Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Charles (Hasan Abdülhaki̇m) Le Gai Eaton (1921-2010)




Toplam oy: 9
Anne ve babası İngiliz olan Charles Le Gai Eaton, 1 Ocak 1921’de İsviçre’nin Lozan şehrinde dünyaya gelir. Annesinin babası Preston Muddock bir roman yazarıdır. Fransız kültürüyle yetişmiş olan annesi kurumsal bir anlayışa karşı olduğundan, oğlunu bir agnostik olarak yetiştirir. Çocukluk yılları İngiltere’de geçen Eaton, ilk öğrenimini İngiltere ve İsviçre’deki okullarda tamamlar. Ortaöğrenimini ise İngiltere’deki meşhur Charterhouse’da (Surrey) tamamlar. Daha lise yıllarında felsefeye ilgi duyarak Kant, Descartes, Hume, Spinoza gibi Batı felsefesinde öne çıkan filozofların eserlerini okur. Ne var ki söz konusu filozofların yazdıklarının spekülasyondan başka bir şey olmadığı sonucuna varır.

Eğer hidâyet yazılmışsa bir kişinin alınyazısına, kişi ne denli farklı mecralarda dolaşırsa dolaşsın dönüp gelmesi muhakkaktır takdir olunana. Gai Eaton da Lozan’dan İngiltere’ye, Jamaika’dan Mısır’a hakikat arayışıyla gezinirken, bu yazgının izini süren son devir Müslüman entelektüellerinden birisidir.

 

Anne ve babası İngiliz olan Charles Le Gai Eaton, 1 Ocak 1921’de İsviçre’nin Lozan şehrinde dünyaya gelir. Annesinin babası Preston Muddock bir roman yazarıdır. Fransız kültürüyle yetişmiş olan annesi kurumsal bir anlayışa karşı olduğundan, oğlunu bir agnostik olarak yetiştirir. Çocukluk yılları İngiltere’de geçen Eaton, ilk öğrenimini İngiltere ve İsviçre’deki okullarda tamamlar. Ortaöğrenimini ise İngiltere’deki meşhur Charterhouse’da (Surrey) tamamlar. Daha lise yıllarında felsefeye ilgi duyarak Kant, Descartes, Hume, Spinoza gibi Batı felsefesinde öne çıkan filozofların eserlerini okur. Ne var ki söz konusu filozofların yazdıklarının spekülasyondan başka bir şey olmadığı sonucuna varır.

 

Dedesinin etkisiyle roman yazma girişiminde olsa da bir süre sonra bu hayalinden vazgeçer. Gai Eaton, Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Kings College’da iki yıl tarih eğitimi aldıktan sonra The Royal Military College’da kaydolarak askerî eğitim alır. Bu esnada felsefî romanlarıyla tanınan Leo Myers ile temas kurar. Eaton’a Doğu dinleri üzerine okumalar yapması tavsiyesinde bulunan Myers, özellikle Vedanta’nın kendisi için yeni ufuklar açacağını belirtir. Eaton hatıratında, “birlik” fikri üzerine bina edilen Vedanta ile iştigalinin ileride İslam’ı seçmesinde büyük rolü olduğunu dile getirmektedir. Yine Vedanta öğretisi üzerine yaptığı okumaların sonucunda entelektüeller arasında okunan Guénon ve diğer Gelenekselcilerin yazılarıyla karşılaşır. Sonraları Eaton’ın yazılarında merkezî bir tema haline gelecek modernizm eleştirisinin tohumları, bu sıralarda atılmıştır. Askerî eğitiminin ardından, geçimini yönetmen yardımcılığı ve aktörlükle sağlamaya çalışır. 1944’te evlense de bu evliliği kısa ömürlü olur. Bir süreliğine Jamaika’ya giden Eaton, çok geçmeden İngiltere’ye döner. Batı düşüncesi ve Doğu dinlerine ilişkin yazılarından oluşan The Richest Vein: Eastern Tradition and Modern Thought isimli kitabı, meşhur şair ve yayıncı T. S. Eliot tarafından 1949’da yayınlanır. Bir yıllığına İngiliz Edebiyatı dersleri vermek üzere Kahire’ye gider. Tevâfuk bu ya, o sıralarda Kahire’de bulunan Martin Lings (Sidi Ebubekir Sirâceddin), Eaton’ın İslam’ı ve tasavvufu tanımasına vesile olur. 1951’de otuz yaşındayken Martin Lings’in evinde şehâdet getirerek Müslüman olur ve Hasan Abdülhakîm ismini alır.

