Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Bir Çimdik Öykü




Toplam oy: 5
Sözün en ekonomik hatta çoğu zaman büyük boşluklar bırakacak denli ekonomik kullanıldığı küçürek öykü türünün iyi örneklerinden biri Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır.

Küçürek öykü bir tür olarak şiirdeki haiku yahut rubai ile kıyaslanabilir. Öykü alabildiğine daraltılmış ve sınırlandırılmış bir andan yahut kesitten ibarettir. Çoğu zaman başı ve sonu net değildir. Öncesi ve sonrası olduğunu ama metinde yer almadığını okura “ihsas” ettirir. Sözün en ekonomik kullanıldığı hatta çoğu zaman büyük boşluklar bırakacak denli ekonomik kullanıldığı bir türdür küçürek öykü. Okurundan çok yoğun bir katılım ve mesai bekler. Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır şiirlerini, tercümelerini, derlemelerini, öykü, deneme ve eleştirilerini okuduğumuz Ahmet Sarı’nın en yeni kitaplarından biri.

 

SÜRPRİZLİ SONLAR

 

Kitapta yer alan çoğu hikâye bir-iki paragraftan ibaret. Büyük bir bölümü birinci tekil şahsın anlattığı metinlerde, küçük sürprizli sonlar olduğu kadar belirsizliğin yoğun olduğu öyküler de mevcut. Bazen de soğuk duş etkisi yaratan bir sonla yüz yüze geliyorsunuz.

 

Dostoyevski’den bir alıntı ile başlıyor kitap: “Her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek”. Gerçekten de kitapta yer alan metinler “topluca” okunduğunda her şeyi anladığı için bunalan bir kişinin parçalanmış anlatılar toplamı olarak tanımlanabilir Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır. Kimi öykülerde alacakaranlık öykülerindeki gizem kimi öykülerde ise çok yalın ve sıradan gerçeklik alanına dâhil ediliyoruz yazar tarafından. Kimi metinlerde kısa ve dinamik cümlelerle ilerleyen anlatı bazılarında uzun ve ağdalı cümlelere dönüşüyor. Yine de yazarın bir iç ritim ve kurgu kaygısı güttüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Mercedes Kadir gibi sosyal medyada paylaşıldığı için bildiğimiz “gerçek kişiler” var kimi hikâyelerde. “Yahya Efendi Çıkmazı” gibi gerçek mekânlarla karşılaşıyoruz. Ancak “Kuyu” gibi tamamen entelektüel fantezi ile yapılmış bir harf üzerinden kotarılan hikâyeler de söz konusu. Bir televizyon yarışmasının karakteri ile yatsı namazının iç içe geçmesi gibi rahatsız etmeyi, kişiyi kendisini hesaba çekmeyi davet eden metinler de mevcut. Küçürek öykünün bu anlamda bir karnavala dönüşme potansiyeli var ve Ahmet Sarı da bu karnavalı alabildiğine büyütmeyi başarıyor. Bir çiçek dürbününe dönüşüyor kitap ve okur bu dürbüne uzun uzun bakma isteği duyuyor.

 

BİR ÇİÇEK DÜRBÜNÜ GİBİ

 

Küçürek öykü, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla daha belirginleşen bir tür. Elbette sosyal medya öncesinde de yazılırdı. Ancak sosyal medyada yer alan kısa metinlerin paylaşılmalarının artmasına paralel olarak küçürek öykünün ironik ve hikmetli nükteleri daha da ön plana çıktı. McLuhan “mesaj araçtır” derken aracın mesajı belirleme gücünün altını çizmişti. Küçürek öykü de aracın baskın bir şekilde belirlediği bir “tür” olarak okunabilir. Belki de zamanla “küçürek öykü” bir öykü türü olmaktan çıkıp görselliği ve teknolojiyi de kullanarak kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir anlatı türüne dönüşecek. Ancak bu yazının amacı elbette kehanette bulunmak değil.

 

Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır, küçürek öykü türünün belli bir çıtanın üstündeki örneklerinden oluşan bir kitap.

 

 

KENDI İMDADINA DA KOŞUP
GELEN HIZIR

Ahmet Sarı
İZ YAYINCILIK 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.