Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Cennet, Cehennem ve Araf




Toplam oy: 4
The Platform salt insan doğası, ayrımcılık ya da toplumsal eşitsizlik referanslarıyla izlenebilecek iyi bir film. Ne var ki, ona bu açıdan yaklaşan pek çok izleyicinin filmin finalini başarısız bulduğu bir gerçek. Dahası bu yaklaşım tüm anlatının, deyim yerindeyse kör göze parmak misali bariz bir alegorinin lüzumsuz uzatılması şeklinde değerlendirilmesini de beraberinde getiriyor.

Geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali İzleyici Ödülü’nü alan The Platform, kısa sürede Netflix’in en çok izlenenler listesinde kendisine yer edinmeyi başardı. Senaristliğini David Desola, yönetmenliğini ise Galder Gaztelu-Urrutia’nın üstlendiği film, uzun süre zihinlerdeki tazeliğini koruyacak gibi.

 

The Platform pek çok açıdan 2001 yapımı Das Experiment ve 1997 yapımı Cube’ün karışımı gibi görünse de kurgusunu inşa ettiği imge ve sembollerle belirgin şekilde bu ikiliden ayrışıyor. Pek çokları için sert bir toplumsal sınıf eleştirisi olarak görülen film kimileri içinse güçlü teolojik göndermeleri ve iyi hesaplanmış alegorileriyle post-modern bir İsa anlatısı. Kuşkusuz The Platform salt insan doğası, ayrımcılık ya da toplumsal eşitsizlik referanslarıyla izlenebilecek iyi bir film. Ne var ki, ona bu açıdan yaklaşan pek çok izleyicinin filmin finalini başarısız bulduğu bir gerçek. Dahası bu yaklaşım tüm anlatının, deyim yerindeyse kör göze parmak misali bariz bir alegorinin lüzumsuz uzatılması şeklinde değerlendirilmesini de beraberinde getiriyor.

Öte yandan film boyunca karşılaştığımız karakterlerin ve tanıklık ettiğimiz olayların İncil kökenli bir İsa anlatısı olarak okunması, Mecdelli Meryem’den Yahuda’ya, Eski Ahit göndermelerinden İncil’in mesajına tüm taşların yerli yerine oturmasını mümkün kılar. Goreng’in Delik boyunca her adımında aslında İsa’nın serüvenini takip edebiliriz. Şüphesiz yarattığı bu müphemlik ve farklı perspektifler teklif edebilmesi filmin en sağlam yanları. Bunun ötesinde The Platform, güçlü atmosferi, iyi planlanmış sinematografisi ve çok katmanlı yapısıyla yönetmeni Galder Gaztelu-Urrutia için başarı hanesine yazılabilecek bir film.

