Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bir suçlu portresi




Toplam oy: 6
2017 Renaudot Ödüllü Josef Mengele’nin Kayboluşu, Nazi kamplarının, dönem Almanya’sının acımasız doktoru, Ölüm Meleği olarak tanınan Josef Mengele’nin psikolojik buhranına odaklanıyor. Yazar Olivier Guez kitapta bir savaş suçlusu portresi çıkarmayı başarmış ve o suçlunun psikolojisini çok iyi yansıtmış.

Oliver Guez, Josef Mengele’nin Kayboluşu için hatırı sayılır sayıda kitap incelemiş; makaleler, haberler okumuş, Mengele’nin dolaştığı yerlerde de dolaşmış... Josef Mengele’nin Kayboluşu romanı, bir savaş suçlusunun psikolojik buhranına odaklanıyor.

 

Josef Mengele, Ölüm Meleği olarak tanınan, Nazi kamplarının, dönem Almanya’sının acımasız doktoru. Sosyal medyada kendisine sıkça rastlayabiliyoruz; özellikle ikizler üstüne yaptığı deneylerle adından hâlâ söz ettiriyor. Nazi Almanya’sı döneminde yaptıkları bilinse de, sonrasında yaşadıkları çoğu kez, özellikle de günümüz internet dünyasında, kulaktan kulağa yayılan yalanlardan ibaret. Bir başka ünlü Nazi subayı, Adolf Eichmann’ın Reich’ın yıkılması sonrası neler yaptığı kısmen de olsa biliniyor; Mossad tarafından yakalanması, İsrail’e getirilip Yahudiler tarafından yargılanması... Üstüne bir de Arendt Kötülüğün Sıradanlığı’nı yazınca, Eichmann’ın hikâyesi, karanlık, üstüne konuşulması zor bölümden sıyrılıp günümüz dünyasına gelebiliyor.

 

Mengele’yse söz konusu olan, durum biraz daha farklı. O yargılanmadı, kaçmayı başardı, Reich sonrası neler yaşadığı hakkında net bir bilgimiz yok; Yahudiler onunla yüzleşemedi. Bu sebeple, Mengele hem yaşadıklarıyla hem bir “bilim insanı” olması sebebiyle, Dr. Frankenstein’a dönüşmüş durumda. Onunla ilgili rivayetlerden biri de Brezilya’ya yerleştikten sonra, köyün birinde aniden ikiz çocuk nüfusunda büyük bir artış meydana gelmiş olmasıydı ki, Dr. Frankenstein rolüne çok uyan bu iddia, tabii ki gerçek değildi; Mengele Mossad’dan saklanmak, kendine yeni kimlikler edinmek dışında pek bir şeye vakit bulmuş gibi görünmüyor.

 

Mengele’nin izinde Latin Amerika

Olivier Guez, Josef Mengele’nin Reich sonraki hayatını kaleme almış; arada geçmişe, Mengele’nin Auschwitz’te yaptıklarına geri dönsek de, kitap Mengele’nin kaçak yaşamına odaklanıyor. Tüm bunları yaparken, dönem Latin Amerika’sına dair de bir şeyler sunuyor; Peron çiftinin ilan ettiği halkçı rejim, Peronist hareketin büyümesi, kendilerini halkın ve Tanrı iradesinin birer temsilcisi olarak görmeleri gibi, önce dönem Arjantin’ine, sonra Mengele yer değiştirdikçe dönem Brezilya’sı, Paraguay’ına değiniyor Guez. Latin Amerika, Hitler Almanya’sının çöküşü sonrası Naziler için bir karargâha dönüştüğünden, Mengele’nin diğer Nazilerle de yolları kesişiyor haliyle. Riga kasabı, otuz bin Letonyalı Yahudi’ye kıyan Eduard Roschmann; sekiz yüz elli bin Sırp, Çingene ve Yahudi’nin katili Ante Pavelic; Duce’nin ikinci oğlu Vittorio Mussolini ve daha birçok savaş suçlusu, ikamet yeri olarak kendilerine Arjantin başta olmak üzere Latin Amerika’yı seçiyor. Hal böyle olunca, organize olmaları daha kolay oluyor, birbirlerine pasaport-ikamet işlerinde yardımcı olabiliyorlar ve haliyle yakalanmaları zorlaşıyor.

