformizmin yazılanları sığlaştırabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak Gülçin Durman bu tuzaklara düşmemeyi başaran bir hikâye dünyası inşa ediyor. Ne sulu bir romantizm var yazdıklarında ne de samimiyet ve nostalji adı altında masalsılığa sapıyor.

 

Edebî lezzete sahip hikâyeler

 

Kitaba ismini veren ilk hikâye, kitabın da en sevdiğim metni oldu. Gülçin ile aynı dönemin çocuklarıyız, Kuzguncuk’ta geçen bu hikâyenin atmosferine ben de yabancı değilim. (Ne yalan söyleyeyim ben de bir Samatya hikâyesi yazsam mı diye heveslenmedim değil.) Durman’ın 12 Eylül dönemini anlattığı yahut Akınspor’u yad ettiği satırları bu sebeple önemsiyorum. Ayrıca bir de “Mutahharri’nin Kadın Meselesine Bakışını Nasıl Buluyorsunuz Ağabey?” gibi zihin tarihimize küçük notlar düşen hikayeler de kitaba ayrı bir güzellik katıyor. Ancak bunları yazarken bir yandan da hikâyeleri, onlara yüklediğim bazı işlevler üzerinden anlatmanın onların edebi değerlerine gölge düşürmek olduğunun da farkındayım. Gıdaların besin değerini övmek lezzetle ilgili bazı şüpheleri uyandırıyor bazen. Bu noktada Durman’ın hikâyelerinde edebi lezzetin hiç de geride kalmadığını ifade etmeden geçmek, kitaba böylesi bir haksızlık yapmamanın bir gereği.

 

Peki, sakallı bebek, Ferdi Tayfur şarkıları gibi dönemsel unsurlardan habersiz kuşaklar bu hikâyelerde ne bulacak? Bence onlar da bu hikâyeleri sevebilirler, zira dengeli bir anlatım içinde okumayı küçük malumat adacıklarıyla engelleyen değil tam tersine zenginleştiren ve anlatılana kıymet/derinlik katan detaylar bunlar. Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden’in sadece belli bir dönemi ve semti bilenlere/yaşayanlara değil güzel bir hikâyenin lezzetini hissetmek isteyenlere hitap eden bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Daha önce İnşallah adlı kitabı için kaleme aldığım yazıda “Hikâye karakterleri Durman’ın yazdıklarında sadece isimleriyle değil canlarıyla yer alıyorlar. Anlattığı karakterlerin canlarının acıdığını, hüzünlendiğini hikâyede kelimelerle değil kurulan atmosferle hissettiriyor” demiştim. Bu kitapta daha da güçlü ve derinlikli bir karakter galerisi gördüm.

 

Başıma Gelenler Hep Senin Yüzünden ile daha da ustalaşmış bir yazarla karşılaşmış olmak beni mutlu etti.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Karlofça Antlaşması ile Balkan Savaşları arasındaki felaketler silsilesinin haddi hesabı yok. Bizim Rumeli dediğimiz diyarın Balkanlaşmasının hikâyesi ise ciltlere, kütüphanelere sığmayacak bir facialar silsilesi. Elbette bu facialar silsilesinin kolektif hafızaya sinmiş nice uzantısı var. Peki, edebiyatımız bu izlerden ne kadar yararlanabiliyor?

Kütüphaneler, çok eski zamanlardan matbaanın bulunuşuna ve günümüze toplumların zenginlik göstergelerinden biri olmuştur.

Ölüm hayatın bakiyesidir. Hayatın sonunu değil hayatın bir başka veçhesini karşılar. Elde kalan ne varsa onunla gideriz ölüme. Bu açıdan ölen bir insan için kullanılan “hayatını kaybetti” lafı bomboş bir laftır. Hayat bir başka sayfada olanca tazeliğiyle devam etmektedir çünkü. Ölüme dair anlatılarda ölüm ve ölüm sonrası başlığı öne çıkar. Ya ölüm öncesi?

Bilmem farkında mısınız? Sosyal medyaya bakıyorum, kitap eklerini okuyorum, kitap satış sitelerinin yeni çıkan listelerine göz atıyorum, kitabevlerinde çocuk kitapları raflarını inceliyorum. Hepsinde aynı sonuç: Çocuk şiirleri kitapları yok denecek kadar az… Çıkan çocuk şiirleri kitapları da gereken ilgiyi hak etmiyor.

Hiç seyahatname okumamış birine bunun keyfini anlatmak zor. Gediklisinin, zaten rastladığı kitaba bir göz atmadan geçip gitmesi ihtimal dışı. Zira, sanki özünde, okurunu kendine çeken bir zıt kutbu taşır seyahatnameler. Hele de, zihne kentleri adamakıllı kurma imkanı verebilenler.

 

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.