Bir !f İstanbul seçkisi | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Bir !f İstanbul seçkisi




Toplam oy: 149

Sinema severlerin heyecanla beklediği dönemlerden biri yaklaştı! Bu yıl 17.'si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat'ta İstanbul'da, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir'de... Filmlerin yanı sıra !f Music de, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak gibi görünüyor. Bu yılın teması ise "Hayat Var!”

 

36 ülke ve 120 yönetmenden toplam 111 filmi beraberinde getiren !f İstanbul'un en "sancılı" kısmı karar vermek! Hangi filmleri kaçırmamalıyız? Her yıl olduğu gibi, özellikle kitap severlere yardımcı olacak bir seçki yapmaya çalıştık; kitaplar çerçevesinden baktığımızda şöyle bir listeyle karşı karşıya kalıyoruz:

 

 

Dreaming Murakami:

 Murakami'yi çevirmek demek; onun hülyalı karakterleriyle aynı rüyayı paylaşmak demek midir?


Mette Holm, Haruki Murakami'nin Kaze No Uta O Kike (Rüzgarın Şarkısını Dinle) adlı ilk romanını çevirmeye başladığı günlerde, Tokyo metrosunda yürürken iki metre boyunda dev bir kurbağa onu takip etmeye başlar. Kurbağa, Mette'yi her yerde takip eder, sanki; derin uykusundan uyanarak, dünyayı nefretiyle yok etmeye çalışan dev Solucan'la kavgasına çevirmeni de dahil etmek ister gibidir. Bundan 20 yıl önce, Murakami'nin ismini kimseler bilmezken, Mette, ilk Murakami romanını okumuştur. O zamanlar yazarın hayali dünyalarının ileride kendi dünyasını nasıl şekillendireceğini aklından bile geçirmemiştir. O günden beri ise, Danimarkalı okuyucularına Murakami'nin kafa karıştıran ve tartışılan dünyalarını çevirmek için binlerce saat çalışmış, dünyanın her yerinde milyonlarca okuyucunun aklını uçuran hikayelerle yaşamıştır. Murakami'nin yalnız ve hülyalı karakterlerinin söylediklerinin en mükemmel çevirisini bulmaya çalışırken, Mette'nin dünyasında da gerçek ve hayal birbirine girmektedir.

 

 

How To Talk To Girls At Parties:

Türler arası psikadelik punk bir aşk hikayesi

Neil Gaiman'ın aynı isimli hikayesinden uyarlanmış Partilerde Kız Tavlama Sanatı, Punk'ın ilk yıllarında, aşka susamış Güney Londralı bir gencin birkaç gün süren dünya dışı aşk deneyimini anlatıyor. Okuldan çıkar çıkmaz üniformalarını atıp punk kıyafetlerine bürünen Enn ve arkadaşlarının ilk uğrakları yerli bir rock grubunun çaldığı ve despotluğuyla ürküttüğü kadar heyecanlandıran Kraliçe Boadicea'nın (Nicole Kidman'ı böyle kaçık ve öfkeli görmediniz!) mekanı oluyor. Çocukların bir sonraki durakları daha da tuhaf; bu dünyadan olmayan ama insan kılığında – hem de renk gruplarına ayrılmış latex kıyafetleriyle dans eden, akrobatlıklar yapan ve birbirinden garip takıntıları olan bir grubun gecesini gece ettiği bir ev partisi. İşte Enn, bu partide hülyalı bir çekiciliği ve dünyamızın halleriyle ilgili sağlıklı bir merakı olan Zan'le tanışır. Zan, Enn'in dünyasını tanımak için, liderlerinden 48 saatlik özel izin alır. John Cameron Mitchell'ın kural tanımayan psikedelik dünyasında geçen film, Punk'ın doğuşu, ilk aşkın tadından yenilmezliği ve partilerde kızlarla konuşma sanatı gibi varoluşun önemli meselelerinden birini aynı anda yaşatabiliyor.

