Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

ÇizgiRoman // 2017’nin ardından...



İyi
Toplam oy: 256
Çizgi roman yayıncılığında, bir başka altın çağın içinde olduğumuz iddia edilebilir.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır. Buna karşılık, 2009 yılında NTV Yayınları’nın televizyon destekli satış kampanyasıyla çizgi romanların iki yıl boyunca ülkenin en çok satan kitapları arasına girdiği hatırlatılır. Bugün, aşağı yukarı son altı yedi yıldır yüzde 3 gibi büyümeyle devamlılık gösteren bir piyasa ve satış hacminden söz edebilmek mümkün. Ayda ortalama elli yeni kitap/albüm çıkıyor; geçmişle kıyaslarsak, yetmişli yıllarda dahi bu çeşitlilikte bir yayın yelpazesinin olmadığını belirtelim. Bu yönüyle bir başka altın çağın içinde olduğumuz bile iddia edilebilir. Yüksek satışlı olmamalarına karşın önemli çalışmaların tercüme edildiği, nitelik olarak yenilikçi eserlere ilgi göstererek cesur denemelerde bulunulduğu söylenebilir.

 


Geçtiğimiz yılı temel alarak çizgi roman yayıncılığı hakkında bir iki not düşelim. Japon çizgi romanlarının (mangalar) popülerlik kazanmaları bizim piyasamız için evveliyatı olmayan yeni bir gelişme. Öyle ki, “Teksas Tommiks” gibi isimleri yıllarca çizgi romanla özdeşleşmiş olan İtalyan çizgi romanlarına (fumettiler) denk sayılabilecek bir piyasa oranına birkaç yıl içinde ulaştılar. Yayımlanan çizgi romanların yüzde 18,7’sinin fumettilere, yüzde 17,3’ünün mangalara ait olması önemli bir değişimi işaret ediyor. Biri azalıp diğeri yükselirken, biri geçmişi diğeri geleceği temsil ediyor sanki. Tarihsel olarak bizim yayıncılarımızın çizgi roman tercihleri ve çeviri kaynakları geçen yüzyıl boyunca Fransızca ve İtalyanca oldu, bu tercih on beş yıldır İngilizceye evrilmiş durumda. Amerikan çizgi romanlarının sinema ve televizyon uyarlamalarının yapılması çevirileri hızlandırmış görünüyor. Yabancı çizgi romanlar piyasada ezici bir üstünlüğe sahipler; çıkan yayınların yüzde 91,6’sını oluşturuyorlar, bu toplamda en büyük paya yüzde 43,5 ile Amerikan kaynaklı çizgi romanları, en az orana ise yüzde 12 ile frankofonlar sahip. Çizgi roman yayıncılarının yayın listelerine bakıldığında yerli albüm sayısının parmakla sayılabilecek kadar sınırlı sayıda olması hemen fark edebiliyor. Özge Samancı’nın otobiyografik nitelikli bir büyüme hikayesi olan Bırak Üzülsünler (İletişim Yayınları), Şekip Davaz’ın masalsı dili ve hafif temposuyla öncü nitelikli çalışması Kedo: İstanbul’a Bir Masal’ın yeni basımı (Karakarga Yayınları), M. K. Perker’in yıllar önce Lemanyak dergisinde tefrika edilmiş Insomnia Café (Karakarga Yayınları) göze çarpan yerli albümler oldular. Yetmişli yıllarda çizgi romandan uzaklaşan Hikmet Yamansavaşçılar, romantik bir iddiayla başladığı Karabala tarihi çizgi roman serisine devam ederken; Selçuk Ören, süregelen Şehzade Yangını çalışmasını yarım bırakarak Kasap adlı yeni bir seriye başladı. Oky’nin Zavallı Polat (Marmara Çizgi), Cengiz Üstün’ün Kaptan Onedın (Marmara Çizgi), M. K. Perker’in Ece (Karakarga) ve Nuri Kurtcebe’nin Gaddar Davut (1984 Yayınevi) çizgi romanları yılın dikkat çeken tefrika derlemeleriydi.

Karakter odaklı “yavaş hikayeler”

 

