Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bu Ölüm Hepimizin




Toplam oy: 16
Kâmil Yeşil’in çevresinde gelişiyor olaylar. Yaşayan Kâmil Yeşil’den ölüm yolculuğuna çıkan ve cennetten dünyaya bakan bir yazar var karşımızda. Yabancısı olduğumuz bir ürperti hiç bırakmıyor yakamızı.

Ölümün soğuk nefesi üzerimizde esip durdukça ürpermeye bile vakit bulamadan bir bakmışız ki hayat denen süre sona ermiş ve apar topar sonsuz yolculuğa doğru gitmeye başlamışız bile. Ölüm vardır sözü özellikle bu günlerde derin soluk alış verişlerde hepimizin üzerinde dönüp duruyor. Ölüm vardır ama biz kendimize hiç yakıştıramayız bunu. Tahtalara vurarak, dualarla, aminlerle başımızdan savuşturmaya çalışırız kendi ölümümüzü. Vakti belli olan bir yolculuğu kendimiz için ötelediğimizi sanarak dünyaya sımsıkı sarılmaya devam ederiz.

 

“Acı Kaybımız.” Bu söz ölüm için kullanılan bir vedanın dile gelen en nahif halidir. Kamil Yeşil’in Muhit Kitap tarafından yayımlanan yeni öykü kitabı Acı Kaybımız, okuyucuyu ölümle yolculuğa çıkaran ve hayat denen kısa çizgide hayat ile yaşam arasındaki dengede duran bir yerden sesleniyor. İnsan, kendisinin de yaşamak denen kaygıyı adım adım idrak ettiğini hissediyor. Yaşananlar karşısında tebessüm bile edemiyoruz. Yargı net; “Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayınız” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz. Acı Kaybımız’ı okurken bir an olsun aklımızdan çıkmıyor ölüm. Zaten ne olursa olsun aklımızdan çıkmıyor ölüm. Unutuyormuş gibi yapıyoruz. Yokmuş gibi davranarak savuşturuyoruz başımızdan Azrail’i. Biz öyle sanıyoruz aslında. Nefes gibi yanı başımızda gezen bir yoldaş var aslında. Görmezden gelsek de var.

Alemler arasında gidip geliyoruz
Hastalık ile başlıyor kitap. Hepsi de farklı birer öykü ama bir nehir öykü ile karşı karşıya olduğumuzu hissettirecek bir kompozisyon var kitapta. Hastalık, geçen süre, ölüm, cennete gidiş, geride kalanların ahvali, ağıtlar, cennette yaşananlar… Peki bütün bunları kim yaşıyor? İşte kitabı en ürpertici konuma oturtan kesit de burada duruyor. Öykülerin kahramanı Kâmil Yeşil. Öyle birinci kişili anlatım ya da hâkim bakış açısı falan değil. Bildiğimiz öykücü Kâmil Yeşil.
Kâmil Yeşil’in çevresinde gelişiyor olaylar. Yaşayan Kâmil Yeşil’den ölüm yolculuğuna çıkan ve cennetten dünyaya bakan bir yazar var karşımızda. Yabancısı olduğumuz bir ürperti hiç bırakmıyor yakamızı. Acı kaybımız derken aslında kendi ömür çizgimizi de sürekli gözden geçiriyoruz. Yeşil, bunu yaparken sürekli bir özeleştirinin keskin yüzüyle karşı karşıya tutuyor kendini. Ölüm İlanı’nda bunu birçok gönderme ile ifade ediyor. İroninin uç noktalarında geziyoruz. Kendisiyle hesaplaşıyor aslında yazar. Dünyaya bir tutam söz bırakırken herkes kendi payına düşeni alacak ama Kâmil Yeşil hep kendine seslenecek sonsuz bir kahır gibi. “Türk Edebiyatının gelişim çizgisini değiştiren bir yazardı o. (At bakalım, atış serbest nasıl olsa.) Öykü kitapları yayımlandığında yerli ve yabancı basında yankılar uyandırmıştı ve haftalarca gündemi meşgul etmişti. (Buna dair bir tane örnek göster sakalımı keserim.)” Büyük bir hesap olduğu kesin. Bundan kaçış da yok. Ölümü kendimizden uzak tutmaya çalıştıkça aslında her gün biraz daha yaklaşıyoruz kendi ölümümüze. Yerin üstü ile altı arasındaki mesafenin ne kadar olduğunu Yaratıcı biliyor. Öleceğiz ve başka bir aleme geçeceğiz. Kitap boyunca alemler arasında gidip geliyor zihnimiz. Aklımızdan hiç çıkmayan ölüm hep yanı başımızda. Biliyoruz ama sınırlı her şey. Gerçek bir aleme dair çok şeyler bilsek de bir çizgi var, ötesine geçemiyoruz. “Ne Söylerler Ne Bir Haber Verirler” isimli öyküde yerin altından fani dünyaya bir temaşa sahnesine şahit oluyoruz. Mahcubiyet ile mağlubiyet arasında kalıyoruz öylece.
“Kimsenin kimseye faydası yok burada.
Herkes kendi âleminde ve kendi derdinde.
Ama toprağın üstündekiler bunun farkında değil.
Her şeyi duyuyorum.
Ben duyduğuma göre mezardakiler de duyuyordur muhakkak.”
Marquez ve Borges şahit
Ölüme dair her şey var kitapta. Tam anlamıyla bir provanın ortasında buluyoruz kendimizi. Hayat bir yolculuk ve ölümle nihayetlenecek. Bunu adım adım yaşatıyor Acı Kaybımız. Ölüm varsa ağıt da vardır. Ağıtlar yine yürek yakan cinsten. “Türk öyküsü öksüz kaldı. / Türk öyküsü yetim kaldı. / Türk edebiyatı başsız kaldı. / Türk dili virtüözsüz kaldı. / Türk basını meselesiz kaldı. / Eyvaaah! Eyvaaah!”
Acı Kaybımız, türünün iyi örnekleri arasına girebilecek bir hakikatler kitabı. Ölüm zordur, ölümü anlatmak da… Ama kendi ölümünü anlatmak her kalemin cesaret edebileceği bir kolaylığa sahip değil. Kâmil Yeşil, damgasını vurarak yapıyor bunu. Şahitleri de Marquez ve Borges. Öykünün son cümlesi bu iki isme ait; “Vah bize! Ve helal olsun o Türk’e. Büyüsüzbüyüye ulaşmış. Çığırımıza kendi rengini vermiş, ‘kâmilesk-öykü’ yapmış.”

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.