 

 

 

Etgar Keret: Based On A True Story

 Yaratıcı ve büyülü bir belgesel

 

Yaratıcılıkta sınır tanımayan kısa hikayeleriyle tanıyıp sevdiğimiz Israilli ünlü yazar Etgar Keret, gerçek ve fantastik unsurları bir araya getirmesiyle tanınıyor. Keret hakkında yapılan bu ilk belgesel, yazarın üslubuna sadık kalarak dünyayla ilgili anlattığı kendine has hikayelerin perde arkasını araştırıyor; yakın bir arkadaşının intiharının onu yazarlığa itmesinden, kendi hayatında yaşanan gerçek olayları nasıl kurguya dönüştürdüğüne, Keret'in dünyasında gezinmenin keyfini yaşatıyor. Belgesel; filmcilik, animasyon, gerçekler, uydurma, yalan ve sanata olan sevgiyi bir araya getirerek, Keret'i Tel Aviv'deki yakın çevresinden New York kitap turuna kadar farklı anlarda yakalıyor. Yönetmen eşi Shira, çocukluk arkadaşları, Jonathan Safran Foer ve Ira Glass gibi meşhur çalışma arkadaşları, herkes en sevdiği Keret hikayesini paylaşıyor. Her şeyden çok ve tıpkı Keret'in kitapları gibi bu film de neden hikaye anlattığımıza dair ilham veriyor. Sinemadan hoplaya zıplaya çıkacaksınız!

 

 

Insect: 

 Gerçeküstücü bir yolculuk


"Čapek Kardeşler’in oyunu oldukça içine kapanık. Böceklerin insanlar gibi ve insanların böcekler gibi davranması hep hoşuma gitmiştir. Benim senaryom Kafka ve onun meşhur Değişim’ine referansta bulunurken bu içine kapanaklığı bir adım öteye götürüyor" diyor filmin yönetmeni Jan Švankmajer. 83 yaşındaki efsanevi Çek yönetmen Jan Švankmajer uzun bir aradan sonra bir başka gerçeküstücü güzellikle karşımızda! Bu sefer küçük bir kasabadaki yerel bir bardayız. Pazartesi günü olmasından dolayı sandalyeler ters döndürülmüş ve bar kapalıdır. Köşede Čapek Kardeşlerin “Böcek Oyunu”nunu prova etmek üzere bir araya gelmiş 6 amatör aktör dışında bar bomboştur. Prova ilerledikçe oyundaki karakterler zamandan bağımsız bir şekilde ölüp yeniden canlandırlar. Onları canlandıran aktörler de yavaş yavaş bu değişimlerin parçası olmaya başlarlar. Gerçeküstü sinemanın en önemli ustalarından olan Jan Švankmajer görünürde oldukça edebi görünün bir oyunu kendine has, muazzam düşgücüyle örülü bir evrene adapte eder.  Bu dünyada düşler, animasyon, hiciv, tiyatro ve tabii ki insanlar ve böcekler birbirlerine dönüşmektedir.

 

 

Madame Hyde:

 Çılgın bir kara komedi

 

Serge Bozon'un, Robert Louis Stevenson'ın Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ın Tuhaf Hikayesi'nden esinlenerek uyarladığı, eksantrik Bayan Hyde birçok sürpriz ve çılgınlıkla dolu. Isabelle Huppert'in, öğrencileri ve iş arkadaşlarının küçümsediği utangaç lise öğretmeni Bayan Géquil rolüyle dikkat çektiği film; fırtınalı bir gecede laboratuvarında deney yaparken bir anda çarpılıp kendinden geçen Bayan Géquil'deki fantastik değişimi anlatıyor. Uyandığında bir anda başka birisine dönüşen Bayan Géquil; Stevenson'ın hikayesindeki Mr. Hyde karakterinin kötücüllüğünde, karanlık bir kişiliğe bürünür. Bu bilindik hikayeyi adeta çılgın bir kara komediye çeviren Bozon, titiz mizansenleriyle ve tabii ki Huppert'in katmanlı ve muazzam performasıyla büyülüyor.

 

 

 

Bir süper kahraman orijin hikayesi

 

Bildiğimiz süper kahraman orijin hikayelerinden oldukça farklı bir süper kahraman orijin hikayesi olan Professor Marston & The Wonder Women, Wonder Woman'ın yaratıcısı Harvardlı psikolog William Moulton Marston'ın 1940'lı yıllardaki yaratım sürecine eşlik etmemizi sağlıyor. Harvard'da yalan dedektörü ve insan davranışı üzerine çalışan Marston'ın, ikonik feminist süper kahramanı yetkililer tarafından sapkın ve sakıncalı bulunup, sansürle boğuşmuşsa da, bütün bu hikayenin arkasında karısı Elizabeth ile birlikte aşk yaşadıkları Olive Byrne adlı öğrencileri vardı. Wonder Woman'ın özünü oluşturan bu iki güçlü kadın ve arka plandaki kışkırtıcı hikaye, yılın en sıradışı biyografik anlatılarından birisine dönüşüyor. Yapımcılığını Transparent'tan Jill Solloway'in yaptığı film, Angela Robinson'ın gösterişsiz yönetmenliği ve Luke Evans, Rebecca Hall ve Bella Heathcote'un göz kamaştıran performanslarıyla dikkat çekiyor.