Tüm dünyada Amerikan ve Japon çizgi romanlarının hakimiyeti görülüyor, yerel üretimler her yerde azalmakla birlikte iç pazarda daha çok konuşuluyor ve daha çok satabiliyorlar. Türkiye’de de benzer bir durum var, İlban Ertem’in Puslu Kıtalar Atlası uyarlaması, Uğur Gürsoy’un Fırat’ı geçen yılların çok-satarları oldular. Düşük pazar payına rağmen yerli çizgi romanın her yıl bir çoksatar çıkarması daha yüksek bir potansiyele sahip olduklarına işaret ediyor. Diğer yandan bu çelişkili durum yeni sayılamaz; yerli çizgi roman üretimi, yabancılarla rekabet edecek devamlılığa ve satış gücüne oldum olası sahip değildi. Gırgır’ın yüksek satışlara ulaştığı ve ziyadesiyle yeni yazar-çizerin çıktığı dönemlerde bile albüm-kitap piyasasında bir ağırlığı olmamıştı. Üreticilerimizin yeni işleri değil de dergi ve gazetelerde çıkmış eski çalışmalarını derleyerek yeniden yayımlamayı tercih etmeleri bunun bir sebebi olarak gösterilebilir. Bir iki istisna dışında daha önce tefrika edilmiş çalışmalara okurun yeterince ilgi göstermemesi sürpriz olmasa gerek. Bilemiyorum, albümlerin çok sayfalı olması da bir etken olabilir... Bugün çıkan kitapların sayfa ortalamasının 160’ın üzerinde olması, okuru mutlaka etkiliyor. Bizim çizerlerimiz bu kadar çok sayfalı üretimleri çok nadir yapabiliyorlar, bu da bir handikap sayılabilir. Ama galiba asıl farklılık vurgusunu anlatılan hikayelerle ilişkili olarak düşünmek gerekiyor. Bizim hikayelerimiz komik çizgili underground eğilimli, mizah dergilerinden çıkan bir auradan besleniyorlar. Dergilerimiz artık çok az sattığına ve teker teker kapanma noktasına geldiğine göre çizgi romanların mesele ettiği hikayelerin değişmesi şart, burası çok açık. Underground çizgi romanlar, Amerika ve Fransa’da grafik romana evrildikleri için bence o yöne yoğunlaşıp, daha edebi ve karakter odaklı “yavaş hikayeler” anlatmayı denemeliler.

 


Yazının son kısmını yılın albümlerine ayıracağım. Hatırı sayılır bir kısmına yıl içinde bu köşede ayrıntılı olarak değinmeye çalıştım. Meraklısı için Moebius-Alejandro Jodorowsky ikilisinin ünlü Incal serisini (Gerekli Şeyler), Cyril Pedrosa’nın Üç Gölge’sini (BAOBAB), David B.’nin kült eseri Epileptik (Karkarga) albümünü ve Flao’nun Kililana Şarkısı’nı (Dokuzuncu Sanat) ayrıca tavsiye etmek isterim. İlki, uzun ve kapsamlı bir hikaye evreninin başlangıç cildini oluşturuyor; dizinin senaristi Jodorowsky, farklı çizerlerle (Gimenez, Watson, Ladrönn vd) devam ettiği seriyi çeşitli yan hikayelerle, öncesi ve sonrasıyla uzun uzun anlatmayı sürdürüyor. İlk ciltteki bölümler, en azından başlangıçta tefrika sıkışıklığıyla biraz hızlı ve kopuk görünüyorsa da giderek oturan farklı bir tahkiye temposu ve zeka dolu buluşlar içeriyor. Serinin bilimkurgu ve fantastik anlatı evreninin en önemli çizgi romanlarından biri olduğunu ekleyeyim. Üç Gölge ise Pedrosa’nın şaşırtıcı çizgileriyle anlattığı bir Borges hikayesini andırıyor, hem büyük bir çizerle tanışmak hem de naif bir anlatı okumak için şahane bir fırsat. Grafik romanla ilgili aralıklarla en iyiler listeleri yayımlanır; Epileptik, hemen her zaman bu listelerin içinde yer alır. Zor bir meseleyi yüksek bir enerjiyle anlatma mahareti gösteriyor olması bunun en önemli nedeni. Kililana Şarkısı ise, umut ve hayal kırıklıklarını, yoksulluğu, sınıf atlama ve kurtulma arzusunu iyi anlatan güçlü bir kara hikaye… Flao’nun yıllar önce yaptığı bir Doğu Afrika gezisinden ilham alınarak üretilmiş gerçekçi bir anlatı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Tavuk tandır aldım tepsiye. Pilav üstü az kuru, lahana sarma, yanına çorba, salata ve ayran.” Bu cümleleri bir bilimkurgu hikâyesinden okuma ihtimaliniz nedir? Müfit Özdeş’i okumadıysanız buna ihtimal vermezsiniz elbette. Ancak okuduysanız bu soruyu sormamın ne kadar abes olduğunu en iyi siz takdir edeceksiniz.

 

Bir kütüphane için sahip olduğu kitapların çeşitliliği, niteliği ve sayısı başlıca gurur kaynağı ama modern kütüphaneler sahip oldukları kitaplardan çok daha fazlası artık; tasarımıyla, teknolojik donanımıyla, sahip oldukları kitap dışı koleksiyonlarıyla, neredeyse bir müze olabilecek denli geniş eserleriyle...

Bağımsız bir yayınevi olan İstos tarafından yayınlanan Yunankarası, on bir farklı Yunan polisiye yazarının Türk okurlar için özel olarak kaleme aldığı, hepsi birbirinden nitelikli on bir polisiye öyküden oluşuyor.

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

“Yatağımda uzanırken dağ tırmanışıyla ilgili bir kitap okumak hoşuma gidiyor” diye yazıyor Jeanette Winterson. Nan Shephard’ın The Living Mountain (Yaşayan Dağ) adlı biyografik-coğrafi keşif kitabından söz ediyor.

 

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.