 

Kahire’den tekrar Jamaika’ya dönen Eaton, 1954 yılına kadar orada öğretmenlik ve gazetecilik yapar. 1956’da Jamaikalı bir ressamla evlenen Eaton, 1959’da İngiliz Hariciyesinin bir yetkilisi olarak Jamaika’da göreve başlar. Madras, Gana ve Trinidad’da görev yaptıktan sonra 1974 yılında İngiltere’ye döner. 1975 yılında Martin Lings ile tekrar irtibata geçerek Şâzeliyye’nin Derkâviyye koluna intisap eden Eaton, Lings ile birlikte şeyhleri Frithjof Schuon’u (İsa Nûreddin) ziyaret için Lozan’a gider. Gai Eaton 1977’de Hariciyeden emekli olarak ömrünün geri kalan kısmını İslami faaliyetlere hasreder. 1977’de ikinci kitabı olan King of the Castle: Choice and Responsibility in the Modern World yayınlanır (kitap iki ayrı yayınevi tarafından Kalenin Kralı ve Beşerin Kumdan Kaleleri isimleriyle yayınlanmıştır). 1978 yılında Londra Merkez Camii’nin bir yayını olarak çıkan The Islamic Quarterly dergisinin editörlüğünü üstlenir. Merkeze finansal yardımda bulunan Suudi hükümetinin tasavvuf karşıtı söylem ve tutumlarına rağmen, bu görevi yirmi iki yıl yürütmüştür. Aynı şekilde, İngiltere’deki Müslümanlara destek olmak için 1996’da kurulan yaklaşık beş yüz ulusal ve bölgesel kurum, cami ve derneğin çatısı altında yer aldığı The Muslim Council of Britain’ın kurucuları arasında yer alır.

Müslümanlar için iftihar kaynağı
Günlerini konferanslar, yolculuklar ve telifatla geçiren Eaton’ın, 1985 yılında İngiliz dilinde İslam ile alakalı en anlaşılır kitaplardan biri olarak kabul edilen Islam and the Destiny of Man (İslam ve İnsanlığın Kaderi) ve 2000 yılında da Remembering God: Reflections on Islam (Tanrı’yı Hatırlamak) isimli eserleri yayınlanır. Vefatından kısa bir süre önce ise A Bad Beginning and the Path to Islam isimli otobiyografik eseri yayınlanır. İngiltere ve civarındaki Müslümanlar için hayatı ve fikirleriyle bir iftihar kaynağı olan Gai Eaton, 26 Şubat 2010’da Mahbub’una kavuşur.
Modern dönemde, görünmez ve derinlere uzanan kökleriyle bir medeniyeti bir arada tutan bağların kopma noktasına geldiğini dile getiren Eaton, herkesin şahsi bütünlüğünü korumak ya da yakinî bilginin yerini alan yeni bir fanatizm arasında tercihte bulunmak durumunda kaldığını aktarır. Batı'da bu durumun bir sonucu olarak “gelenek” sırra kadem basmıştır. Asırlarca beşerî düşünce ve fiillerin üzerinde ilerlediği izler neredeyse silinmiş ve insanlık da yol geçmez bir sahrada korunaksız kalıvermiştir.
Bu sersemletici labirentten çıkış yolu, etrafımızda Rahmân’ın âyetlerini, işâretlerini aramaktan geçer. Bu da olgunluk içinde muhafaza edilen bir çocuk gözüyle, diğer bir deyişle, bir bozulmamışlık halinin muhafazasıyla gerçekleştirilebilir. Bir çocuğun bakışı, Elçi’nin “Rabbim, hayretimi arttır” niyazında açığa çıkan bir yenilenmeyi tazammun eder. “Gözler körelmez; lâkin sînelerdeki kalbler körelir” ayetinde vurgulandığı üzere, ilerleyen zamanla birlikte beliren endişeler yüzünden sönmeye yüz tutan basiret, kalbe iman nurunun yerleşmesi ve böylece kalbin görme melekesine yeniden kavuşmasıyla eski keskinliğine kavuşabilir.
Charles (Sidi Hasan Abdülhakim) Le Gai Eaton, ömrü boyunca İslam’ın vakar ve âdâb anlayışının insanı yenileyici rolüne vurguda bulunan bir entelektüel olarak yalnızca İngiltere’de değil dünyanın birçok beldesinde aslî vatanlarına dönüş yolları arayan hakikat yolcusu “gurbetçiler” için örneklik teşkil eden bereket içre bir hayat sürmüştür. Selam olsun o “garipler”e.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.