Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bir Fil Ne Kadar Büyür?




Toplam oy: 8
Çocuklara ölüm duygusunu edebiyatla anlatmak zor iştir. Bu acıya bir de geride kalan büyüğün çektiği acıyı da ilave ettiğinizde çocuğun psikolojisini doğru bir dil ve bakış açısıyla aktarmak daha karmaşık bir hale gelir. Tıpkı Fil kitabında olduğu gibi. Annesini kaybeden küçük kız Olive’nin acısından ziyade babasının girdiği depresyona odaklanan roman, küçük kızın babasını hayata bağlama çabasını işliyor.

Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir. Bir yetişkinin girdiği depresyonla baş etme yöntemleri bir çocuğunkinden farklıdır elbette. Çocukların kendi sıkıntıları ve üzüntüleriyle baş etme yöntemleri de farklıdır. Bu tür durumlarda bir büyüğün yardımına ihtiyaç duyarlar. Ama ne olursa olsun üzüntü ve sıkıntı yaşadığımız hayata dair duygulardır.

 

Peki sevdiği bir büyüğünün depresyona girdiğini fark eden bir çocuk nasıl davranır? Bunun çözümü için bir büyüğe yardımcı olacak güçte midirler. Fil isimli roman işte bunları sorgulatan ve üzerinde düşünmemizi sağlayan bir kitap.

 

Doğrusu Peter Carnavas’ın yazdığı kitap ilk yazı deneyimi olmasına rağmen olaya çocuk gözüyle yaklaşabilme becerisi, cümle kurgusundaki dinamikliği ve sürükleyiciliği ile başarılı bir serüven sunuyor. En azından bir çocuğun sahip olduğu naif bilgeliği yakalayabilmiş olması bile kitabı anlamlı bir yere koyuyor gözümde.

Çocukların çok yakın birini kaybetme yani ölüm duygusunu edebiyatla çocuğa anlatmak zor iştir. Bu acıya bir de geride kalan büyüğün çektiği acıyı da ilave ettiğinizde çocuğun psikolojisini doğru bir dil ve bakış açısıyla aktarmak daha karmaşık bir hale gelir. Tıpkı Fil kitabında olduğu gibi. Annesini kaybeden küçük kız Olive’nin acısından ziyade babasının girdiği depresyona odaklanan roman, küçük kızın babasını hayata bağlama çabasını işliyor. Olive babasının bu üzüntülü halinde yanında büyük, gri ve ağır bir fil hayal ediyor, çocuğun gözüyle bakacak olursa hayal etmiyor fili düpedüz görüyor. İşe giderken, eve dönerken, yemek yerken bir gölge gibi babasının yanından ayrılmayan bir fil bu. Ve bu fil babasının üzüntüsünü artırdıkça artırıyor; Olive içinse yapacak tek şey kalıyor geriye: Fili göndermek. Ama nasıl?
Umut ve iyileşme macerası
Mutluluğun sandığı kadar kolay bir şey olmadığını fark eden küçük kız kahramanın bu anlamda en büyük yardımcısı dedesi oluyor. Modern hayatta artık rolü iyice zayıflayan dede-torun ilişkisini gayet güzel şekilde kitaba dahil etmeyi başarıyor yazar. Olive’nin babasının yanındaki fili gönderme planı öncesinde ortaya başka bir sorun çıkıyor: Dedesinin üzüldüğü bir anda onunda yanında beliren kaplumbağa. Küçük kız bunu dedesini neşelendirip duygulandırarak başarıyor ve kaplumbağayı dedesinden uzaklaştırıyor. Geriye tek bir sorun kalıyor: Babasının filini kovmak. Ve bu duygusunu dedesine açtığında bilge dedesi ona yardım ederek bir yöntem söylüyor ve planı birlikte yapıyorlar. Sonuçta ne mi oluyor? Evet üzgün olan babasının yanındaki kasvetli, ağır, gri fil gerçekten gidiyor ve babası eski güzel günlerdeki gibi gülümseyen bir babaya dönüşüyor.
Kitabın başından itibaren küçük kızın yanında dolaşan köpeğin de aslında küçük kızın üzüntüsünü temsil eden bir hayvan oludğunu fısıldıyor yazar kitabın sonunda. Ve sadece Olive’nin gördüğü bu köpek de kitabın sonunda küçük kahramanımızla vedalaşıp gidiyor. Bir aile olmanın, birlik olmanın, sevmenin ve birbirimizi düşünmenin güzelliğini anlatan umut ve iyileşme hikâyesi olarak okunması gereken bir kitap Fil. Kimbilir belki içimizde çöreklenen bir hayvanı fark etmemize ve ondan kurtulmamıza vesile olur.
KÜÇÜK MERAKLILARA BÜYÜK CEVAPLAR
Dört kitaplık güzel bir seri Küçük Meraklı dizisi. Bilgilendirici kısa metinler ve bol illüstrasyonlarla soru cevap şeklinde ilerleyen kitaplar okumayı bilenlerin kendi başlarına eğlenebilecekleri, okuma bilmeyenlerinse büyükleri yardımıyla çok rahat şekilde anlayabilecekleri bir formatta hazırlanmış. Kitaplarda yer alan sorular çocukların çok merak ettiği konulara yoğunlaşıyor ve tatmin edici cevaplar sunuyor. Küçük Meraklının Güneş Sistemi Rehberi, Küçük Meraklının Hayvanlar Âlemi Rehberi, Küçük Meraklının Bilim Rehberi ve Küçük Meraklının Gezegen Rehberi isimlerini taşıyan 32’şer sayfalık seri çocuklarınıza cevap vermekte zorlandığınız bir çok sorunun cevabını barındırıyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.