Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

"Charlie Brown, Snoopy, Linus, Lucy... Sizi nasıl unutabilirim"




Toplam oy: 1172
"Mutluluk sıcak bir battaniyedir," ya da bir sahafta rastgele bulunmuş bir kitap.

Peanuts ve Schulz ile tanışmamı hiç unutmuyorum. Ortaokula gidiyordum; İzmirliler bilir, o zamanlar ikinci el yabancı dil kitapların çoğu Alsancak'ta, Sevgi Yolu'ndaki sahaflarda bulunurdu. Bir gün okul çıkışı İngilizce hikaye kitabı aramak için soluğu orada almıştım; üst üste yığılı, nispeten ince kitapları karıştırırken kapağı yırtılmış bir Peanuts (Think Thinner, Snoopy) kitabı bulup birkaç sayfasına göz attıktan sonra kitabın neredeyse yarısından çoğunu orada okuyuvermiştim. 

Kitabı da aldım tabii. Sonra defalarca okudum, anlamadığım espriler de oldu; yıllarca sahaflardan Peanuts'la ilgili ne bulduysam topladım (hâlâ da topluyorum). Her yıla mutlaka Peanuts takvimiyle ve her güne bir Peanuts karikatürüyle başlıyorum; kötü bir gün geçirdiğimde eve koşup Snoopy, Charlie Brown, Woodstock ve diğerlerine sığındığım oluyor; Peanuts-severlerle çok iyi anlaşıyorum, Schulz Müzesi'ni görmeden ölmek istemiyorum...

 

Benim Peanuts'la kişisel tarihim böyle başladı ve gelişti; ilk Peanuts karikatürünün Amerika'da yayınlanışı ise tam 64 yıl önce bugüne denk geliyor. 2 Ekim 1950'de Peanuts; The Washington Post, The Chicago Tribune, The Minneapolis Star-Tribune, The Allentown Call-Chronicle, The Bethlehem Globe-Times, The Denver Post ve The Seattle Times olmak üzere yedi ayrı gazetede birden yayımlanmıştı. Yaratıcısı Charles M. Schulz'ün kendi hayatından birçok detay barındıran Peanuts karikatürleri, yaklaşık 50 yıl boyunca 2000’in üzerinde dergide yayımlandı, 75 ülkede 355 milyondan fazla okuyucuya ulaştı ve 21 dile çevrildi.

 

Neredeyse yarım yüzyıl boyunca düzenli olarak çizdiği ve "çocukluk hayalim" dediği Peanuts'a veda ettiğinde 77 yaşındaydı Schulz. Bir gece uyanıp kendi kendine, "Tüm bu küçük insanlar da kim? Hayatımın sonuna kadar onlarla yaşamak zorunda mıyım?" demiş. İlginçtir ki, 13 Şubat 2000'de, bir cumartesi gecesi uykusunda hayata gözlerini yumduğundan birkaç saat sonra pazar postasında, "Charlie Brown, Snoopy, Linus, Lucy... Sizi nasıl unutabilirim," diye sonlandırdığı bir veda mektubuyla birlikte son bant karikatürü yayımlanacaktı.

 

 

Schulz, Peanuts ismini hiç sevmemiş...

 

 

Charlie Brown'ın melankolisi, Snoopy'nin neşesi, Linus'un bilgeliği, Lucy'nin huysuzluğu, Peppermint Patty'nin şaşkınlığı, Peanuts'taki bütün aşkların karşılıksız olması, bütün beyzbol maçlarının kaybedilmesi, bütün sınav sonuçlarının "D eksi" olması, Linus'un her Cadılar Bayramı Büyük Balkabağı'nı (Great Pumpkin) umutsuzca beklemesi ve Balkabağı'nın hiç gelmemesi, yüzünü hiç göremediğimiz Kızıl Saçlı Küçük Kız (Little Red Haired Girl)...

