Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Çarlık Rusya'sının Gölgesinde İki Aşık




Toplam oy: 19
Romanovlar’ın Son Evi , Çarlık Rusya’sının çözülüşünü ve 1917 Ekim Devrimi’nin ertesinde yaşanan toplumsal süreçleri hem Rus toplumuna hem de yirminci yüzyıl Avrupa’sına etkileri bakımından ele alıyor. Gerçek olaylardan ve karakterlerden esinlenen roman, yoksulluk, göç, yabancılık, yalnızlık ve aşka dair de etkileyici bir portre sunuyor.

Siyasi tarihin edebiyat üzerindeki etkisi yadsınamaz. İmparatorluklar, savaşlar, soykırım ve sürgünler özellikle roman türü için zengin malzeme sunar. Bu malzeme, yazarın eseri yazma amacına göre kimi zaman hikâyenin merkezinde yer alırken kimi zaman da yalnızca arka planı oluşturur.

 

Bazı uluslar ve olaylar edebiyat için çekici birer nesne olagelmiştir. Nazi Almanya’sı, Yahudi soykırımı, Birinci Dünya Savaşı gibi olaylar sayısız kez romanlara konu oldu. Edebiyat için elverişli topraklardan biri de kuşkusuz Rusya’dır.

 

Neredeyse bütün bir Rus edebiyatı toplumsal tarihlerinden beslenir. Çarlık Dönemi, Ekim Devrimi, Stalin ve Sovyetler Birliği ile Rus tarihi, yalnızca kendi yazarlarının değil, dünyanın başka uluslarından yazarlara da ilham verecek birçok hikâyeye gebedir. Çağdaş İrlanda edebiyatının önemli isimlerinden John Boyne’un Romanovlar’ın Son Evi isimli romanı, Rus tarihine yönelmiş Avrupalı bir örnek olarak karşımızda duruyor. Roman, Rus topraklarını üç asır boyunca yönetmiş Romanov Hanedanı’nın yıkılışına giden süreci ve yıkılıştan sonraki göç hayatını iki âşık üzerinden anlatıyor.

 

Rasputin ve çariçenin aşkı 

 

Rusya’nın Kaşin bölgesinden yoksul bir çiftçinin oğlu olan Georgi Daniiloviç Jahmenev, Rusya’yı yöneten Romanov Hanedanı’nın üyelerinden Grandük Nikolay Nikolayeviç’e yönelen suikastı önleyerek ödüllendirilir. Ödül, tahtın veliahtı küçük Aleksey’in muhafızlığına getirilmektir. Georgi, köyünden ve ailesinden alınıp Romanovlar’ın St. Petersburg’daki sarayına yerleştirilir ve görevine başlar. Kısa sürede çar ve veliaht tarafından sevilir, onların güvenini kazanır. Ancak saraya gelir gelmez çarın en küçük kızı Anastasya’ya âşık olur. Roman, gizli âşıkların tarihi dönüştürecek olaylara birinci elden tanıklığıyla ilerler.

 

 

Rusya tarihine damgasını vurmuş Romanovlar’ın 1613’te başlayan hâkimiyetleri 1917’ye kadar sürer. Halk, Tanrı’nın kutsadığına inandığı hanedan üyelerinin otokratik yönetimine gönülden bağlıdır. Ancak bu güçlü bağ Birinci Dünya Savaşı ile birlikte gevşemeye başlar. Savaşta cephelerde çok sayıda askerin hayatını kaybetmesi, halkın gıda ve yakacak gibi temel ihtiyaçlardan mahrum kalması, buna karşılık çarlığın şaşaalı ve zevke dayalı yaşamı -Çariçe ile Rasputin’in ilişkisi vb-  çarlığa karşı giderek artan bir öfkeye neden olur. Bunlara bir de işçilerin çalışma koşullarından, köylülerin işledikleri toprak üstünde söz sahibi olamamalarından kaynaklanan şikâyetler eklenince isyan kaçınılmaz hale gelir.

 

 

1917 Şubat ve Ekim Devrimleri ile Çarlık Rusya’sı yıkılır. Eserin orijinal yanı, yıkılış sürecini bireyler üzerindeki etkisi bakımından ele almasıdır. Roman bu etkiyi, hem aşk gibi naif bir izlek üzerinden giderek hem de devrim sürecinde her iki tarafa da - halk ve hanedan- eşit mesafede konumlanarak başarır. Siyasi aktörlerden çok bireyin hayatına olan etkisi üzerinden yansıtılan sürece objektif bir bakışla bakmamızı sağlar.

 

Toplumsal dönüşümlerin  bireylere etkisi 

 

Romanov Hanedanı’nın üyeleri, Rusya’nın son çarı olan 2. Nikolas, karısı, 4 kızı, tek oğlu ve birkaç hizmetçisi, Urallar bölgesindeki Ekaterinburg kentinde 17 Temmuz 1918 tarihinde Bolşevikler tarafından kurşuna dizilir. Ancak bu olay ile ilgili spekülasyonların ardı arkası kesilmez. İddialardan biri çarın en küçük kızının olaydan kurtulup bir süre yaşadıktan sonra Neva Nehri’ne atlayarak intihar ettiği, bir diğeri de Avrupa’ya kaçıp izini kaybettirdiği yönündedir. John Boyne da belki bu ikinci iddia üzerinden kurmaca bir metin kaleme almaya karar verir. Romanda Anastasya ile Georgi Paris’ten Londra’ya sürüklenen bir göç hayatı yaşarlar. Gittikleri şehirler de güllük gülistanlık değildir hani. Çift, 1981’den geriye doğru giden hikâyede yirminci yüzyılın Avrupa’sının geçtiği eşiklere bir bir tanık olur. İki dünya savaşı arasındaki gerginlik, yoksulluk, yabancılara dışlayıcı bakış travmalarla dolu yaşamlarını iyice güçleştirir. Tek tutunacak dalları birbirleridir.

 

İnsan niçin olmuş bitmiş tarihsel bir olayın romanını okur? Bizi esere yönelten motif nedir? Olaya ilişkin ayrıntıları öğrenme, konuya bütün karakterleriyle hâkim olma isteği mi? Bunu pekala tarih kitaplarından da edinebiliriz. Yoksa bütün belgesel unsurlarına rağmen sonuçta kurmaca olan metnin verdiği gizemli hazzı yaşamak için mi? Üstüne bir de sinemasal betimlemeleri, mekân ve karakter yaratımını eklersek sanırım aradığımız cevabı bulabiliriz. İyi edebiyat, tarihe mal olmuş olayı zamansızlaştırır. Okuru içine hapseder, anlık olandan uzaklaştırır. Romanovlar’ın Son Evi, tarihte önemli bir dönemin kapanışını hem Rus toplumuna hem de yirminci yüzyıl Avrupa’sına etkileri bakımından ele alıyor. Avrupalı bir kalemden çıkmasına rağmen Rus romanı atmosferini bize yaşatıyor. Kitap, has edebiyat okurunu zamansız zamanlara davet ediyor

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.