 

Mengele’nin Latin Amerika’daki yaşamının gittikçe umutsuzluğa evrildiğini görüyoruz. Özellikle Eichmann’ın yakalanması sonrası psikolojik olarak çöküyor Mengele. Eichmann’ı pek sevdiği söylenemez, ama bir Nazi’nin yakalanması sıranın ona geldiğini işaret ediyor. Sağlığı da pek iyiye gitmiyor; toplama kamplarında herkese emirler yağdıran o doktor gidiyor, yerine yakalanmaktan, ölümden korkan, kaçmaktan yorulan bir adam geliyor. Yazar Olivier Guez, Josef Mengele’nin Kayboluşu’nu yazarken araştırmasını çok iyi yapmış fakat araştırmasını takdir etmek yetersiz kalacaktır. Yazmanız gereken kişi bir Nazi subayı olduğundan empati kurmak zor olabilirdi. Bir de söz konusu kişi, üstüne türlü tuhaflıklar ithaf edilen Mengele gibi ilginç bir figür olduğunda, yazar kendini bu “tuhaf” personayı anlatmaya kaptırabilir, savaş sonrası dönüştüğü muhtaç kişiyi pekâlâ kaçırabilirdi. Guez bir savaş suçlusunun portresini çıkarmayı başarmış ve o suçlunun psikolojisini çok iyi yansıtmış. Profil Kitap tarafından yayınlanan 2017 Renaudot Ödüllü Josef Mengele’nin Kayboluşu, 2020 yılında Verso Books tarafından ABD’de de yayınlanacak.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimeler üzerine düşünmeyi, kelimelerle yeni kelimeler üretmeyi seviyorum. Kelimelerin sözlük anlamları ve sonrasında kazandıkları anlamlar her zaman ilgimi çeker. Metinleri okurken cümlelerin sadece yan yana gelen kelimelerden ibaret olmadığını düşünürüm.

Bir çocuk için bir kitabı anlamlı kılan ve heyecanla okumasını sağlayan şeylerden birisi içindeki macera ve mizah sosudur. Eğer bunu günlük hayatın akışına boyayabilirseniz bu çocuk için daha cazip bir kitaba dönüşür elbette. Selçuk Ceyhan’ın yazdığı Dünyayı Kurtaran İnek romanının da yaptığı tam olarak bu.

 

Yazıya beylik bir cümleyle başlayacağım: Bütün sanat dallarının temeli edebiyattır. İster ressam olun ister heykeltıraş; ister tiyatrocu olun isterse müzisyen; eserinizle temaşa edecek veya dinleyecek ‘tüketici’ye yaşamınızdan kesitler ya da kimi tespitlerle gözlemler aktarırsınız, tıpkı edebiyatçının yaptığı gibi.

William Faulkner’ın (1897-1962) öyküleri Türkçede daha önce Bilge Karasu çevirisi Doktor Martino (Yenilik Yayınları, 1956), Ülkü Tamer çevirisi Kırmızı Yapraklar (Ataç Kitabevi, 1959), Talât Sait Halman çevirisi Duman (Varlık Yayınları, 1952) adlarıyla yayınlanmıştı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Emily’ye Bir Gül-Seçme Öyküler ile Faulkner’ın öyküleri derli toplu bir hâle geldi.

Yaşamın ta kendisi olduğu için mi yazdığını yoksa bizzat yazdığı için mi yaşamla bağ kurduğunu bilemez yazan kişi. Bir şey konuşturur onu, fakat nedir o şey? Beşiğinde dile gelen İsa gibi, daha doğar doğmaz talihin nasıl işlediğinin gizli bilgisini anlamaya yazgılıdır sanki. Bilgedir, budaladır, trajik ve gülünçtür. Ve sırf bu yüzden usta bir “yaşam acemisi” olup çıkacaktır.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.