 

İlk Peanuts karikatürü

 

 

İşte, Peanuts ve Schulz'e dair kısa kısa:

 

- Aslında Schulz, bant karikatürlerine Li'l Folks adını vermiş fakat 1930'larda yayımlanan Little Folks adlı çizgi film nedeniyle telif hakları problemi yaşanabilir diye bu ismi değiştirmek zorunda kalmış. Karikatür köşesine Charlie Brown ya da Good Ol' Charlie Brown adını önerdiyse de, diğer seçeneklerin de bulunduğu listeden Peanuts seçilmiş ve hayatının sonuna kadar Schulz bu ismi hiç sevmemiş.

 

- Charlie Brown'ın babası gibi, kendi babası da bir berber olan Schulz; matematik, fizik, İngilizce ve Latince derslerinde başarısız ve tıpkı Charlie Brown gibi birçok şeye kötü başlayıp başarısızlıkla sonuçlandıran, çok utangaç bir çocukmuş.

 

- Charles Schulz'ün kendi kişiliğinden çok şey kattığı Charlie Brown karakteri ismini Schulz'ün sanat okulundaki yakın bir arkadaşından almış.

 

- Charles Schulz'ün hayatı boyunca birçok köpeği olmuş; Snoopy'yi yaratırken ise en büyük esin kaynağı 13 yaşındayken sahip olduğu Spike adlı köpeğiymiş.

 

- Adını sık sık duyduğumuz ama kendisini hiç görmediğimiz, Charlie Brown'ın umutsuz aşkı Kızıl Saçlı Küçük Kız ise Schulz'ün bir dönem ders verdiği sanat okulunda çalışan muhasebeci Donna Johnson'a olan aşkını ölümsüzleştirme çabası sonucu ortaya çıkmış. Schulz'ün evlenme teklifini reddedip bir itfaiyeciyle evlenen Johnson'ın kırdığı kalp, Schulz'ün kendisiyle özdeşleştirdiği Charlie Brown'a miras kalmış.

 

- Schulz'ün ailesi ve özellikle çocuklarıyla yaşadıkları da karikatürlerinde sıkça yer bulmuş. Schroeder'i sürekli başında gördüğümüz oyuncak piyanosu Schulz'ün en büyük kızı, Peanuts'ın baş karakterlerinden, huysuzluğuyla tanıdığımız Lucy'ye de esin kaynağı olan Meredith'e aldıkları oyuncak piyanoymuş. Yine, "Yaptığımız bazı şeyler bir şekilde, mutlaka karikatürlere yansıyordu," demiş Schulz'ün oğlu Craig Schulz, "O anda oyuncak helikopterimizi uçuruyorsak, babam da Snoopy'nin kulaklarını pervane gibi çiziyordu."

 

- Schroeder'in Beethoven sevgisi ise Schulz'ün klasik müzik tutkusundan geliyormuş; ancak Schulz'ün en sevdiği besteci Brahms'ken, "Brahms" "Beethoven" kadar komik bir kelime olmadığı için "Beethoven"ı seçmiş.

 

- Schulz bir gün, komik suratlı bir çocuk çizip bu çizimi sanat okulundan sınıf arkadaşı Linus Maurer’e göstermiş. Linus Maurer çizimi çok beğenince bu karakteri Peanuts’a dahil etmeye, adını da Linus koymaya ve Linus’un Lucy’nin kardeşi olmasına karar vermişler.

 

- Pigpen karakterine Schulz'ün Colorado'da yaşayan ve çocuklarına "Pigpen"gibi ilginç isimlerle seslenmeyi seven bir arkadaşı ilham vermiş.

 

- Linus'un yanından ayırmadığı çok kıymetli battaniyesi İngilizceye yeni bir kelime kazandırmış: "Security blanket." Bu battaniyenin esin kaynağı ise Schulz’ün çocuklarının oyun oynarken evin içinde oradan oraya dolaştırdığı battaniyeymiş.

