Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bir İnek Dünyayı Kurtarırsa…




Toplam oy: 4
Dünyayı Kurtaran İnek kitabı dil zenginliği bakımından ufuk açıcı olmasa da mizah dili ve senaryosu açısından başarılı. Klonlama gibi güncel bir konuya eğilmesi, paket sütlerin içeriğine eleştiriler getirmesi gibi önermeleri bulunan bu çocuk romanının eğlenceli dili on yaş ve üzeri çocukların ilgisini çekecek.

Bir çocuk için bir kitabı anlamlı kılan ve heyecanla okumasını sağlayan şeylerden birisi içindeki macera ve mizah sosudur. Eğer bunu günlük hayatın akışına boyayabilirseniz bu çocuk için daha cazip bir kitaba dönüşür elbette. Selçuk Ceyhan’ın yazdığı Dünyayı Kurtaran İnek romanının da yaptığı tam olarak bu.

 

Romanın konusu kısaca şöyle: Çiftlikte yaşayan kahramanımız bir inek ve adı da Kaymak. Her inek gibi hayatının anlamının ‘süt’ olduğunu düşünüyor. Bu sadece inekler için geçerli bir şey değil elbette. Birçoğumuz için de hayatın anlamı çoğu kez yaptığımız işe odaklanmak olsa gerek. Ta ki bir şeyler kafanıza ‘dank’ edene kadar... Ondan sonra bir arayışa sürükleniriz. Tıpkı Kaymak gibi. Bir yavrusu olunca hayatının anlamı tümden değişiyor Kaymak’ın. Ama bu değişen hayatı ve sevinci kısa sürüyor. Çünkü bir sabah yavrusu ortadan kayboluyor. Ve dedektifliğe soyunan Kaymak yavrusunun insanlar tarafından bir arabayla götürüldüğünü fark ediyor. Ama nereye? İşte maceranın başladığı yer burası. Yavrusunun peşinden gidip onu tekrar ait olduğu yere getirmek için harekete geçen bu inek, artık yazarın elinde inek olmaktan çıkıp kitabın başkahramanına dönüşüyor ve çocukların çok seveceği ve özümseyeceği bir format halini alıyor.

Kasapla dostluk kuran inek 

Gittiği şehirde bir kasap dükkânına giriyor Kaymak ve çiftlikteki radyodan dinledikleriyle insan sesini öğrenebildiği için kasaba derdini anlatıyor. Çok şaşıran kasap, Kaymak’a yardım etmek için şehirdeki bütün süt ve yoğurt tesislerini Kaymak ile birlikte dolaşmaya ve kaybolan yavruyu aramaya başlıyor. Kaymak kasabın evine yerleşiyor hatta. Kasap da bu durumdan faydalanarak bir sütçü dükkânı açıyor, çok başarılı olamasalar da…
İlerleyen macera boyunca inek mi insanlaşıyor yoksa kasap mı günlük alışkanlıklarını değiştirip bir inek gibi yaşamaya başlıyor bilinmez ama aralarında iyi bir dostluk oluştuğu kesin. Ve Kaymak’ın yolu kusursuz insan kopyalamaya çalışan bir grup insanla kesişiyor. Bu kopyalama deneyine katılan bütün hayvanlarla birlikte laboratuvarı yerle bir ederek dünyayı kurtarıyor. Ve tabii orada hapsedilen yavrusuna da kavuşuyor Kaymak.
Dünyayı Kurtaran İnek kitabı dil zenginliği bakımından ufuk açıcı olmasa da mizah dili ve senaryosu açısından başarılı. Klonlama gibi güncel bir konuya eğilmesi, paket sütlerin içeriğine eleştiriler getirmesi gibi önermeleri bulunan bu çocuk romanının eğlenceli dili on yaş ve üzeri çocukların ilgisini çekecek.


SEVGİ VE DOSTLUK ÜZERİNE
Büyükannesinin yaşadığı adaya pek de istemeyerek giden küçük bir çocuğun masalını ele alıyor Büyükannem ve Minik Kuş kitabı. Sıkıcı da olsa sonuçta sevgi ve dostluğa dönüşen bu tatil aynı zamanda küçük çocukların aile büyükleriyle ilişkileri ve hayvanlarla kurduğu dostluğa değinmesi bakımından önemli. Küçük çocuğun bir fırtınada bulduğu yaralanmış minik bir kuşun büyükannesiyle arasındaki bağları nasıl güçlendirdiğini anlatıyor kitap. Kitabın öyküsünün çok çarpıcı ve edebi bakımdan iyi olduğunu söylemek zor. Fakat kitabı yazan Benji Davies’in metni her ne kadar zayıf bir kurguya sahip olsa da canlı ve detaylı çizimleri kitabı güzelleştirmeye yetiyor. Çocuğunuzla birlikte okuyup, çizgileriyle hayal kuracağınız bir macera bu.
BEN ÇOCUK OLSAM…
.Ben çocuk olsam bir ineğin kahraman olduğu bu kitabın mizahî içeriğini sever ve keyifle sıkılmadan sonuna kadar okurdum.

.Kitabın çizimlerini beğenmezdim. Bir çocuk kitabı illüstrasyonundan ziyade karikatür tarzında ve basitçe çizilen çizimlerden zevk almazdım.

.Kitabın final sahnesinin çok daha vurucu ve mizah dozu yüksek olmasını dilerdim.
BEN ÇOCUK OLSAM…


.Kitaptaki çizimlere bayılırdım. Resimlerdeki detaylar arasında kaybolur ve kitaptan kendi kendime yeni maceralar çıkarırdım.

.Sanırım kitabı okuduktan sonra benim de küçük bir kuş ya da kedi gibi bir hayvanımın olmasını isterdim.

.Sıkıcı olarak bulduğum her şeyin içinde aslında bir macera gizli olduğunu keşfederdim. Evde olan büyüğüme o an sımsıkı sarılırdım.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.