 

 

The Breadwinner:

 Güçlü ve etkileyici bir kadın mücadelesi hikayesi

 

Yılın en çok konuşulan animasyonlarından olan Kabil Sokaklarında Bir Kız: Pervane, güçlü ve etkileyici bir kadın hikayesi. Deborah Ellis'in çok satan kitabından uyarlanan film, kadınların söz hakkının olmadığı Afganistan'da 11 yaşındaki Pervane'nin babası Taliban rejimi tarafından hapsedilince saçlarını kesip bir erkek çocuğu gibi ailesini geçindirmesinin hikayesi. Bütün tehlikelere ve yakalanma ihtimaline karşın Pervane, bir yolunu bulup babasını kurtarmak istemektedir. Angelina Jolie'nin yapımcılığını üstlendiği, -Oscar adayı Song of the Sea ve The Secret of Kells'in ekibinden- Nora Twomey'in ilk yönetmenlik denemesi olan ve görsel olarak büyüleyici bu animasyon; ailenin, arkadaşlığın ve hayal etmenin önemini vurgulayan ödül sezonunun en etkileyici animasyonlarından.

 

 

 

The Death of Stalin:

 Bir taşlama

 

Yıl 1953. Joseph Stalin'in sağlık durumu -biraz paranoyak olması dışında- gayet iyidir ve ona karşı çıkan herkesi terörize edip, gözünü kırpmadan ortadan kaldırmaktan imtina etmemekte; bu durum yakın dostlarını dahi hizaya getirmektedir. Ta ki bir sabah çalışma odasında ölü bulunana kadar. Bundan sonrası, hiciv ustası Armando Iannucci'nin ellerinde mükemmel bir komediye dönüşür. Yalakalar bir anda iktidar yarışına girer; sümsük Malenkov, ukala Khrushchev, şaşkın Molotov, mafyöz Zhukov, Beria Stalin'in sarhoş oğlu Vasily ve yorgun kızı Svetlana. Fabien Nury ve Thierry Robin'in çizgi romanından, politik taşlamanın ve kara komedinin ustası Armando Iannucci tarafından uyarlanan Stalin'in Ölümü, hiç beklemeyeceğiniz kadar komik ve dünyanın savrulduğu güncel politik iklime cuk oturur nitelikte.

 

 

 

James Franco'dan bir saygı duruşu

 

2003 yılında The Room, gösteriminin ardından çok geçmeden bir kült klasiğine dönüştü. O kadar kötüydü ki, insanlar bu deneyimi birlikte yaşamak için geceyarısı gösterimleri düzenliyor, filmin anlaşılmaz diyalogları ve daha da anlaşılmaz oyunculuğuyla dalga geçiyordu. Ama çok az kimse filmin her şeyini yapmış Tommy Wiseau hakkında adamakıllı bir bilgiye sahipti. Felaket Sanatçı, James Franco'nun Hollywood'un en meşhur ünsüz sanatçısını ete kemiğe büründürme çabası. Franco'ya 2018 Altın Küre'de komedi dalında en iyi aktör ödülünü kazandıran Wiseau portresi hem inanılmaz komik hem de üzücü. Bütün tartışmalı yöntemlerine rağmen tutkusuyla ve -göstermese de- heyecanıyla yaşayan, bir şekilde hayata tutunmaya çalışan bir sanatçı aslında Wiseau. Greg Sestero'nun filmin yapılma öyküsünü anlattığı kitabından uyarlanan Felaket Sanatçı; bize ne yaptığınızdan bihaber olsanız da yapabileceklerinizin sınırlarının olmadığını ve efsane olmanın birden fazla yolu olabileceğini anlatıyor.

 

 

I Kill Giants:

 Hayallerin, büyünün ve canavarların dünyası

 

Hiçbir şeyden korkmayan, keskin dili ve kıvrak zekasına hayran kalacağınız Barbara Thorson yeni nesil kahramanınız olabilir! Okul çantasında antik Norveç Warhammer oyunu taşıyan ve hayatta kalmak için devleri öldürmeyi kendisine dert edinmiş birisini ne korkutabilir ki? Dev Avcısı, hem gerçek dünyadaki hem de hayal dünyasındaki canavarları alt etmeye çalışan genç bir kızın nefes kesici ve oldukça eğlenceli hikayesi. Joe Kelly'nin çok satan çizgi romanından Anders Walter'in uyarladığı film; kurduğu muazzam düş dünyasıyla dikkat çekerken, Roald Dahl'ın ve BFG'nin çizgilerini akla getiriyor. Imogen Poots ve Zoe Saldana'nın performanslarının göz kamaştırdığı film, son zamanlardaki en sıcak çizgi roman uyarlamalarından.