 

- Kendi çocuklarının yaralanması ya da dışarıdayken başlarına bir şey gelmesi konusunda çok endişelenen Schulz, Peanuts'ın ilk yıllarında çocukları dış mekan sahnelerinde, hep kaldırımda otururken resmetmiş.

 

- Beatles'ın The White Album'ünde yer alan, 22 Kasım 1968 çıkış tarihli Happiness is a Warm Gun şarkısı ise Schulz'ün ünlü "Happiness is a warm puppy" tanımına ve daha sonra aynı adlı kitaba esin kaynağı olmuş.

 

- Snoopy, Linus ve Pigpen, 1960'ta Ford'un Falcon model arabasının reklamlarında yer almış.

 

- NASA'nın 1969'daki Apollo 10 görevinde kullandığı uzay keşif modulüne Snoopy, komuta modülüne ise Charlie Brown ismi verilmiş.

 

- 1989'da Schulz, yılda 32 milyon dolarlık geliriyle, Forbes'in "eğlence sektöründeki en zengin on kişi" listesindeymiş.

 

- 2 Ekim 1950'de ilk yayımlanan karikatürle tanıştığımız Charlie Brown, zigzag desenli ünlü tişörtüyle ise ilk kez 21 Aralık 1950'de yayımlanan karikatürde görünmüş.

 

- Bir keresinde Schulz, aynı zamanda Beetle Bailey'nin yaratıcısı olan yakın arkadaşı Mort Walker'a, "Bu, duyduğum en aptalca şey!" demiş ve hemen ardından, "Özür dilerim, bunu söyleyen ben değildim, Lucy'di," diye eklemiş.

 

- Schulz'ün karikatürlerinde yetişkenlere yer vermemesinin sebebi bantların 1,5 inç yüksekliğinde olmasıymış; 1,5 inç yüksekliğinde bir bantta da yetişkenleri ayakta dururken çizecek yeterli alan olmuyormuş. Bu nedenle yetişkinlere yalnızca çocukların konuşmalarında "bahsedilen" öğretmenler ya da ebeveynler olarak yer vermiş.

 

- Schulz karikatürlerini "Strathmore 3-ply" cins kağıda Hint mürekkebiyle çiziyormuş. Yazılar için "Speedball C-5" kalem, karikatürler için ise "Esterbrook 914" marka dolmakalem kullanıyormuş. Bu dolmakalem için kalem ucu üreten şirketin kapandığını öğrendiğinde ellerinde kalan tüm kalem uçlarını satın almış.

 

- Schulz'ün çok düzenli çalışma saatleri varmış. Pazartesi-cuma, sabah 9'dan akşamüstü 4'e kadar çalışır, sonraki haftaların karikatürlerini de hazır etmek için her hafta yaklaşık 7 bant çizermiş. Fikirlerini netleştirene kadar eskizlerini çizgili kağıt üzerinde çalışırmış. Bir bantı çizme süresi 10 dakika ile 1 saat arasında değişirmiş ama pazar günleri yayımlananları çizmesi çok daha uzun sürermiş.

 

- Schulz hiçbir zaman bir asistana ihtiyaç duymamış ve çizdiği son karikatüre kadar tüm işi kendisi üstlenmiş; çizgileri koyulaştırmak ya da kurşunkalem izlerini silmek için bile kimseden yardım almamış. 1981'de geçirdiği kalp ameliyatı sonrasında elleri titremeye başladığında bile işlerini kendi yapmayı sürdürmüş.

 

 

Neredeyse yarım yüzyıl boyunca milyonlarca insan tarafından takip edilen Peanuts belki de "gerçek hayata" bu kadar benzediği için dünyanın en sevilen karikatürü olmuş, hâlâ da yeni hayranlar kazanmaya devam ediyor.

 

Charlie Brown, Snoopy, Lucy, Linus... ve elbette Charles Schulz... Sizi nasıl unutabiliriz!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.