2020 Hugo Ödülleri aday listesi açıklandı

Bu yıl Yeni Zelanda’da düzenlenmesi planlanan 78. Hugo Ödülleri de koronavirüs salgınından etkilendi. Ne var ki, ConZealand’ın töreni çevrimiçi olarak planlamasının ardından bu yılın aday listesinin açıklanmasıyla en son 2. Dünya Savaşı yıllarında ara verilen gelenek bozulmamış oldu.
İthaki Yayınları tarafından dilimize kazandırılan Gökteki Bütün Kuşlar romanı ile tanıdığımız Charlie Jane Anders ile Eksik Parça Yayınları’nın okura ulaştırdığı Yıldız Lejyonları’nın yazarı Kameron Hurley, En İyi Roman dalında yarışan tanıdık isimler. En İyi Novella dalında ise Türk okurun Küçük Öfkeli Gezegene Yolculuk ile tanışma fırsatı bulduğu Becky Chambers ve hem Nefes hem de film uyarlaması yapılan Geliş ile tanıdığımız Ted Chiang dikkat çekiyor. Chiang’ın aynı zamanda koleksiyonunda pek çok ödül bulunan N.K. Jemisin ile En İyi Novelette dalında da yarıştığını belirtelim
Kısa kısa
.Distopya dendiğinde ilk akla gelen eserlerden olan Aldous Huxley imzalı Cesur Yeni Dünya’nın merakla beklenen dizi uyarlamasından ilk fragman geldi. Tüm zamanların en çok okunan distopyalarından olan Cesur Yeni Dünya, uzak gelecekte uyuşturucularla körleştirilmiş ve sınıflara ayrılmış bir toplumu resmediyor. NBC’nin yeni stream platformu Peacock’da yayınlanacak dizinin senaristliğini David Wiener ve Grant Morrison üstleniyor. 2020 itibariyle yayına başlayacak Peacock’a ülkemizden erişmemiz için ise bir süre daha beklememiz gerekecek.
.Ödüllü manga One-Punch Man bu defa film oluyor. İkonik süper kahraman One-Punch Man, manga tutkunlarınca çok sevildikten sonra şimdiye kadar 2 sezon yayınlanan anime uyarlaması sayesinde geniş kitlelere ulaşmıştı. Geçtiğimiz günlerde gelen haberlere göre Venom filminden tanıdığımız Jeff Pinkner ve Scott Rosenberg eserin sinema uyarlaması üzerine çalışmaya başladı bile. Tüm düşmanlarını tek yumrukta yere seren Saitama’nın beyaz perdede rakiplerini kolayca alt edip edemeyeceğini bekleyip göreceğiz.
Evde ne okusak?

Tüm dünyadaki milyarlarca insan gibi çoğumuz koronavirüs salgını nedeniyle zamanımızın büyük çoğunluğunu evde geçiriyoruz. Bu süreyi daha keyifli hale getirmek için birkaç önerim var:


Otomatik Piyano
Hiç kuşku yok ki ironi ustası Kurt Vonnegut sivri dili ve keskin zekası geçtiğimiz yüzyılın en sıra dışı yazarlarından biriydi. Okurları Mezbaha No:5 başta olmak üzere onun eserlerinde 2. Dünya Savaşı’nın insanı hiçleştirici etkileri sürebilir. Yazar Otomatik Piyano'da farazi bir 3. Dünya Savaşı’nın ardından makinelerin insanların işlerini elinden alarak onları değersiz posalara dönüştürdüğü bir distopya resmediyor.

Anlamın Yeniden Keşfi -Görünüşleri Kurtarmak
Tolkien hakkında sayısız inceleme ve değerlendirme kaleme alınmıştır. Ancak bunların çoğu onun eserini merkeze alır ki bunda eleştirilecek bir şey yok. Öte yandan bir yazar olarak Tolkien’i besleyen kaynaklardan çoğumuz habersiziz. Owen Barfied, yakın bir dostu olarak Tolkien’i etkilediği bilinen önemli bir düşünür. Öyle ki Tolkien bir mektubunda: “Hobbit’te dilbilimsel açıdan ileri sürdüğüm tek şey dil felsefesine atıfta bulunmak için geliştirdiğim garip, mitolojik metottur. Onu da Barfield’ı okumayanlar (ne mutlu ki) fark edemez.” diyecek kadar önemser dostunu. Barfield’ın eserleri mitopya anlatılarının öncüsü Tolkien’i anlamak için eşsiz birer fırsat.
Ejderha Mızrağı Serisi
Margaret Weis ve Tracy Hickman imzalı Ejderha Mızrağı eski usul diyar fantazyalarının tartışmasız en iyi örneklerinden biri. Kurgu dinamikleri açısından türün öncüsü Yüzüklerin Efendisi’nden güçlü esinlenmeler barındırsa da kendine has bir lezzet vadettiği kesin. Gedikli fantastik kurgu severlerin yakından tanıdığı seri, bir nevi açık dünya yapısında olduğu için kanona sadık kalınarak yazılmış 200’e yakın kitap mevcut. Dolayısıyla her zaman henüz dinlemediğiniz bir Ejderha Mızrağı hikâyesiyle karşılaşmanız mümkün. Elbette bunların çoğu dilimize çevrilmedi. Yine de çevrimiçi sahafları taramayı göze alanları en azından 1 düzine Ejderha Mızrağı kitabı bekliyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.