 

 

 

 

November:

 19. yüzyıl pagan zamanları


Pagan zamanlarında Estonya'nın bir köyünde kurtların, vebanın ve ruhların kol gezdiği bir köyde geçen Kasım, hem gözler hem de hayal dünyası için görsel bir şölen. Hiçbir şeyin tabu olmadığı bu köyde, köylülerin en büyük sorunu soğuk ve zorlu geçen kara kıştır. Insanlar, birbirinden, Alman malikane sahiplerinden, hatta ruhlardan ve şeytandan bile çalmaktadır. Ancak ruhlarını ‘Kratt' adlı yaratıklara vermek zorunda kalırlar. Bu da feodal sistemin başındakileri daha da ihya olmasına neden olmaktadır. Rainer Sarnet'in siyah-beyaz, büyüleyici ve karanlık alegorisi bizi 19. yüzyıl pagan zamanlarına götürürken, insanlığın, aşkın olasılıklarının ve varoluşun etrafında uzun süre akıllardan çıkmayacak bir görsellikle başbaşa bırakıyor. Estonya'nın Oscar adayı olan bu film, Andrus Kivirähk'ın Rehepapp romanından uyarlama... 

 

 

Black Mirror'dan önce Kamikaze 1989 vardı


Yakın gelecekte Kartel adlı büyük bir şirket bütün televizyon kanallarını ve onların yaptığı haberleri kontrolü altına almıştır. Bir bomba tehditi üzerine alkolik polis Jansen, Kartel'in merkezine gelir. Black Mirror'ın bir bölümü gibi başlayan, Rainer Werner Fassbinder'in leopar desenli ceketiyle son rolünde arz-ı endam ettiği bu distopik gerilim; bizi cinayetler, bomba tehditleri ve çeşitli komplo teorileri içerisinden geçerek, gelecekteki totaliter bir ülkenin içine yerleştirir. Kamikaze 1989; adeta Blade Runner'ın karanlık ve çıkışsız atmosferini, Batı Berlin'in punk günlerinin içinde damıtarak kendine has kehanetleriyle, distopik bir evren yaratmayı başarır. Alphaville'in kendine has mizahını ve İkiz Tepeler'in ekzantrikliğini akıllara getiren bu kült cyberpunk film; Tangerine Dreams'ten Edgar Froese'nin müzikleriyle kaçırılmaması gereken bir deneyim. Üstelik hikayesi, Per Wahlöö'nün Murder on the 31st Floor (31. Katta Cinayet) romanına dayanıyor...

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için: !f

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kusur: Türkçede herhangi bir konuda yaptığımız yanlışı anlatan ya da hatamızı belirten bir kelime. Toplumsal yaşayışımızda ve bireysel ilişkilerimizde de bu sözcükle daima karşılaşırız. Aslında, günlük yaşamımız içinde sıkça kullandığımız biçimi ise, “Kusura bakma”dır. Bu, negatif bir anlam içeriyor gibi görünse de, ilişkilerde kişiye özel bir alan açar.

James Baldwin yalnızca başarılı bir romancı değil, aynı zamanda bir deneme yazarı ve gözüpek bir insan hakları savunucusuydu. Lithub, Baldwin’in doğumunun 94. yılında, 2 Ağustos günü,  çeşitli yazı ve söyleşilerinden oluşturulmuş getirilmiş bir alıntı derlemesi paylaştı.

İzleyici koltuğunun edilgenliğinden çıkıp sinemayla farklı düzlemlerde ilişki kurmak, yeri geldiğinde yönetmenin zihninde bir filmin nasıl tasarlandığının kapılarını aralamak isteyenler için Türkçede hatırı sayılır bir külliyat oluşmaya başladı.

Nazilerin 1933 yılından itibaren toplu kitap yakma eylemlerine hız verdiği, 1945 yılına dek de bu tarihe geçecek utanç verici pratiği sürdürdüğü biliniyor. Naziler tarafından yakılan tüm kitapların bir listesini hazırlamak imkansız olsa da, 4 bin farklı yapıtın kopyalarının yakıldığı tahmin ediliyor.

Ayşe Acar, ikinci kitabı Yeşil Adam’ın henüz yayımlandığı “Yüzyıl” serisinde, üç bölgeye ayrılmış bir dünyada geçen felsefi bir bilimkurgu öyküsü anlatıyor.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.