Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Bir Çimdik Öykü




Toplam oy: 2
Sözün en ekonomik hatta çoğu zaman büyük boşluklar bırakacak denli ekonomik kullanıldığı küçürek öykü türünün iyi örneklerinden biri Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır.

Küçürek öykü bir tür olarak şiirdeki haiku yahut rubai ile kıyaslanabilir. Öykü alabildiğine daraltılmış ve sınırlandırılmış bir andan yahut kesitten ibarettir. Çoğu zaman başı ve sonu net değildir. Öncesi ve sonrası olduğunu ama metinde yer almadığını okura “ihsas” ettirir. Sözün en ekonomik kullanıldığı hatta çoğu zaman büyük boşluklar bırakacak denli ekonomik kullanıldığı bir türdür küçürek öykü. Okurundan çok yoğun bir katılım ve mesai bekler. Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır şiirlerini, tercümelerini, derlemelerini, öykü, deneme ve eleştirilerini okuduğumuz Ahmet Sarı’nın en yeni kitaplarından biri.

 

SÜRPRİZLİ SONLAR

 

Kitapta yer alan çoğu hikâye bir-iki paragraftan ibaret. Büyük bir bölümü birinci tekil şahsın anlattığı metinlerde, küçük sürprizli sonlar olduğu kadar belirsizliğin yoğun olduğu öyküler de mevcut. Bazen de soğuk duş etkisi yaratan bir sonla yüz yüze geliyorsunuz.

 

Dostoyevski’den bir alıntı ile başlıyor kitap: “Her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek”. Gerçekten de kitapta yer alan metinler “topluca” okunduğunda her şeyi anladığı için bunalan bir kişinin parçalanmış anlatılar toplamı olarak tanımlanabilir Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır. Kimi öykülerde alacakaranlık öykülerindeki gizem kimi öykülerde ise çok yalın ve sıradan gerçeklik alanına dâhil ediliyoruz yazar tarafından. Kimi metinlerde kısa ve dinamik cümlelerle ilerleyen anlatı bazılarında uzun ve ağdalı cümlelere dönüşüyor. Yine de yazarın bir iç ritim ve kurgu kaygısı güttüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Mercedes Kadir gibi sosyal medyada paylaşıldığı için bildiğimiz “gerçek kişiler” var kimi hikâyelerde. “Yahya Efendi Çıkmazı” gibi gerçek mekânlarla karşılaşıyoruz. Ancak “Kuyu” gibi tamamen entelektüel fantezi ile yapılmış bir harf üzerinden kotarılan hikâyeler de söz konusu. Bir televizyon yarışmasının karakteri ile yatsı namazının iç içe geçmesi gibi rahatsız etmeyi, kişiyi kendisini hesaba çekmeyi davet eden metinler de mevcut. Küçürek öykünün bu anlamda bir karnavala dönüşme potansiyeli var ve Ahmet Sarı da bu karnavalı alabildiğine büyütmeyi başarıyor. Bir çiçek dürbününe dönüşüyor kitap ve okur bu dürbüne uzun uzun bakma isteği duyuyor.

 

BİR ÇİÇEK DÜRBÜNÜ GİBİ

 

Küçürek öykü, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla daha belirginleşen bir tür. Elbette sosyal medya öncesinde de yazılırdı. Ancak sosyal medyada yer alan kısa metinlerin paylaşılmalarının artmasına paralel olarak küçürek öykünün ironik ve hikmetli nükteleri daha da ön plana çıktı. McLuhan “mesaj araçtır” derken aracın mesajı belirleme gücünün altını çizmişti. Küçürek öykü de aracın baskın bir şekilde belirlediği bir “tür” olarak okunabilir. Belki de zamanla “küçürek öykü” bir öykü türü olmaktan çıkıp görselliği ve teknolojiyi de kullanarak kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir anlatı türüne dönüşecek. Ancak bu yazının amacı elbette kehanette bulunmak değil.

 

Kendi İmdadına Da Koşup Gelen Hızır, küçürek öykü türünün belli bir çıtanın üstündeki örneklerinden oluşan bir kitap.

 

 

KENDI İMDADINA DA KOŞUP
GELEN HIZIR

Ahmet Sarı
İZ YAYINCILIK 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var.

Oxford Üniversitesi’nin ana araştırma kütüphanesi olan Bodleian, dünyanın en eski kütüphanelerinden biri.

Çocukluğunu kitap ve dergi açısından kısıtlı zamanlarda geçirenler için atlasın önemi büyüktür. Sınıflarındaki kara tahtanın yanında coğrafi veya fiziki Türkiye atlası görenler şanslı, dünya atlası görebilenler hepten şanslı sayılırdı. Tabii bir de ülke ülke, kıta kıta dünya atlası fasikülü bulanlar için hayal dünyasının kapısı ardına kadar açılırdı.

Bu sayıda, dünyanın geleceğine dair kurulmuş aydınlık ve karanlık hayallere, ütopyalara ve distopyalara bakıyoruz. Ve görüyoruz ki en güneşli ütopyaların üzerinde bile baskıcı bir gücün, bir çeşit toplum mühendisliği çabasının gölgesi duruyor hep. Bu kitaplarda birilerinin ideali daima ötekilerin yıkımı, bir grubun aydınlığı mutlaka ötekilerin karanlığı oluyor.

Bosna’nın millî şairi, Aliya İzzetbegoviç’in kadim dostu, yakın çalışma arkadaşı Cemalettin Latiç… Bosna’nın Yunus Emre’si olarak anılan bu kıymetli şairin kitapları, Okur Kitaplığı’nın özverili ve titiz çabasıyla Türkçeye çevriliyor. İlk üç kitap yayımlandı bile. Bütün Eserleri başlığıyla Latiç’in kitaplarının Türkçeye kazandırılıyor olması çok kıymetli bir yayımcılık çabasıdır.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.